Luxemburg'ta parlamento işgali

Luxemburg'ta parlamento işgal eylemimize polis saldırdı, 15 gözaltı ve yaralılar var

DÜNYA
Cumartesi, 7 Haziran 2014 (12 yıl 4 ay önce)

Steinfort'ta...





Dün Luxemburg Parlamentosu işgali sırasında gerçekleşen polis saldırısı geniş bir yankı yarattı. Luxemburg'ta medya polis saldırısını resimler eşliğinde verdiler. Bugünkü yürüyüş sırasında Luxemburg sokaklarında ücretsiz olarak dağıtılan bir günlük gazetede kendi haberimize rastladık. Bu gazete mültecilerin radikal bir eylem yaptığını, eyleme polisin müdahale ettiğini ve 15 mültecinin gözaltına alındığını, bazı mültecilerin ve 6 polisin de yaralındığını yazıyordu.





Biz polise saldırmadık ama polisler de yaralanmış demek ki, herkesin kendisini savunma refleksi vardır. Bir kediye vurduğun zaman refleks gösterir ve kendisini korumak için saldırana müdahale eder, her insanın kendisini savunma ihtiyacı vardır. Luxemburg polisinin alışkın olmadığı bir durum ortaya çıktığı için biraz hazırlıksız yakalandılar. Avrupa'ya dışardan gelmiş olanların kas güçleri biraz iyi gelişmiş ve kendilerini etkili bir şekilde savunabiliyorlar.





Luxemburg'ta gerçekleşen polis saldırısını anında medyaya duyurmayı başardık. Parlamentodaki saldırın olduğu gün Hamburg'ta sayıları 100 kadar olan mülteci ve destekçiler bizimle dayanışma eylemi yaptılar ve polis saldırısını kınadılar.





Tam bu günlerde, Hamburg'taki mülteci eylemenine de polis saldırısı gerçekleşti. Lampedusa'dan gelmiş olan mülteciler parlamento önüne giderek bizim de aynı şekilde formüle ettiğimiz 23. paragraftan oturum verilme taleplerini ileteceklerdi ancak polis yasadışı bir eylem yapıldığını iddia ederek göstericilere sert bir şekilde saldırdı yaralanmalar oldu, 30 kişi gözaltına alındı.





Bugün de Berlin'deki arkadaşlar bize yapılan polis saldırısını protesto eylemi yaptılar. Artık Brüksel yürüyüşündeki saldırı ya da aktüel gelişmeler anında hemen yankısını buluyor.





Dünkü polis saldırısında gözaltına alınan, yaralanan ya da köpek tarafından ısırtılan arkadaşlarla ilgili olarak gerekli hukuki süreçleri başlatıyoruz. Gözaltında alınan arkadaşları ve yaralanan arkadaşları hasteneye götürdük. Elimizde çok sayıda resim ve video var. Saldırıyı gerçekleştiren polislere dava açacağız. Zaten polisler bize dava açacaklar, biz de onlara dava açacağız. Yarın bir kez daha buradaki avukat grubuyla görüşüp hukuki süreçlerle ilgili çalışmalar yapacağız.





Dün gece, önceki gece yattığımız yerde bir kez daha konakladık. Normal olarak çadırları toplamıştık ve yürüyüşe devam edecektik. Ancak gözaltına alınan arkadaşlarımızı almadan yola devam edemezdik. Arkadaşlarımız bırakılıncaya kadar karakolun önünde bekledik, akşam geç olduğu için yola devam etmedik.





Yarın yeni bir sınır kırma eylemi yapacağız. Bugün bir grup arkadaş gidip sınırı kontrol ettiler öte tarafa geçip geldiler. Büyük ihtimalle yarın Brüksel polisinin bizim yürüyüşe karşı nasıl bir tutum izleyeceğini görmüş olacağız.





Bugün konakladığımız Steinfort'ta duş yeri var. Önceki yerde duş yeri yoku. Orada yaşayan bir aile bizi kendi arabasıyla parça parça götürüp duş yaptırdı. Evine duş için gittiğimiz kadın arkadaş, başörtülüydü. Arapça konuşuyordu. Muhtemelen o da daha önce bir mülteci ya da göçmendi.





