Soma'da İmbat Maden'de çalışan ve kurtarma çalışmalarına katılan bir madenciyle konuştuk
Olaydan önce sözkonusu maden ocağında oradaki koşullardan, durumlardan bildiğiniz, gördüğünüz, orada çalıştığınız arkadaşlarınızdan duyduğunuz gelişmeleri bize anlatmak ister misiniz?
Bizim şu an çalıştığımız İmbat Madeni'nde (olayın geçtiği maden ocağının hemen yanı) emniyet üst düzeyde. Riski çoğu şeyde azalttılar. Bizim orası güvenlik bakımından çok güzel. Ama diğer haklarımız... Rahatsızlandığım takdirde doktora çıkıyorum, 1 gün rapor yazıyor. Doktorun yazmış olduğu 1 günlük raporun üzerine amir imza atıyor. Amirin imzalamadığı rapor geçerli olmuyor. 1-2 kişinin raporu yırtıldı. Raporu doktora götürdük. “Sizin raporunuz geçerli değilmiş, geçerli olmadığı için yırtıldı.” Mahkemelere verildi; yani yine susturuyorlar. Gücün olduğu yerde herkes susuyor. Parmağım kırılmış, alçıda. Hastaneye gittim, dedi “15 gün raporlusun.” 15 gün sonra gidiyorum, bana işbaşı veriyor. E parmağım alçıda, nasıl işbaşı veriyorsun?
Hayatını kaybeden arkadaşlarınızla daha önce hiç konuştunuz mu haksızlıkları?
Konuşuldu. Çok konuşuldu. Konuşulmasına da gerek yoktu, hepimiz beraber yaşıyorduk. Hem maden de değişiyordu. Onlar çalıştıkları yerde bu tür sorunlar yaşamıyorlardı. Rapor alsa da götürüyorlardı, bırakıyorlardı. Ama bizde yaşanıyor İmbat Madeni'nde. Ama emniyet koşullarına geldiğinde bu olay bizim orada olsaydı bu kadar olmazdı. [başka bir işçi oradan itiraz ediyor: “Nasıl olmazdı”. Bir süre tartıştıktan sonra ilk işçi devam ediyor] Bizdeki maskeler çok iyi çalışsa yine kurtarılma şansımız biraz. Bir şekilde ya temiz havaya çıkacaksın ya da pis havaya.
Sizin çalıştığınız yerde ya da Soma Holding'te maden işçilerine mühendislerin baskısı, yaptıkları haksızlıklar nelerdi sizce?
Hakaret ediyorlar, küfür ediyorlar. Senin en ufacık sessizliğinde hemen kafana biniyor. Ben kaç kere şahit oldum hakaret edildiğine, küfür edildiğine işçiye... Hiç sormadan o günkü yevmiyeni kaldırabiliyorlar. Disiplin kurulu diye birşey kurmuşlar, tamam; bana söylemiyor ki “Sen bugün hatalısın, şundan dolayı yevmiyeni kaldıracağım” diye bir durum yok. Ben bir ay sonra bir duyuyorum ki 11 Mayıs 2013 tarihinde yevmiyem kalkmış. Uyarma yok. Gerektiği zaman tabii ki kaldırılsın yevmiyeler iş güvenliği için. Ama yevmiyelerin kaldırıldığından, hatalarımızdan bizim haberimiz yok. Böyle bir düzen olamaz.
Sizin orada çalışan arkadaşlarınız güvenlik sistemleri için, yaşam koşulları için patronlarıyla görüştüler mi? Herhangi bir talepleri oldu mu?
