Gelişi günler öncesinden belli olan faşist rejimin bugünkü bekçisi ve gerici odakların hamisi Tayyip Erdoğan Viyana'daydı
Viyana'ya gelişi günler öncesinden belli olan faşist rejimin bugünkü bekçisi ve gerici odakların hamisi Tayyip Erdoğan Viyana'daydı.
Erdoğan, parayla tutulmuş kitlesine vaaz verirken Türkiyeli devrimci örgütler, demokratik dernekler, Alevi örgütleri ve Avusturyalı antifaşist kurumların düzenlediği miting ve yürüyüş yaptı.
İlk olarak saat 12:00 civarında Praterstern Meydanı'nda toplanan kitle 3 kilometre yürüyerek Kagran Meydanı'na ulaştı. “Fısıltı gazetesi”nin günler öncesinden “çok büyük olaylar çıkacağı”, “kanın gövdeyi götüreceği” yolundaki söylemleri kitleselliği hiçbir şekilde etkilemedi. Yürüyüşe on binin üzerinde bir kitle katıldı. Yürüyüş sırasında bir provakasyon da yaşandı. Kenardan küfür edip Türk bayraklarıyla kitleye saldırmak isteyen bir grup faşist gereken cevabı anında aldı. Daha sonra yürüyüşe devam edildi.

Düzenleyici kurumlar miting alanında sırayla konuşmalar yaptılar. Bu esnada mitingin yapıldığı yere 100 metre yakında konumlanmış bir grup gerici faşist -içlerinde İşçi Parti'liler de vardı- Türk bayraklarıyla slogan atıp köpekler gibi saldırmaya çalıştılar. Bu esnada polis bariyer kurup iki grubu birbirinden uzak tuttu.
Mitingin son bulduğunu duyuran anonsla birlikte kitle gruplar halinden alandan ayrılmaya başladığı sırada ara sokaklarda konuşlanmış salyalı faşistler saldırılarına yeniden başladılar. Bu tarz saldırılarla sonuç almayı planlamışlardı. Kitlenin kararlı tutumu ve antifaşist gençlerin anında verdiği yanıtlarla bu provakasyon boşa düşmüş oldu. Karşımıza çıktıkları her ara sokakta hakettikleri yanatı aldılar. Bu çatışmalar sırasında faşistlere ait arabaların camları da tuzla buz edildi.

Yürüyüş sırasında ve miting alanında gereken önlemi almış görünen polisin, miting alanına yakın bir yere kadar faşistlerin yürümesine izin vermesi de kitlenin Viyana polisinin nasıl bir tutum içinde olduğunu görmesini sağladı. Polisin bu tutumu, Türkiye'de yaşanan benzerlerinden farkı olmadığını gösterdi. Birçok antifaşistin tutuklandığı bu çatışmalar, polisin dağılanları durdurup otobüsleri olay yerine getirmesiyle son buldu.
Biz Avusturya TİKB taraftarları olarak miting ve yürüyüşte kendi pankart ve bayraklarımızla yer aldık.