Dünkü polis saldırısı bir kez daha gösterdi ki, Avrupa'nın “demokrasi” söyleminin altı boş duruyor. Avrupa ülkelerinde ciddi bir devrimci hareket olmadığı için polis sürekli şiddet kullanmıyor. Buralarda rejimi rahatsız eden bir mücadele gelişirse polisin şiddet kullanmaktan hiç çekinmeyeceği, hatta işkence yapacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Avrupa'da toplumsal muhalefet kontrol altında tutuluyor. Devletin çizdiği sınırların ve kontrol sisteminin dışına çıkıldığında gözü dönmüşçesine saldırıya geçiyorlar.





Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz!





6 Haziran 2014

Turgay Ulu

Steinfort



 





 



Parlamento işgal eylemi



Luxemburg'ta parlamento işgal eylemimize polis saldırısı, 15 gözaltı ve yaralılar var





Özgürlük yürüyüşümüze karşı ilk polis saldırısı, Luxemburg'ta yaşandı. Luxemburg'ta gerçekleştirmeyi düşündüğümüz son eylem, parlamento eylemiydi. Ne tür bir eylem düzenleyeceğimize dair daha öncesinden toplantılar düzenleyip tartışmıştık. Parlamentoda mülteci, göçmenler ve diğer yoksullar temsil edilmiyorlar. Biz de sokak hareketi olarak Luxemburg Parlamentosuna yürüyüp halkın parlamentoda neden temsil edilmediğini soracaktık. Kendi sözümüzü buradan söyleyecektik.





Bugün Luxemburg'ta konakladığımız yerdeki çadır ve diğer malzemelerimizi toplayıp yola çıktık. Luxemburg'u terketmeyi ve yolumuza devam etmeyi düşünüyorduk. Konakladığımız yerle parlamento arasındaki mesafe çok uzun değildi. Ana caddelerden yürüyerek parlamentonun önüne geldik. Etrrafta pek polis görünmüyordu. Yalnız, bugün parlamentodaki seminer ofisinde bir toplantı vardı. Binanın giriş kısmına demir bariyerler yerleştirilmişti. Dünkü hareketlerimizden sonra polis, bizim parlamentoya karşı bir eylem yapacağımızı tahmin ediyordu.





Parlamento binasına kadar sakin bir yürüyüş gerçekleşetirdik. Hiç polise rastlamadık. Parlamentonun önünde de fazla polis yoktu. Küçük koridor gibi bir yoldan, büyük camlarla kaplı binaya doğru ilerledik. Kapıda yalnızca iki polis vardı. Beyaz gömlekleri ve bellerinde tabanca, jop, biber gazı olan iki polis hemen önümüze geçti. Bizim hemen duracağımızı ve geri döneceğimizi düşündükleri hareketlerinden belli oluyordu. Bekledikleri gibi olmadı. Önümüzü kesen iki polisin arasından geçerek camlı kapıya doğru ilerlemeye başladık. İki polisi geçtikten sonra birden kendiliğinden koşmaya başladık, önümüze çıkan ilk açık kapıdan içeri girdik. Yürüyen merdivenler aşağıya iniyordu. Hepimiz birden aşağı kata indik ancak nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Parlamenterlerin toplantı yaptığı salonun yerini bilmiyorduk. Luxemburg'tan bize destek veren bir kadın arkadaşa toplantının yerini sorduk. Toplantının yukarda olduğunu söyledi. Hep birden yukarıya doğru çıktık.





Toplantınının yapıldığı salonun giriş kapıları kapatılmıştı. Camlara boyalarla Frontex karşıtı sloganlar yazıldı. Bir süre kapalı kapıların önünde slogan attıktan sonra yeniden içeri girdik. Bu sefer merdivenlerin başında polisler barikat kurmuşlardı, mendivenlerden aşağıya inemedik. Olduğumuz yere oturduk topluca. Bir süre içerde oturur vaziyette sloganlarımızı attıktan sonra polisler bizi dışarıya doğru iteklemeye başladılar. Birbirimize kenetlendik, polis bizi dışarı atamayınca bu sefer elinde köpekle bir polis geldi. Polis, köpeğe parmağıyla, ısırmasını istediği kişiyi gösteriyordu ve köpek işaret edilen kişiyi ısırmak için saldırıya geçiyordu.





