Sesim sınıfın ortak sesidir!

Ankara için Kızılay Meydanı zorlanmalıdır, Güvenlik-Sen 1 Mayıs'ta Kızılay Meydanı'nda olacak..

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 24 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

Alınteri: Merhaba Alınteri gazetesinden geliyoruz. Sizi tanıyabilir miyiz?



Ömür Tekin: Merhaba dostlar hoşgeldiniz. İsmim Ömür Tekin, geçmişte çiftçilikle uğraşmış yoksul bir köylü ailenin 3 evladından ilkiyim. Askerden geldim geleli yani 8 yıldır farklı iş kollarında çalışmaktaydım, son olarak Özel Güvenlik işinde 5 yıldır çalışıyorum. En son Çankaya Belediyesi'ne ğüvenlik ve koruma hizmeti veren Düzey Güvenlik taşeron şirketinde 5 ay kadar çalıştım.



 



Alınteri: İşten atılmanızdan bugüne kadar gelen süreci bizimle paylaşabilir misiniz?

Ömür Tekin: Çankaya Belediyesi'nin Park ve Bahçeler biriminde 2 Temmuz Parkı'nda çalışıyorken 31 aralık 2013 tarihinde sgk çıkışım yapılarak iş akdim ihbarsız ve tamamen hukuksuz bir şekilde feshedilmiş. Ben bunu 4 Ocak'ta şirket yetkilisinin beni 6 Ocak günü yanına çağırmasıyla öğrenmiş oldum. O süre zarfında sigortasız bir şekilde çalıştırıldım. 6 Ocak tarihinde şirket yetkilisi şirketin ihale sürecinde olduğunu ve daralmaya gittiklerini öne sürerek işten çıkarıldığımı bildirdi. Aynı gün yerime bir başka özel güvenlik emekçisi arkadaşımın işe alındığını öğrendim. Yani ortada bir daralma söz konusu değildi. Şirket yetkilisiyle tekrar görüştüğümde ise bu kez Çankaya Belediyesinin benimle çalışmak istemediğini söyledi.



Komik olansa Çankaya Belediyesi'nin elinde beni işten çıkarmaya değer hiçbir tutanak veya kaydın olmayışıydı hatta haberleri dahi yoktu, bunu o zamanki belediye yönetimiyle yaptığımız görüşmelerden anladım. Tabii ki işten çıkarılmamın asıl nedeni hakkını arayan sendikalı bir işçi ve o işyerinde sendikal mücadelenin öncüsü olmamdı.



 



Çankaya Belediyesi üst işveren olmasına rağmen çözüme dönük herhangi olumlu bir adım atmayınca 97 gündür devam eden direnişimiz başladı. Çankaya Belediyesi önünde bir masa açtım ve imza topluyor, kamuoyu yaratmaya çalışıyorum. Direnişimizin başından itibaren taşeron şirketin hakkımda uydurduğu dedikodularına ve beni, mücadelemi ve sendikamı yıpratma girişimlerine muhatap oldum.



 



Tabii ki işten çıkarılma sebebim olarak taşeron şirketin ortaya koyduğu iddialar da temelsiz ve uydurmaydı. Direnişin başlarında her hafta Cumartesi günü Yüksel Caddesi'nden Çankaya Belediyesi önüne yürüyüşlerimiz oluyordu ama ülkenin hızlı değişen gündemi ve zaman zaman yaşanan toplumsal reflekslere ben de kayıtsız kalamıyorum bu nedenle yürüyüşlerimizi iptal ettik. Bugünlerde Çankaya Belediyesi'nin yeni yönetimiyle bir görüşme çabamız var ve direnişimiz o görüşmeye bağlı olarak ya sonuçlanacak ya da yeni bir evreye girecek.



 



Alınteri: Zabıta ya da polis tarafından herhangi bir baskıyla karşılaştın mı?

Ömür Tekin: Hayır zabıtalardan herhangi bir baskı cebir görmedim ama polislerin ellerinde telsizlerle etrafımda dolaşması tabii ki psikolojik bir baskı şeklidir bunu hemen hemen her gün yaşıyorum.





Alınteri: Sendikanın yaygınlığı ülke çapında ne düzeyde? Bizi bilgilendirebilir misin?

Ömür Tekin: Sendikamız Özel Güvenlik İşçileri Sendikası Güvenlik-Sen bundan 1 yıl evvel kuruldu, ülkenin bir çok ilinde İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerde ve en ücra köşelerinde bile temsilcilikler kuruyoruz. Sendikamıza ilgi son günlerde daha yüksek ve direnişle birlikte sendikal hakkımızın olduğunu bilmeyenlere de ulaşmış olduk, üye sayımız giderek artıyor. On binlerce işçinin taşeron şirketlerin çatısı altında asgari ücretle günde 12-15 saate varan sürelerle, kıdem ve ihbar tazminatı gibi temel güvencelerden yoksun, yıllık izinleri ve birçok sosyal hakları gasp edilerek çalıştığı bir sektörde demokratik ve bağımsız bir sınıf ve yaşam örgütü olarak kuruldu.



