Kapitalist sömürü düzeninde çocuk gelinlik ve çocuk işçilik eğitim-öğretim düzenlemeleriyle kitabına uydurulur
Toplumsal olarak kadına bakış algısı değişmek zorunda. Ama bu öyle kolay, öyle bir anda olacak bir şey mi? Tabii ki hayır. Kadının insan olarak görülmesi, erkekle eşit haklara sahip olduğunun kabullenilmesi, hayatını nasıl şekillendireceği, neler yapmak istediği, tercihleri, idealleri, amaçları neler, bunlara kim karar vermeli... bütün bunlarda kadının kendisi belirleyici olmalı.
Kapitalist sistemde, yönetenlerin politikalarının sonucu olarak, sömürünün diz boyunu geçtiği, faşist baskıların, şiddetin dizginlenmek bir yana daha da azdırıldığı, ekonomik krizlerin siyasal krizlerle bütünleştiği, işçi katliamlarının, kadın katliamlarının, şiddetin, tacizin, tecavüzün artık her an, her gün, her dakika, her saniye, akıl almaz bir şekilde günlük yaşantımız içerisinde meşrulaştırılmaya çalışıldığı günlerden geçiyoruz. İşçi ölümlerinin “onların kaderiymiş” diyerek önemsizleştirildiği, kadın bedeninin bir et parçası gibi pazarlandığı, her şekilde erkeğe kullanabileceği bir eşya gibi sunulduğu, namus kavramının kadınla eşleştirildiği “namus bekçiliği” denilen sınıfsal kavrayış zorunluluğunun erkeğin ellerine teslim edildiği bu sistemde bütün bunların önlenmesi mümkün mü?
Kapitalist sömürü düzeninde çocuk gelinlik ve çocuk işçilik eğitim-öğretim düzenlemeleriyle kitabına uydurulur. Küçücük yaşta ya bir ustanın yanında çırak, ya 50 yaşında bir adamın iki bileziğe satın alabileceği karısınızdır. Burjuvazinin gözünde işçi- emekçi yoksul ailelerin kaderi budur. Çünkü egemen olan onlardır ve ancak böyle olursa karlarına kar katıp egemenliklerini pekiştirirler. Onlar için işgücü ne kadar ucuz olursa kasaları o kadar hızla dolar, Bu sayede işsizliği çığlaştırırlar; ellerinde yedek ucuz sanayi ordusu olmalıdır.ki emeğin değerini alabildiğine değersizleştirip, önemsizleştirebilsinler.
Konumuz küçücük yaşta gelin edilen kız çocukları ve toplumdaki kadın bakış algısı. Yıllardır bu konuda öyle ya da böyle birçok platform ( “Kadın cinayetlerini durduracağız”, “Kadın cinayetine dur de”, vb.) kuruldu. Çeşitli biçimlerde kadınlar aydınlatılmaya, bilinçlendirilmeye çalışılıyor. Bu güne kadar ses getiren eylemle rde oldu, kendi çapında başarılı olan, kadınlar içerisinde karşılığını bulanlar da oldu. Bunların dışında -bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde- yaşananlardan ve baskılardan kaynaklı bireysel dik duruşlar, kadına reva görülenin, tayin edilenin kader olmadığını söyleyip tek başlarına mücadele edenler de oldu, oluyor, olacak...
Ancak topluma yüzyıllardan öğretilen kadın algısının, metalaştırılmasının, et pazarı gibi gösterilmesinin, cinsel obje olarak algılatılmasının ve erkek şiddetine, tacizine, tecavüzüne, çalıştığı yerde her türlü baskının bir kadın kimliğinden kaynaklı katmerlendirilmesi karşısında verilecek mücadele ve bilinçlendirme çalışmaları işçi sınıfı bilinciyle bütünleştirilip aynı zamandan demokratik talepler olarak da gündemleştirilip kamuoyu oluşturmaya yönelmelidir. Bunu yaparken sadece kadınların özgüven kazanmalarının yetmeyeceği ve toplumu oluşturan bölüğün içindeki erkeklerin bilincinde de kadın sorununu aşabilecek çalışmalar yapılması ve birlikte omuz omuza mücadele edilmesi gerekliliğinin farkında olunmalıdır. Fakat sistem sınırları dahilinde kalacak mücadelelerin ne kadınlar için ne de tüm insanlık için kurtuluş olmayacağı da vurgulanmalıdır. İnsanlığın kurtuluşunun, sınıfsız, sömürüsüz, ayrımcılığın olmadığı, eşit ve özgür bir yaşamda ve sistemde mümkün olduğu kitlelere kavratılmalıdır. Sömürü düzeni olan kapitalizmi yerle bir edip yerine sosyalizmi kurmadan insanlığın kurtulamayacağını anlatan bir mücadele hattı çizilmelidir.