Patronun yüzünü gören kim. Amaçları sadece kömür, kömür, kömür. Onlar devletin taşeronu. Bir de şirketin içinde taşeronlar var. Bu size çok basit geliyor, işçi sınıfı resmen köle. Senin gidip “şu şu şöyle” diye anlatma durumun yok. Korku düzeni, Tayyip Erdoğan'ın düzeni. [Karşısında oturan ... için söylüyor: “Maden Mühendisliğinde okuyor, benim yanımda yedeklik yaptı, ilerde belki başımıza amir olarak gelecek. Hadi bakalım işletme müdürlüğü kavramının altından çıksın. Canımıza okuyacak, amcası olduğum halde benim canımı okuyacak. Ekmek yemek için canımı okuyacak mecbur. Sokağa çıksa, affedersin, adam yerine konulmuyorlar. Bir pazarcının yanında bile çalışamıyor; ama burada adama değer veriyorlar. Benim yevmiyemi kaldırdı mı ona prim veriyorlar. Onlar inanın bizden daha çok köle. Paranın esiri onlar]
Ama siz mücadele ediyosunuz. Onlar bunu yapıyor mu?
Borçlu olduğumuz için sesimizi çıkaramıyoruz; bankalara borçluyuz. Krediler yüksek. Hepimiz borçlandık. Onlar bizden daha çok köle; ama onlar bizim canımıza okuyorlar. Bir panoda arkadaşımız ölüyor, öbür panoda sen çalışıyorsun, o panoyu boşaltmadan üretimi düşünebiliyorlar. Cihan Karadağ'ın oğlu Koray Karadağ (maden mühendisi), Soma kömürlerinde yerin altında kaldı. 5-6 işçiyi dışarı çıkarıyor, güvenli yere çıkarıyor, o işçiler kurtuluyor. Kendileri anlatıyorlar; “Ben bu vebalin altında yaşayamam” deyip geri gidiyor aşağı, ölüsünü de boynuna kemeri takmış, bir ucunu da demire takmış, elini de boynuna koymuş, resmen intihar etmiş.
Birinci gün neler yaşandı?
İlk önce bizi 20.00'ye kadar içeri almadılar “ikinci bir patlama olabilir” diyerek... “Ben bir şansımı deneyeceğim” dedim, “belki inme şansım olabilir.” Ağabeyim de, “Bu konuda cesaretin var senin, ölüye falan bakabiliyorsun. Git bir bak bakalım, bizi de bilgilendir.” dedi. Elbiseyi aldım, bareti taktım kafama, lambamı aldım, “Biz İmbat Madeni'nden geliyoruz kurtarma amacıyla, biz de içeri gireceğiz” dedim, içeri girdik.
İçeri girdiğimde büyük bir vahşet. Bandın üzeri insan ölüsü dolu. Kömür nakliyesinin olduğu bantın üzeri insan ölüsü dolu. Kiminin eli bu şekilde, kimin gözleri kanamış, kimininki patlamış; çoğu dillerini ısırarak kalmış. Çoğunun ağzından köpükler gelmiş. Dediler ki, “Aşağıda yaralılar var, onları kurtaralım”. Biz de ikişer tane maske aldık yanımıza. Oksijen yeter yetmez, biz de gaza maruz kalırız... İndik geri aşağı. Gözle görülecek bir şey değildi, akıllara dehşet veriyordu; 80 ölü üstüste. Yerdeki bant çalışıyor, öndeki bant duruyor, insanlar üstüste kömür gibi yığılmış kalmış. Çoğunun kafası patlak, tam bir vahşet. Onların üzerine basa basa öbür tarafa geçiliyor daha geride canlı var mıdır diye...
Lambayı görüyoruz bakıyoruz, lamba bizim için yaşam demektir. Gidiyorsun bakıyorsun ölmüş, gidiyorsun bakıyorsun ölmüş. Oradan aşağısına inemiyorsun sıcaktan. Mecburen geri dönmek zorunda kalıyorsun. 201 kişiyi gece saat 3'e kadar çıkardım. 201 kişiden sonra artık yoruldum, bedenim taşıyamayacak hale geldi, dışarı çıktım. Evime geldim, banyomu yaptım, ertesi sabah tekrardan saat 7.30'da geri gittim. 7.30'tan sonra 26 kişi daha çıkardım. 11.30'da en son 2 tane cenaze geldi, yüzüne maske takmak istediler yarı ölü yarı yaralı göstermek için. Maskenin deriyi sıyırdığını görünce artık yanmış yüzleri görmeye dayanamadım. “Ben bunu görmek istemiyorum artık” dedim. Artık insanlar şişmeye başlamış, kokmaya başlamış sıcaktan. Vücut artık şişmiş. Gözleri patlamış, ağzından köpük ve kan geliyor, derisi yüzülüyor, kokuyor artık bu insanlar. Yani dayanılacak bir şey değil.