* * *
Dostlar, kardeşler, yoldaşlar,
Türkiye'de gerici faşist devlet terörünü zincirlerinden boşandıran zorba Viyana'da!
Sokaklarda, meydanlarda insanları kalleşçe kurşunlatan, gaddarca dövdürten bir ülkenin başbakanı o. Acılı madencileri bile tokatlamaktan çekinmeyen bir Başbakan.
Gözü dönmüş neoliberal kar hırsının göz göre göre katlettiği madencilerden başsağlığını esirgeyen, ama gazı, copu, TOMA'larıyla polisini üzerimize süren bir azgınlık bu!
Hakkını arayan işçiyi-emekçiyi, muhafazakarlıkla kuşatılan kadınları, sözünü söylemeye çalışan gençliği hedefe çakmış durumda. Cemevi'nde ibadetini yapan Uğur Kurt'u kurşunlayan, Soma'da yüzlerce güvencesiz işçiyi toprağa gömen onun devleti. Tıpkı Ankara'nın göbeğinde benzer bir kurşunun aramızdan kopardığı Ethem gibi, Abdullah, Ahmet gibi... Ali İsmail'i soparlarla döve döve öldürdükleri gibi, Mehmet Ayvalıtaş'ı hoyratça ezdikleri gibi, Medeni'yi sırtından kalleşçe vurdukları gibi...
Onlar, Kürtlere düşman, Alevilere düşman, kadınlara düşman... Çocukları hedef gösteriyorlar; birer birer düşüyorlar toprağa. Birinin kanı kurumadan bir başkası beyni parçalanarak katlediliyor. Uğur Kaymaz'lardan, Ceylan Önkol'lardan, Berkin Elvan'lardan İbrahim Aras'lardan geçilmiyor Türkiye! Gezi'de estirdikleri terör, aldıkları canlarımız yetmezmiş gibi geleceğimiz olan çocuklarımız da tehdit altında.
Bu azgınlığın gerisinde tarifsiz bir korku var. Çürümüş bir düzenin, soyguncu, talancı, dipten doruğa çürümüş bir sistemin işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin öfkesinden duydukları korku var. Günden güne mayalanıp büyüyen bu öfkenin yeni isyanları alevlendirmesinden korkuyorlar. Düne kadar Kürdistan dağlarındaydı bu öfke, sonra Haziran İsyanı olarak İstanbul'un, Ankara'nın İzmir'in göbeğinde patladı. Yılların bastırılmışlığına karşı duyulan öfke daha bir yıl önce Türkiye'nin 80 ilinde milyonlarca insanı sokağa döktü.
Hiçbir saldırıyı sessizce sineye çekmiyor artık kitleler. Sokaklara çıkıyor, tepkisini de öfkesini de eylemle dile getiriyor. Düne kadar İzmir, Antalya, İstanbul, Diyarbakır, Hakkari, Şırnak'ın halinden habersizdi. Şimdi Soma'nın madenci ailelerinin acısı ve çığlığı Roboski'de yankılanıyor. İşte bu halkaların birbirine eklenip genişlemesinden korkuyorlar. İşçisinin, emekçisinin, Kürdünün, Türkünün, Alevisinin, üniversitelisinin, aydınının, Somalı madencisinin, Adana'nın kavruk emekçisinin, gökdelenleri inşa eden inşaat işçilerinin birbirlerinin elini daha sıkı kavrayıp daha güçlü isyanlara yürümelerinden korkuyorlar.
Düne kadar İzmir, Antalya, İstanbul, Diyarbakır, Hakkari, Şırnak'ın halinden habersizdi. Şimdi Soma'nın madenci ailelerinin acısı ve çığlığı Roboski'de yankılanıyor. İşte bu halkaların birbirine eklenip genişlemesinden korkuyorlar. İşçisinin, emekçisinin, Kürdünün, Türkünün, Alevisinin, üniversitelisinin, aydınının, Somalı madencisinin, Greif'in işgalcisinin birbirlerinin elini daha sıkı kavrayıp daha güçlü isyanlara yürümelerinden korkuyorlar.
Recep Tayyip Erdoğan'ı tanımlamak için hangi sıfat kullanılsa yeridir. O bir katildir, o bir zorbadır o bir padişah özentisidir, o bir hırsızdır, o bir savaş kışkırtıcısıdır. Bu gerçeklerin altı çizilirken unutulan çok büyük bir gerçek vardır: Tayyip Erdoğan bir simgedir; o, neoliberal kapitalizmin pervasız bir temsilcisidir. O bir sistemin karakterini yansıtan bir figürdür. Tayyip Erdoğan'ı neoliberal kapitalist sistemden, onun yönelim ve ihtiyaçlarından soyutlayarak ele almak mümkün de değildir; doğru da değildir. Tayyip Erdoğan'a duyduğumuz öfke ve nefret, onu başımıza bela eden neoliberalizme yönelmelidir. Onun için bizim savaşımız sadece sivrisineklerle sınırlı kalmamalıdır. Onu ve onun gibileri üreten bataklığı kurutmaya dönük olmalıdır
TİKB Avusturya örgütlülüğü