Vanlı depremzedeler Ankara'da

Vanlı depremzedeler bugün saat 18:00'de Ankara Dayanışması ile birlikte Güvenpark'ta olacaklar...

ÇEVRE-KENT
Çarşamba, 7 Mayıs 2014 (12 yıl 3 ay önce)

Vanlı depremzedeler barınma ve insanca yaşam koşullarının sağlanması talebiyle 29 Nisan'da Ankara'ya yürüdüler. Yürüyüşlerinin daha ilk anında, konteynır kentin çıkışında polis zoruyla karşılaşan depremzedeler, bu ilk barikatı kararlılıklarıyla aşarak Van'ın Edremit ilçesine ulaştılar.



 



Polis burada da önlerini kesti. Depremzedeler yaklaşık 2 saat süren bir oturma eylemi ile polis barikatının açılmasını sağladılar. Bu arada kötü hava koşulları altında ve olanaksızlıklar içinde yaklaşık 10 saat yürümüşlerdi. Kadın, çocuk ve yaşlılar bu koşullardan olumsuz etkilenince onlar geri gönderilmiş, depremzedeler Ankara yürüyüşüne on yedi kişiyle devam etmişlerdi.  



 



Edremit'ten Batman ve Diyarbakır güzergahını izleyerek Ankara'ya ulaşan on depremzede burada çeşitli meslek örgütleri, sendikalar, siyasi parti ve örgütlerle görüşmeler yaparak taleplerini ve yaşam koşullarını anlattılar.



 



Depremzedeler bugün de çeşitli kurum ve kişilerle görüşmeler yaptıktan sonra akşam saat 18:00'de Ankara Dayanışması ile birlikte Güvenpark'ta olacaklar. Tüm duyarlı kesimleri akşam saat 18:00'de Güvenpark'ta yapılacak basın açıklamasına güç katmaya çağırıyoruz. Vanlı depremzedelerin barınma ve insanca yaşam taleplerinin tüm bir toplumun talepleri olduğunu unutmadan... .



 





 



Vanlı depremzedelerin sözcüsü Ali Ahi'nin yaptığı açıklamalar tablonun bütününü sunuyor, söyleyecek söz bırakmıyor:



 




Taleplerimiz:



1-Anayasal barınma hakkımızı istiyoruz



 



2-İnsani yaşama hakkımızı istiyoruz



 



3- Kamuoyunun bize sahip çıkmasını istiyoruz. Şu anda direnişin sürdüğü Anadolu Konteynır Kenti'nde 43 aile 173 kişi 21 metrekarelik eskimiş, su alan konteynırlarda yaşamlarını sürdürmektedirler. Yaşanılan konteynır kent arazisi belediyeye aittir ve hacizlidir. Konteynırlara ilk yerleşildiğinde 1000 kadar aile vardı ve çoğu çadırlardan gelmişti. 3 yıl önce geçirilen Van-Erciş depremi sonrası Van halkı büyük bir yıkıma uğradı ve çeşitli aşamalardan geçildikten sonra konteynır kentlere yerleşildi.



 



2 yıl konteynırlarda yaşandıktan sonra devlet bize “size 2 yıl baktık bundan sonra deprem öncesi neredeyseniz orada yaşamaya devam edin” dedi. Normalleşme süreci altında bizi konteynır kentlerden çıkmaya zorladılar. Oysa bizim evlerimiz yıkılmıştı ve gidecek yerimiz yoktu. Konteynır kentlerden çeşitli nedenlerle (baskı, gerçekleşmeyen vaatlere kanma, hastalık vb) ayrılmak zorunda kalanlardan 13 bin kişi çok zor durumdadır, depremdeki ağır hasarlı evlerde oturmaktadırlar. Bunlardan bir kısmı halen naylon çadırlarda bile yaşamaktadırlar, durumları bizlerden daha kötü durumda olanlar vardır.



 



Biz deprem öncesi de mağdurduk, depremden sonra mağduriyetimiz derinleşti. Ağustos'tan beri çeşitli STK ve çeşitli kitle örgütleri raporlamalar yaptılar. Bu raporların bir kısmı elimizde mevcuttur. Bizim bildiğimiz Meclis'e verilmiş 6 soru önergesi vardır. TOKİ süreci soruşturmada.