Bugünkü Hürriyet gazetesinde yer alan haber, bana bu yazıyı yazdıran gerçekliği acı bir biçimde vurgulayan bir örnek oldu:
8 yaşında nişanlanan 12’sinde ‘evlendirilen’, 18 yaşında evli adama kuma olarak verilen ve doğurduğu 5 çocuğu, kocasının resmi eşinin nüfusuna geçirilince kaçtığı İstanbul’da hukuk mücadelesi başlatan 34 yaşındaki Siirtli S.A. zor hayatını anlattı.
Dağa kaçan kızlar var
Küçük yaşına rağmen evlenmemek için ayrı bir mücadele veren talihsiz kadın, “Evlenmemek için dağa kaçacaktım, kardeşlerimi düşündüm, benim gibi bu nedenden dolayı dağa çıkan arkadaşlarım var” dedi. 16 yıl kuma olarak yaşayan ve şiddete maruz kalan kadın hikâyesini şöyle paylaştı:
8 yaşında sevgilim oldu
“Biz 6 kardeştik. Ben okumak istiyordum. Babam vefat ettikten sonra annem yeniden evlendi. Ablamı istemeye geldiler, kabul etmedi. Başlık parası olarak iki bilezik aldıkları için adamla beni 8 yaşındayken nişanladılar. Yaşım küçüktü ama bilinçliydim, sırf nişanı atsınlar diye kendime erkek arkadaş bile edinmiştim, ama atmadılar.”
13’ünde ‘evde kaldın’
“12 yaşında annem ve kardeşlerimin baskısıyla kocamın evine götürmek istediler. Gitmemek için amcamlara kaçtım, ‘Annen bilir’ dediler, dayımlara kaçtım anneme teslim ettiler. 13 yaşında geldiğimde evde kaldığımı söyleyerek kocamın evine götürdüler.”
3 imama da ‘hayır’ dedim
“Dini nikâh kıymak için imam getirdiler. İmam sorduğunda ‘kabul etmiyorum’ dedim. Beni o yaşta diri diri mezara gömdüler. Düğün evinde herkes oyun oynuyor, zılgıt çekiyor, ben sürekli ağlıyordum. Üç ayrı imam değişti üçüne de aynı şeyi söyledim. İmamı, şikâyetçi olmakla tehdit ettim. Sonunda annem, ‘Bana vekalet ver, nikâh kıyalım, sabah birlikte kocanı da alır bizim eve döneriz orada yaşarsınız’ diye söz verdi, benim adıma annem ‘Evet’ dedi.”
Kocam bana tecavüz etti
“Ben sabah elbiselerimi topladım, ancak annem beni orada bırakıp gitti. İlk gece korkusundan kriz geçirdim ama kocam bana resmen tecavüz etti. Bilinçli olsam da küçüktüm, daha çocuktum. Kocam istediğim oyuncağı almayınca ağlardım. Nikâhtan bir ay sonra fırsatını bulup evden kaçtım, akrabalarıma sığındım, ama beni aileme teslim ettiler.”
Bilezikleri geri verdik
“Kocam benden boşanmadan yeniden evlendiği halde benim boşanabilmem için başlık parası olarak verdikleri iki bileziği geri istediler. Bilezikleri gönderdim ve boşandık. Ailemin yanında 18 yaşına kadar kaldım. Sonra evli olan yeni kocama kuma olarak verildim. Yine iki bilezik karşılığında. Kabul etmek zorunda kaldım. Evlenip ayrıldığım için herkes bir farklı davranıyor oralarda.”
Çocuklarımı verin
“Kuma olarak gittiğim bu evlilikten 5 çocuğum oldu. Kocam çocukları resmi nikâhlı karısının nüfusuna geçirdi. Bana şiddet uyguluyordu. Son olarak çocukların gözü önünde beni kemerle dövdü, çenem yarıldı ve hastanede dikiş atıldı. Ondan sonra da kaçmaya karar verdim. Ben sadece çocuklarımı yanıma alıp büyütmek istiyorum, başka bir şey istemiyorum.”
Avukat Sedef Ünal, çocukları, S.A.’nın nüfusuna geçirdiklerini fakat buna rağmen babanın çocukları vermediğini anlattı. İstanbul’daki mahkemenin de yetkisizlik kararı verip kadını Siirt’e yönlendirdiğini, Siirt’te ise can güvenliğinin olmadığını vurguladı. Avukat Ünal, “Medeni Kanun’un 337. maddesi gereği evli olmayan anne baba söz konusu olduğu için velayet annededir” dedi.
Alınteri okuru