Karşılıklı boğuşma bir süre devam etti. Polis bize gaz sıkıyor, yumruk atıyor ve köpeği üzerimize saldırtıyordu. Biz de doğal olarak kendimizi savunuyorduk. Boğuşma sırasında bir polis ayaklarımızın dibine düştü, adamın gözleri büyüdü bir anda. Kendisinin linç edileceğini düşündü herhalde. Polisler daha bir kinle üzerimize saldırdılar. Bizler birbirimizin üstüne devrildik. Ayakkabılarımız bir yana, elimizdeki fotoğraf makineleri bir yana dağıldı. Polisler hınçlarını alamıyorlardı. Hepimizi merdivenlerden dışarıya sürükleyip attılar. Polislerin sıktıkları gazın etkisinden, gözlerimiz ve boğazımız fena halde yandı. Sağlıkçı arkadaşlar bize su yetiştirdiler ve gözlerimize ilaç damlatmaya başladılar.





Binanın bahçesinde beklemeye devam ettik. Bu boğuşma sonrasında arkadaşlar alana bir mikrofon getirdiler ve biz bu mikrofondan burada neler olup bittiğini anlattık. Bütün polisler, kapitalist devletlerin paralı köleleridir. Biz, yoksulları köleleştiren bu sistemin simgelerine karşı eylemler gerçekleştiridiğimiz için sistemin köleleri bize karşı azgınca saldırıyorlardı.





Mikrofondan polis saldırısını, basının önünde teşhir ettikten sonra yolumuza devam etmek için yürümek istiyorduk. Daha birkaç adım attık ki önümüzde polis barikatını bulduk. Hiçbir şey söylemeden üzerimize çullandılar yeniden. Parmaklarıyla tek tek kişileri işaret ediyorlardı. Önceden gözlerine kestirdikleri insanları yere yatırıp kelepçelemeye başladılar. İlk gözaltında 11 kişi götürüldü. Daha sonra da arabayla gelen arkadaşlarımızdan 4 kişi hep birlikte gözaltına alındılar. Böylece toplam gözaltı sayısı 15 olmuştu.





Gözaltına alınan arkadaşlarımızın serbest bırakılması için avukatları bilgilendirdik. Biz de şehrin kalabalık merkezlerine doğru yürümeye başladık. Bir yandan çevreden merakla bakanlara bildirilerimizi dağıtıyor, bir yandan da marşlar ve sloganlar eşliğinde ilerliyorduk. Önce kalabalık bir meydanda toplantı yaptık. Arkadaşlarımızın tutulduğu karakola yürümeye karar verdik. Karakolun önündeki sokağı kapattık. Karakolun önündeki bekleyişimiz sürerken, Luxemburg'taki destekçiler tarafından bize getirilen su, ekmek gibi malzemeleri polisler aramadan geçiriyorlardı.





Mutfak ekibinin getirdiği yemekleri yedikten sonra, boşalan tabakları birbirine vurarak eylemi devam ettirdik. İçimizden bazıları da polis saldırısını canlandıran tiyatro oyunları sergiliyorlardı. Bir ara, göbekli ve boynunda fuları olan iri bir adam geldi yanımıza. Kendisi bir NGO kuruluşunda avukatmış. Bize yardımcı olmak istiyormuş. Sokağı gereksiz yere işgal ediyormuşuz. Bu adama karşı tepki gösterdik. “Bizim avukatlarımız var, sağol” dedik. Avukatımızın kim olduğunu soruyor ve bir yandan da bizi anlayamadığını söylüyordu. NGO da çalışan bir avukat bizi anlayamıyor. Çünkü o çalıştığı kurumun ve devletin penceresinden bakıyor meseleye. Kimse adama yüz vermeyince bir süre polislerin yanında telefonuyla konuşup yanımızdan ayrılmayı tercih etti.





Polis saldırısının neredeyse tamamını kameralara aldık ve fotoğrafladık. Tüm dünyaya Luxemburg polisinin gerçek yüzünün ne olduğunu anlatan haber ve bilgiler aktarmak için bir cafeye gittik. Biz yazı ve resimleri düzenlerken, içerdeki arkadaşlarımızın tamamının serbest bırakıldığını öğrendik.