 



Deprem sonrası gelen yardımlar bize ulaşmadı. Bizler 3. sınıf insan muamelesi gördük. Evleri kendilerinin olanlara evler satıldı. TMMOB açıklamasına göre bir evin maliyeti 27 ila 40 bin lira arasındayken, bu evler depremzedelere 70-100 bin lira arasına satıldı. Depremden devlet kar etmiştir. Gelen yardımlarla bile konut sorunumuz çözülebilirdi.



 



Bu evlerden evi olup 2. hatta 5. ev alanlar vardır. Çoğu boştur ve kiracı bulamamaktadırlar. Kiracılar içinse TOKİ evlerinden 500 konut ayrılmıştır. Bu konutları 27 bin kişi talep etmiştir, 13 bini kuraya sokulmuştur. Kura adil olmamıştır, gizli kapaklı yapılmıştır. Bu evlerden yararlanmak için kiracıların yeşil kartlı olması şart koşulmuşsa da kura sonuçlarında durumun farklı olduğunu gözlemledik. Bu konuda açılan soruşturmalar devam etmektedir.



 



TOKİ evlerinin geri ödemesinin yapılması içimizdeki asgari ücretli çalışanlar için bile mümkün değildir. Daha önceden 100 liraya bile kerpiç evlerde oturabilirken, şu anda bu geri ödemeleri yapmamız işlerimizi de kaybettiğimiz için çoğumuz için mümkün değildir. Üstelik bu evlerde oturmanın mecburi giderleri de vardır, ısınma, çevre bakım ücretleri gibi. Bu ödemeler asgari ücrete yaklaşmaktadır ve çoğumuzun hiçbir geliri yoktur.



 



Açlık grevi- elektrik kesintisi yaşamı dayanılmaz hale getirdi



Ağustos 2013’te açlık grevine başlayarak sesimizi duyurmaya çalıştık. Ağustos ayında devlet bizimle anlaşmak istedi. Şartları şunlardı:



 



-Yeşil kartlılara 6 ay kira yardımı yaparız



 



-Bazılarınıza iş imkânı sağlarız



 



-Dul kadınlara 3 çocukları olması ve bu 3 çocuktan birinin özürlü olması durumunda 1+1 evi hibe ederiz Oldu.



 



Bu şartlar gerçekçi değildi. Yaşamamız için yeterli değildi. Kabul etmedik. Kendilerine, biz yardım istemiyoruz, bize kira yardımı yapmayın TOKİ taksitlerimizi ödeyin dedik, kabul görmedik.



 



Ağustos ayında kesilen elektriklerimizle konteynır kentte yaşam iyice zorlaştı. Isınma ve yemek pişirme gibi hayati önem taşıyan imkanlardan yoksun kaldık. Bazı anneler bebeklerini nefesleriyle ısıtmaya çalıştılar.



 



16 Aralık 2013’te elektriklerimiz kamuoyu baskısı nedeniyle açıldı, ancak boşaltmamız için baskılar devam etmektedir. Elektriklerin verilmesinden sonra iyice unutulduk ve kaderimize terk edildik.



 



Sağlık ve eğitim durumumuz içler acısı!



Bu eğitim yılında bir ikametgah sorunu yüzünden çocuklarımız ilk bir ay okula gidemediler. Eğitim Sen’in çabalarıyla taşıma yöntemiyle çocuklarımız okula gitmeye başladıklarında ise ayrımcılığa maruz kaldılar. Üstelik elektrik kesintisi yüzünden ders çalışmaları mümkün olmadı. Çocuklarımızın 1-2 eğitim yılı heba oldu.



 



Çocukların bir kısmı polis çocuklarının gittiği okula devam ettikleri için olumsuz davranışlara ve ayrımcılığa maruz kaldılar. Bazı çocuklarımızda kirpik ve kaş dökülmesi başladı. Soğuktan ve olumsuz şartlardan hastalandılar. Bazı arkadaşlarımızın kronik rahatsızlıkları var ve bu şartlarda yaşamaları sakıncalı. Hepimizin psikolojisi bozuldu. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu durumdan daha çok etkilendiler. Bir anne stresten bebeğini düşürdü. Bir anne çocuğunu ateşe atmaya kalkıştı. Çok sayıda intihar girişimi gerçekleşti.