İçerde amcamızın oğlu, dayımızın oğlu, yeğenimiz var; onları arıyoruz. Cesetlerin hepsi ters dönmüştü, “Kim” diyorsun, bandın üzerinde çeviriyorsun, yüzüne bakıyorsun, “Acaba tanıyabilir miyim? Yeğenim mi, akrabam mı?”, yüzüne gözüne bakıyorsun, değil. Artık öyle bir vahşetti ki daha önce hiç madene girmeyenler, eline lambayı almış, ceset arıyor. Kurtuluşun olmadığını artık herkes anladı, “Bari ölüsüne sahip çıkayım” diyor. Arkadaşımla beraber onun abisini, kardeşini çok aradık. Yerin altında bacaklarımız titremeye başladı. “Yukarı çıkalım” dedik, dinleneyim diye uğraşsam belki ben de orada öleceğim. Kardeşini aradık, bulamadık, sonra ertesi gün cesedi çıktı.
Cenaze cemevinde yıkanırken biz de “Babasına başsağlığı dileyelim” dedik, 4 yaşında kız çocuğunun sadece dedesine sorduğu kelime “Daha babam çıkıp gelmedi mi madenden dede” diyor, “Akşama kiminle yatacağım ben” diyor. Koluna kalemle yazmışlar “Canım babam” diye. Gel de bu vahşete yürek dayansın. Dayanabilir mi?
Kamuoyuna duyurulan ölü sayısının doğruluğu ya da yanlışlığını konusunda bilgi verebilir misiniz?
Şöyle diyelim size: Arkadaşımız çıktığında “kaç kişi vardı yanınızda” diyoruz, “120-130 kişi var” diyor. “Kaç kişi kurtulabildiniz?” diyoruz, “2 kişi geldik” diyorlar, “Geri kalanı komple düştü” diyorlar. Ondan sonra arkadaşlarımızı çıkarmaya başladık, 60 kişi kurtuldu. Geriden gelen 6 kişi diyor ki; “150-160 kişi bir yerde toplandık, o adamlar orada kaldı”. Ne etti? 300 kişi etti. 3 tane daha panoya ulaşılamadı. Hiç hesaplamasan bile 30'ar kişi var orada. Amiri, çavuşu 100 kişi yapar. Daha orada 100-150 kişi var. “18 kişi” diyorlar, yalan. Biz de çünkü o panolarda çalışıyoruz. O panoda kaç kişinin çalıştığını biz de biliyoruz, yalan söylemeye gerek yok.
Patlamada 17 kişi kurtuluyor, geri kalanı zaten yok. Çıkan insan sayısını biz de biliyoruz, zaten biz de takip ediyoruz. Gece saat 3'e kadar ben de insan çıkarıyorum orada. 60 kişiyi kurtarmışım, gerisi yok, gerisi nerede bu insanların? Bu sayıyı vermeye senin vicdanın nasıl el veriyor? “Trafo patladı” diyorsun, insanlar yanık çıkıyor. Senin trafonla ne alakası var? Senin trafo dediğin ile aramızda 2 km var. 2 km'den o insanları nasıl yakıyor? Duman mı yakıyor bu insanları? Yalan söylemeye gerek yok. O yangınlardan sonra grizu patlaması da oldu orada, gaz patlaması oldu. Gaz patlamasından dolayı o geri kalan insanlar kurtulamıyor şu anda. Anlattıkları çoğu şey hikaye, uydurmasyon. 10 işçi müdürler ve patronların açıklamalarını seyrediyorlar. Orada çalışan arkadaşlar isyan ediyor. “Hiçbir anlattığı doğru değil” diyorlar, “Başta yaşam odası var dedi, ne can kurtarma odasından bahsediyor” diyorlar.