 



RTL televizyon binası işgali ve sınırdışı hapishanesine ziyaret



Dün akşama kadar genel toplantı sürdü. Toplantının aşırı uzaması nedeniyle hiçbir karar alamadık ve günün büyük bir bölümü kayboldu. Toplantıdan sonra biz insiyatif koyarak eylem yapma kararı aldık. Zira eylem tüm donmuş durumların çözücüsüdür. Toplantıda Belçika sınırından hangi gün geçeceğimiz tartışıldı çünkü bizim geçmeyi planladığımız 6 Haziran'da Belçika, sınır kontrolü yapacakmış. Aynı gün mü yoksa sonraki gün mü geçelim diye tartışma sürdü.





İki gün boyunca Luxemburg'ta eylem yapalım diye düşünüyorduk ancak bir gün tartışma ile geçtiği için geriye öteki gün kalıyordu. Tartışmayla süren günün akşamı eylem yapmak için bir kısmımız sokağa çıktık. Konakladığımız yerin çok yakınında RTL in binası olduğunu öğrendik ve oraya doğru yöneldik. Binanın kapısında bekledik, kapı kapalıydı. Bir süre sonra içerden bir kadın dışarı çıkarken kapılar otomatik olarak açıldı ve biz hemen açık kapıdan içeriye daldık. Luxemburg'un radyo ve televizyon merkeziydi burası. Binanın içinde sloganlar atıyor, konuşmalar yapıyor ve marşlar söylüyorduk.





İçerden gelen bir yetkili bizim taleplerimizi dinledi. Bir sonraki eyleme muhabir göndereceğine söz verdi. Ona medyada yayınlaması için bildirilerimizi verdik.





Televizyon işgalinden sonraki hedefimiz olan sınırdışı hapishanesine doğru yola çıktık. Şehir içi otobüslerinden birine bindik. Bilet almamıştık, otobüsün içerisinde de sloganlar atmaya devam ediyorduk.





Şehrin dışına kurulmuş olan bu sınırdışı hapishanesinin hemen yanında bir havaalanı vardı. Havaalanından yurtdışı edecekleri mültecileri bu hapishanede tutuyorlardı. Hapishanenin etrafı dikenli telörgülerle kaplıydı. Hapishane yolundayken şiddetli bir yağmura tutulduk. Islandık ama içerdekilerle sözlü kontak kurmayı başardık. İçerdeki tutuklulara hukuki yardım alabilecekleri bir telefon numarasını büyük bir beze yazarak gösterdik ve bir yandan da sesli olarak bu telefon numarasını içerdekilere duyurduk.





Hapishanenin içinde iki polis vardı. Polislerden biri fil gibi iri yapılıydı. Rambo gibi yürüyorlardı. Uzun demir parmaklıklı kapılara vurarak eylemi devam ettirdik.





Avrupalıların toplantı yapma geleneği bizi sıkıntıya sokuyor. Uzun toplantılardan ortaya bir karar çıkarmak zor. İnsanlar, eylem yaparak değil toplantı yaparak yoruluyorlar. Avrupalılar, toplantıyı bir eylem sanıyorlar. Onlara kalsa ömür toplantı yaparak geçecek. Toplantı yapmaktan eyleme ve devrime vakit bulamıyorlar doğal olarak.





Biz, dışardan Avrupa'ya gelenlere, durmadan toplantı yapmak yorucu ve gereksiz görünüyor. Her şeyi en ayrıntısına kadar hesapladığında, doğal olarak tren istasyonu işgal etmeye giderken önce bilet alırsın.





Bir devrimci dinamik yaratmak ya da birtakım özgürlükler kazanmak için kendi yaşamından fedakarlıkta bulunmak gerektiğini Avrupalılara birilerinin anlatması gerekir. Avrupalılar birçok nedenin bir araya gelmesinden kaynaklı olarak, keyiflerinin bozulmasını istemiyorlar. Avrupalılar, her şeyi çok iyi bildiklerini düşünüyorlar ama iş kendi hayatından fedakarlık etmeye gelince bildikleri herşeyi unutmayı tercih ediyorlar.





Avrupa'nın donmuş bu karakterini biz kenardan gelenler bozacak herhalde. Aynı zamanda kapitalist emperyalist sistemin kriz durumu, değişim için bir zemin oluşturacak. Yunanistan, İspanya gibi yerlerde bunun işaretleri görünüyor.





Yaşasın İnsanlaşma Ortaklaşma Mücadelemiz!





5 Haziran 2014



Turgay Ulu

Luxemburg