 



Alınteri: Sendikanın bu direniş boyunca tutumu ne oldu?

Ömür Tekin: İşten çıkarıldığım günden itibaren sendikam yanımda ve direnişimi sahiplendi, tamamen gönüllü kişilerden oluşan, avukatlarımızdan tutun da örgütlenme uzmanlarımıza kadar hepsi büyük bir gayret gösteriyorlar. 4 aydır bir gelirim olmadığı için sendika bir dayanışma fonu oluşturdu ve ekonomik anlamda da destek olunuyor.





Alınteri: Özel güvenlikçiler giderek yaygınlaşıyor bu kesimin örgütlenmesinde ne gibi sıkıntılar yaşanıyor?

Ömür Tekin: Aslında özel güvenlik alanı oldukça yeni bir alan ve bir mücadele geçmişi yok. Sendikalar Kanunu'nda 2012 yılında yapılan değişiklikle yeni tanımlanan 19. işkolunda sendika kurma ve yönetme hakkına sahip olduk. Sadece özel güvenlik işçileri değil bütün işkollarında örgütlülük oldukça zayıf. Bugün sendikal örgütlülüğün en düşük olduğu bir ülkedeyiz bunun temelinde yatan en büyük sebep belli bir sınıf bilincinin var olmayışıdır.





Alınteri: Özel güvenlik mesleğinin genel profili nasıldır?

Ömür Tekin: Özel güvenlik mesleği kamu kolluğuna yardımcı kolluk kuvveti olarak Avrupa Birliği uyum sürecinde bekçi statüsünün yerine getirildi. 5188 nolu özel güvenlik yasasıyla görev tanımlaması, yetkiler ve sorumlulukları belirlendi. Neredeyse günlük yaşamın her alanında özel güvenlik işçilerini görebilirsiniz. AVMler, bankalar, belediyeler, üniversiteler, hastaneler vb. birçok alanda taşeron ve güvencesiz olarak çalıştırılıyoruz. İş tanımının esnek tutulması özel güvenlik işçilerinin gerek kamu kolluğunun gerek patronun ve amirlerin emir komutasıyla toplumsal reflekslerin bastırılmasında da kullanılmasına zemin hazırlıyor. Biz Üniversitede parasız ve nitelikli eğitim isteyen öğrenciyle fabrikada grev yapan işçiyle karşı karşıya gelmek istemiyoruz.



 





 



Alınteri: Bizler Alınteri gazetesinden geliyoruz. Senin de bildiğin üzere yoldaşımız Ethem’i Haziran direnişinde ölümsüzlüğe uğurladık. Ethem de senin benim gibi bir işçiydi. Ethem’e dair ve Ethem’den sonraki sürece dair görüşlerini bizimle paylaşır mısın?

Ömür Tekin: Ethem’i maalesef ki aramızdan ayrıldıktan sonra tanıdım. Gezi direnişinin ilk proleter devrimci şehididir, katili bilinmesine rağmen Adil bir yargılama yapılmıyor, katil özgürce mesleğine, o rezil hayatına devam ederken Sarısülük ailesi mahkum edilmeye çalışılıyor. Bir mahkeme düşünün yargılama esnasında uyuyan, sanığı peruk, yapma kaş, bıyıkla gizleyen... yani buradan adalet çıkacağına inanmak mümkün değil. Kendi halkını katleden bir devletin temelinden tuğla çekiyordu Ethem. Bu düzen yıkılmalıydı, yeni bir düzen kurulmalıydı. Ethem’in de düşlediği adil, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünyayı yaratıncaya kadar mücadele sürecek!..





Alınteri: Gezi/Haziran direnişinden bu yana gelişen süreci nasıl değerlendiriyorsun?

Ömür Tekin: Türkiye tarihinde milyonların sokaklara döküldüğü ilk direniş diyebiliriz. Toplumun yaşam alanlarının daraltılması, doğanın tahribatı, farklılıkların, özgürlüklerin yok sayılması, küresel sermayenin Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme çabası ve Türkiye’nin aldığı pozisyon, Roboski Katliamı, Reyhanlı patlaması milyonları sokaklara dökmüş, sonucunda devletin zor aygıtlarıyla halkın aylar süren çatışması başlamıştır. Gezi ayaklanmasının sebeplerini sıralamak için daha bir yığın tespit koyabiliriz ama en kestirmeden söylersek, örgütsüz halkın dikta rejimine karşı isyanı örgütlemesidir diyelim. Bu süreçte Ethem’i, Medeni’yi, Abdocan’ı, Mehmet’i, Ahmet’i, Ali İsmail’i, Hasan Ferit’i ve Berkin Elvan’ı kaybettik. Yüzlerce insan gözlerini kaybetti, yaralandı, örselendi, binlerce insan halen köhnemiş içi boş hukukla yüzleşmek zorunda kalıyor. Öte yandan Gezi’nin toplumsal muhalefete katkıları da yadsınamaz. Bugün işçi sınıfının fabrika işgalinden, TEKEL direnişine kadar Gezi’nin payı büyük.





