Çocuklara tecrit içinde tecrit yaşatılıyor. Film tüm bunlara karşı koyuşunu, direnişini gösteriyor
İbrahim Açıkyer
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi Sözcüsü Av. Hasan Erdoğan'ın Pozantı'daki insanlık ayıbının ardından Sincan'a sevk edilen çocuk tutsaklardan birinin ziyareti sırasında "Geç oldu avukat abi Ciwan bekler seni. Çocuklar naziktir, üzme onu, hadi git evine" sözlerini öyküleştirmesinin ardından "Çocuklar Naziktir" ismiyle çekilen kısa film, girişimin özenli ve önemli çalışmalarından biri. Filmin senaryosunu ve yönetmenliğini yapan Fatin Kanat ise gerçek bir öyküden yola çıktıkları bu çalışmada gerçekle kurguyu harmanlayarak asıl anlatmak istediklerinin sistemin sorgusu olduğunu belirtti.
Türkiye cezaevlerinde çocuklara yönelik işkence, istismar ve hukuksuzluklara karşı oluşturulan Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi'nin bir diğer önemli çalışması da Sinetopya'nın özenli bir ürünü olan "Çocuklar Naziktir" isimli kısa film. Öyküsünü Girişim Sözcüsü Av. Hasan Erdoğan'ın cezaevindeki bir ziyaretinden esinlenerek kaleme aldığı kısa filmin senaryosu ve yönetmenliğini Fatin Kanat'a ait. Film, 30 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında gerçekleşen Uluslararası Sinemardin Film Festivali'nde de gösterilmişti.
"Sosyal medyada paylaşılsın, insanların bu konuda duyarlı olmaya bir nebze katkı sunsun istiyoruz" sözleriyle amaçlarını tanımlayan Kanat, filme ve cezaevlerinde çocuklara yönelik uygulamalardaki kamuoyu algısının sıradanlığının çarpıcı yönlerine dikkat çekti.
"Girişim'in adı bile haliyle duyarsız kalamayacağımız bir nokta" diyerek söze başlayan Kanat, Girişim'de yer almalarını şu sözlerle ifade etti: "Kendi derneğimizin kuruluş bildirgesindeki amaçları sıralanan manifestosundaki içerik de zaten yapabileceğimiz her şeyi yapma doğrultusundaydı. İlk başta girişimi oluşturan kuruluşlardan doğrudan haberimiz olmadı. Girişim kurulduktan sonra tereddütsüz dahil olduk. Sinetopya olarak dahil olmak, ne yapabileceğimizi de beraberinde getirdi."
'Asıl işlemek istediğimiz sistemi sorgulatmak'
Erdoğan'ın yaşanmış bir hayatın kesitini anlatan öyküsünün olduğunu söyleyen Kanat, "Film, ne derece çocuk cezaevlerindeki gerçekliği yansıtıyor ya da veriyor derseniz pek de vermiyor. Çocukların işkence ve istismarlarını özellikle tercih etmedik. Gelecekleri var bu çocukların. Böyle sarsıntılar, darbeler almış olabilirler. Ama daha çok sistemin onları koyduğu yeri, sistemin onlara bakışını sorgulamayı, aynı zamanda ülkedeki temel sorunun durduğu, yani Kürt sorunundan da alarak oradaki duruşu vermeyi daha uygun bulduk hikayede. Biz de senaryolaştırdık. Tüm aşamalarında gönüllü arkadaşlarımızla bu çalışma Kürtçe ve İngilizce alt yazılı biçimde tamamlandı" dedi.
Herkese ulaşmalı
Kanat, filmi sosyal paylaşım sitelerine koyarak erişim noktasında da önemli bir kolaylık sağlamayı hedeflediklerini belirterek, "Herkesin izleyebildiği, herkese ulaşabilen zaten amaç bu konuda duyarlılık yaratmaksa özellikle çocuklar üzerinden Kürdistan'da, Türkiye'de olsun koparılan bunca gürültüyü siyasi malzeme olarak kullanılan bir hali de gördükten sonra ona karşı bir cevap olabileceği düşüncesiyle ulaşabileceği en fazla insana ulaşması düşüncemiz var. Sinetopya olarak girişimin üyesi olduk. Filmin sonunda söylediğimiz söz de girişim adına bizim söylediğimiz son söz oluyor" diye konuştu.
İşkenceye karşı direniş
Filmde anlatılan hikayedeki çocuğun tek başına hücrede olması, kaybedilen babasından haber alamaması yani faili meçhullere göndermede bulunduklarını vurgulayan Kanat, şunları dile getirdi:
Anne baba üst düzey politik faaliyetlerde bulunmasa da devletin hedefi olabilmişler. Kimi tutuklanmış, kimi yok edilmiş. Ailenin aslında eğitime yönelimli bir çocuğu. Sonraki süreçte sistemin yaptığına fazlasıyla öfkesi olabilen bir çocuk. Yine de bilinçli hallerde görüyoruz. Bir çatışmada polise attığı taşla, karşı koyuşla ardından yakalanmasıyla politik çocuklarımızın olduğu gibi cezaevi gerçeğiyle tanışıyor. Oradaki dayatmaları kabul etmiyor ve direnişe devam ediyor. Karşılığında hücre cezası, havalandırmaya fazla çıkarmama gibi ekstra uygulamaları da beraberinde getiriyor. Fiziki işkenceler dışında bunlar da yaşanıyor."