Tayyip Erdoğan Soma'ya geldiğinde neler oldu?
Soma'ya madende olduğumuz için biz gidemedik. Cenazelerin çıkmasını durdurdular. Bankların üzeri hala insan ölüsü dolu, sedyelerin üzeri insan ölüsü dolu. Neymiş? Tayyip Erdoğan orada gözükecek diye o insanların ölüsü oradan çıkmıyor, aileler bekliyor. Biri “Evladımı omzuma alabilir miyim” diye bekliyor, beyefendi orada 150-200 korumayla kendini çepere aldırmış, o şekilde bir görünüm veriyor [İkinci bir maden işçisi devreye giriyor: Kadının biri feryat ediyor “Sayın Başbakanım, olay olalı 24 saat oldu. Sen neredeydin bu saate kadar? Niye gelmedin? Eşim içeride” Onun arkasında Tayyip, provokatörlük arıyor, “Sen Soma'lı değilsin” diyor. Adamlar her şeyden korkuyor. “Sen nerelisin” diye soruyor, “Ben doğma büyüme Soma'lıyım. Eşim saat 5'ten beri içerde” diyor kadın. Sonra susuyorlar. Acılı kadının altında provokasyon arıyor].
Çıkmış bir de oradan, “Madencinin kaderi bu” diyor. Sen emniyeti sıfıra al, denetlemeciler yukarda mangal yaksın. Etini, otunu, rakısını içsin. Paralar öylece cebine girsin, ondan sonra “Madencinin kaderi bu” de! Yazıklar olsun. Bu insanların hayatı bu kadar mı ucuz? O 4 yaşındaki çocuğun hayatı bu kadar mı ucuz? Hadi o adam öldü gitti, o 4 yaşındaki çocuğun hayatı bu kadar mı ucuz? Hayat yine aynı şekilde devam edecek. Bizler yine yeraltına ineceğiz, yine ölümler olacak. 10 sene önce bir işçi emekli olduğu taktirde 1000 lira maaş alıyordu, şimdi emekli olan bir insan 980 lira maaş alabiliyor, 1000 lira bile değil. Şu anda o işçiler 1400-1500 lira maaş alıyor olması gerekiyor. O 500 lira da en azından öğrencinin masrafı olurdu, inip yine madende çalışmak zorunda kalmazdı. Madencinin 50 lirasında gözü olanlara halen oy atan namerttir, şerefsizdir. 20 günlük senelik iznimiz 2008'e kadar yeraltı mesaisinden ödeniyordu, sigortada bölünme yoktu, komple yeraltıydı. 2008'den sonra 20 gün yerüstü olarak işlem yapılmaya başlandı.

Ecevit'in zamanında çıkarılan yasayla yeraltı işçisine (ağır iş olduğu için) vergi yoktu. Yeraltı sigortası olanlardan vergi alamıyorlardı. Ancak 20 gün yerüstü ödenirse bizden yılda 50 lira vergi alabiliyorlar. Adamların gözü bunda. Her yedikleri lokmada madencinin alınterini geçtim, kanı var kanı... Madencinin 50 lirasında gözü olanlara hala oy atıyorlar. Şu anda o madende 500 kişi öldü ama 500'ün sadece 100'ü CHP'ye oy vermişler. Geriye kalan 400'ü AKP'ye oy vermiş insanlardır. Hayır kızmıyorum. Aziz Nesin doğru söylemiş zamanında. Benden yılda 50 kesinti yaparak 20 gün mesaimi yerüstü yazdığında emekliliğimi 2 yıl geciktirmiş oluyorlar. Bunu planlıyorlar. Arabada da söyledim yer altında çalışmak değil sizlerin bir kere olsun oraya inip gezmenizi isterim. O yerin altında yürüyebilmek gezebilmek marifet ister. Madene stajyer kız öğrenciler geliyor. Nasıl bir civciv yumurtadan çıkar yürümeye başladığında ayakları titrerse o stajyer kız öğrencilerin de ayakları titredi madende yürüyemediler. Kolay değil öyle... Teknikerler, mühendisler “okul bittikten sonra bu işi kesinlikle yapmam” diyorlar.