Alınteri: Geçtiğimiz seçimleri ve sonuçlarını, yanı sıra insanlara sürekli sandığın bir umutmuş gibi gösterilmesini nasıl değerlendiriyorsun?

Ömür Tekin: Yerel seçimler aslında önemlidir ama bizim ülkemizde adilane bir seçim hiç mümkün olmadı. Sandıklardan çıkan hiçbir sonuç ezilen halkı mutlu edemez bu süreçte. Dersim Ovacık'ta halkın kendi kendini yönetme pratiğini göreceğiz umudundayım. İşte o gibi seçimler de halkın bilinciyle alakalı, maalesef halkın sola karşı bir güvensizliği var bunu sol-sosyalist siyasetlerin gözönünde tutması gerek.





Alınteri: Bildiğin üzere senin dışında haklarını almak için ülkenin birçok yerinde işçi direnişleri devam ediyor. İstanbul’da GREİF direnişi bugün 70. gününde. Ankara’da süren YATAĞAN direnişi ise bugün 12. gününü tamamlamak üzere. Takip ettiğin üzere işçiler sadece patronlarına ya da siyasal iktidara karşı değil İstanbul’da DİSK bürokrasisine karşı Ankara’da ise Türk-İş ağalığına karşı da mücadele ediyorlar. Bütün bunları gözönüne aldığında kendi direnişini ve sendikanı bunun neresinde görüyorsun?





Ömür Tekin: Sendika işçi sınıfının hak arama savaşında en büyük silahıdır. DİSK ve Türk-İş bir kenara, direnen işçiler mücadeleyi ortaklaştırmak zorunda. Zaten '80 sonrası sendikacılık giderek sınıf temelinden koptu, içerisindeki ilerici unsurlar budandı ve sistemin güdümüne girdi. Benim direnişim tekil düzlemde devam ediyor gibi görünse de sendikamın ortak mücadelesidir. Sendika burada ne geri bir adım ne de ileri bir adım atıyor, tamamen direnişin öznesinin tutumuna paralel bir tutum geliştiriyor, olması gerektiği gibi yani. Güvenlik-Sen kurulurken şunu dile getirdi: Bürokratik, uzlaşmacı, sınıftan uzak bir sendikacılık yerine karar alma ve yönetme hakkının doğrudan işçide olduğu mücadeleci bir sendikal anlayış. Bizim holdingleri andıran binalarımız, lüks makam araçlarımız yok, sendika kıyak bir iş kapısı olarak değil sınıf hareketi olarak işlemeli.



 



Alınteri: 2014 1 Mayıs’ına sayılı günler kaldı. 97 gündür hakları için direnen bir işçi olarak duygu ve düşüncelerini alabilir miyiz?



Ömür Tekin: 1 Mayıs, işçi sınıfının bütün dünyada kutladığı birlik ve dayanışma günüdür. Ülkemizde 1 Mayıs hep yasaklar ve baskılar altında gerçekleşti çünkü ülkeyi idare edenler işçi sınıfının birleşik gücünden korkuyordu, biliyordu ki birleşen işçi sınıfı onların sömürü düzenini yerle bir edecek yegane güçtür, işçi üretendir hayatı var edendir.



 



Otuz altı kişinin katledildiği 1 Mayıs 1977 gününden bu yana Taksim Meydanı işçi sınıfı için önemli bir yerdir. Bu yıl da Taksim Meydanı işçi sınıfının gürleyen sesiyle inleyecektir her ne kadar yasak dense de...



 



Ankara içinse Kızılay Meydanı zorlanmalıdır. İşçileri her türlü hak arama girişimlerinde yalnız bırakan sendikaların devletin gösterdiği yerde 1 Mayıs’a çıkmasını yadırgamıyorum. Bence Ethem’in düştüğü yer artık 1 Mayıs Meydanı'dır, direniş meydanıdır. Güvenlik-Sen 1 Mayıs'ta Kızılay Meydanı'nda olacak..



 



Alınteri: Son olarak bu röportajdan senin sesini duyacak insanlara söylemek istediğin bir şey var mı? Teşekkür ediyoruz…



Ömür Tekin: Benim sesim işçilerin ortak sesidir. Taşerona, güvencesiz ve geleceksiz bir çalışma hayatına, düşük ücret politikalarına, iş cinayetlerine, çocuk işçiliğine karşı işçilerin örgütlenmesi ve ortak mücadele hattını yaratmasını temenni ediyorum. Bütün güvenlik emekçilerini Güvenlik-Sen'de örgütlenmeye davet ediyorum, bizim zincirlerimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz yok, birlikte kazanacağımız bir dünya var...



Alınteri yoldaşlığınız, bana ve direnişime yer verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum kolay gelsin.





Alınteri / Ankara