Aşağıda madende çalışırken molalarınız oluyor mu?
Ellerim kömürlü, ağzım yüzüm kömürlü dizimin üzerinde ekmek yiyorum. Sadece yarım saat yemek molası var. 2 kilometre yerin altındasın nasıl yukarı çıkıyorsun. İnip çıkman 1 saat sürüyor. Afedersin insanlık hali ,bir arkadaş ishal olmuş. Mecburen; yetiştirememiş altına mı yapsın? Geçiyor bir köşeye yapıyor. Sen de bunun yanında yemek yemek zorunda kalıyorsun.
Genelde madeni gezmek istediğimizde madene girebiliyor muyuz?
Genel olarak alsalardı zaten Türkiye karışırdı. Seni alabilirler ama madenin güzel yerlerini gezdirirler. Tabii reklamlarını yapacaklar. Madeni gider ancak Avrupa'da görürsün.
Basının buraya geldikten sonra hem size gösterdiği ilgi ve sonrasında bunu yayınlamamaları ya da çarpıtarak göstermelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Basın mensubuna şunu söylüyorum: “Kardeşim görmüyor musun, ben geldim geleli buradan 200 cenaze çıktı. Neden yayınlamıyorsun”. “Abi beni ekmeğimden mi edeceksin” diye cevap veriyor. İlk önce 201 çıkardığımda kan ter içinde kaldım. Artık çıktım, habercinin biri geldi, röportaja başladı. Sonra soruyorum herkese “İzlediniz mi”, başkasına soruyorum “Gördün mü”diye... “Yok, hiç öyle bir şey seyretmedik” diyorlar. Sabah yine röportaj yapıyorlar, soruyorum, yine kimse seyretmemiş. Yayınlamıyorlar, sadece göstermelik. Ama ben desem ki “Böyle şeyler olabilir, normaldir, doğaldır. Yine biz burada çalışabiliriz. Yalan söylüyorlar. Yeraltında 500 kişi yok. Çoğu ölmedi, çoğu yaşıyor” desem hepsini yayınlayacaklar.
Kaza sonucu yapılan basın açıklaması ve burdan sonra ne olacağı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bizi oraya sokmazlar artık büyük bir ihtimal; çünkü “yangın var” dediler. Küllü su basılacak yangını söndürmek için, milletin oradan dağılmasını bekleyecekler. Bir şekilde olayı örtbas edip kapatacaklar.

İşçiler ne yapacak? İstekleri nelerdir?
İşçiler yine aynı şekilde o işletmenin açılıp bir an önce çalışmak istiyorlar. Evet, göreceksiniz bu da bir gerçek. Benim kardeşim de orada çalışıyor. “Abi ben yandım, ev yaptırdım, kredi çektim, şimdi ben ne yapabilirim” diyor. “Git oğlum, önce bankaya bir dilekçe ver” dedim. “İşletmemizde bu şekilde bir olay oldu, kredimin durdurulmasını istiyorum dersin” dedim. “Sorun yaşarsan en azından sonrasında öne sürebilirsin” dedim. İşçilerin istediği en büyük şey, maden gibi ağır işleri özel sektörlere bırakmasınlar. Bizi köleleştirmesinler. En büyük isteğimiz bu: Kamu çalışanı olmak. Yine aynı maaşı versinler, maaştan yana bir sorunumuz yok. Ama özel sektörden kurtarsınlar. Farklı bir şey istemiyoruz; kamulaşsın. İnsan gibi yaşayalım.
Bizim burada gözlemlediğimiz Soma'daki işçilerin direnişe geçme isteği. Firmanın kapısına kilidi vurup orada hakkını arama isteği.
Şu anda maden işçilerinin yüzde 99'u bir kıvılcım bekliyor. Bizler cahil insanlarız, yönlendirilmemiz gerekiyor. İstanbul'da neden yürüyor DİSK'in başkanı, Ankara'da neden yürüyor? Gelsin bizim önümüzde dursun, biz arkasından yürüyelim. Bizi birleştirecek güç arıyoruz. Biz çalışmadığımız takdirde o ocak zaten bitik demektir. Bizim dediklerimizi yapacaklar. Yapmazlarsa hadi bir üretim yapsınlar da görelim. O bize biber gazı sıkacak biz de o ocağı çalıştıracağız. Zonguldak'taki o büyük madenci yürüyüşünü Soma'da da istiyoruz. DİSK gelsin, biz de yürüyelim.
Son olarak ne söylemek istersiniz?
Adaletli bir sendika gelsin yanımıza. Şu anda başımızdakiler tam bir bela, şirket yandaşı, işçiyi ezen bir sendika olmuş; hiç olmazsa bize sahip çıkabilecek bir sendika istiyoruz. Ne de olsa biz bir gün ölmeyi göze almışız. Ha onlar ha onlar. En azından birileri arkamızda olsun. Maden-İş, Türk-İş toplu sözleşmeye oturuyor; Haziran'da toplu sözleşme olması lazım, olamıyor. Ekim'i, Kasım'ı buluyor. “Biz işletmeden şunu istiyoruz da bunu verdiler bunu vermediler” diye bir şey yok. Sözleşme yapılıyor, işletme müdürü bize çıkıp sözleşmeyi okuyor. Bize sözleşmeyi işletme müdürü mü okuyacak, sendika mı? Sendika başkanı bize Enerji Bakanlığı'nı övüyor. “Enerji Bakanlığı bize 20 senelik saha verdi, teşekkür ederiz, Enerji Bakanlığı onu yapmış bunu yapmış, teşekkür ederiz”. Eee, zam ne oldu? 300 işçiye büyük bir zam oluşturduk, taban yükseldi, bize kaç para verdiniz? 1 lira. Allah senin belanı versin.
AKP mitinglerine zorunlu götürüldüğünüz doğru mu?
Evet. AKP milletvekilleri gelmiş, bize Marmaray'ı anlatıyor. Bana ne Marmaray'dan. İstanbul'a ben ömrümde hiç gitmedim. Gelip bizden oy istemesine rağmen bir kere olsun madenciden bahsetmiyor. Benim İstanbul Boğaz Köprüsü'yle ne işim var? Herkesin hakkı var gelip oy isteyebilir. Demiyorlar ki “Biz Soma için bunu yaptık, Manisa için şunu yaptık”... Bizimle resmen dalga geçiyorlar. Daha önce Soma için önerge sunuldu. Adam “Sunulmadı.” deyip işin içinden çıkıyor. Şirkete Çalışma Bakanlığı'nın müfettişleri geliyor. Şirketin 1 hafta 10 gün öncesinden haberi oluyor. Bu nasıl teftiş? Bize resmen söylüyorlar: “Burası alçak, burayı hemen yükseltiyoruz” Kendisi geçeceğinden taban alacağımızı bilen müfettiş “Sağolsun, bunların sayesinde yürüyoruz biz burada” diyor. Senden önce geçen işçi nasıl geçti oradan? Bundan haberin var mı? Yok. Senin geçmen mi önemli, senden önceki işçinin geçmesi mi önemli? Sen buraya neden geldin?
Peki bundan sonra ne olacak?
Farklı bir şey olmayacak. Ama hiç olmazsa ölmememiz için odalar yapacaklar. Artık bir şeyler yapmaları gerekiyor. Çünkü bunu şu anda dünya seyrediyor. Dünya yasta.
Büyük bir patlama olacak, başka çaresi yok. Ya da yeraltında bu şekilde patlamalar olacak, biz öleceğiz. Bunların hepsinin yayınlandığı takdirde zaten çoğu şey meydana çıkacak. Keşke herkes sizin gibi yerin altında, madende değil de; 5-10 işçiyi böyle toplayarak röportaj yapsa. O zaman gerçekler ortaya çıkar.
Teşekkür ederiz.