Kendini var eden bir duruş
"Öyküde göstermek istediğimiz çocuğun sadece cezaevine kapatılmakla kalmayıp basit gerekçelerle hücre cezasına tabi tutulması, havalandırma süresinin kısıtlanması, onlar üzerinde ek yaptırımlar uygulandığını göstermek" diyen Kanat, "Çocuklara tecrit içinde tecrit yaşatılıyor. Bu uygulanan bir gerçeklik. Tüm bunlara karşı koyuşunu, direnişini gösteriyor. Ve havalandırmaya çıkmama gibi bir tavır sergiliyor. Esas olarak kendini var eden, bir anlamda o dört duvar arasında ifade eden biçimini koruduğunu, duruşunu koruduğunu, direnişten yana bir çizgiyi seçmekteki kararlılığını da gösteriyor" ifadelerinde bulundu.
Çocuklar için hassasiyet
Kanat, Girişim'in özellikle ve hassasiyetle üzerinde durduğu cinsel istismar meselesinde "tecavüz mağduru" tanımını kullanmayı reddettiklerinin altını çizerek, "İnsan bütünlüğüne yönelmiş her saldırı, egemen sistem tarafından yönelmiş her saldırı bir tecavüzdür. Fiziki, cinsel boyutuyla tamamlanmış olup olmaması bir belirti değil. Ben de uzun yıllar mapus yattım. 15 yıllık bir tutsaklık geçmişim var. Benzer şeylerle karşılaşmışım. Bunu hiçbir zaman kendi bedenim üzerinden değerlendirmedim, psikolojik sorunum olarak almadım, karşımdaki yapının hastalıklı insanları olarak gördüm, öyle değerlendirdim. Çocuklarımıza yönelmiş bu şeyi de hastalıklı yapının beden bütünlüğüne değişik biçimlerde yönelmiş olarak gördüm. 'Pozantı'da tecavüz' tanımını doğru bulmuyoruz ve bu tanımı kullanmıyoruz. O çocukların onurunu lekeleyen bir şey değil, bunu yapanların hem devlet, hem sistem hem de yapı olarak hastalıklı hali olarak değerlendiriyoruz. Söylem olarak çocukların üzerine böyle bir gölge atılması çocukları psikolojik olarak etkiliyor. Ne yaparlarsa yapsınlar siz temizsiniz, onurunuza bir halel gelmez. Bunu yapanların alçaklığıdır yaklaşımıyla sunulmalıdır" dedi.
Dil özenle seçilmeli
Bu söylemle kendini muhalif mecrada değerlendiren insanların da yanlış işlemelerinin söz konusu olduğunu kaydeden Kanat, daha hassas olunması gerektiğinin önemine dikkat çekti. Bu dilin ve tanımlamanın da çocukları örselediğini belirten Kanat, "Normal olandan daha fazla örseledi. Belki tek başına bir hücrede yaşadıklarını atlatabilecekken çocuk, bu söylemlerle daha sıkıntılı bir durumu yaşadı. Sonuçta giderek bir biçimde girişimin de çalışmaları çok sayıda kurumun fikir alışverişine girmesi, dilin özenle seçilmesi gibi ortaklaşması, geçmişten gelen kusur biraz daha azalmış durumda" diye kaydetti.
'Çocukların yeri cezaevi değil'
"Oradan çıkan çocukların seçimi dağda olabilir, başka bir şey de olabilir. Özgür iradeleriyle yaptıkları bir şeydir" diyen Kanat, sözlerini şöyle noktaladı: "Filmin Mersin gösteriminde bir çocuğun gönderdiği mektup okundu. Politik nedenlerle cezaevlerine giren çocuklara nelerin yapıldığını gözler önüne seriyordu. 14 yaşındaki bir çocuğun mektubu nasıl bir devletteyiz, nasıl bir sistemdeyizi sorgulatan bir mektuptu. Üzerlerine atılan suç ne olursa olsun çocukların yeri cezaevi değil."
'Çocuklar naziktir avukat abi'
Filmin öyküsünü yazan Av. Hasan Erdoğan ise anlatılanın tamamı değilse de büyük çoğunluğunun gerçek olduğunu söyleyerek, "Özellikle öykünün adını alan replik yani 'çocuklar naziktir' sözü gerçek. Akşam saat 20.00 gibiydi Sincan Cezaevi'nde. Onca acıyı onca küçük yaşına sığdırmış olmasına rağmen 'geç oldu avukat abi Ciwan bekler seni, çocuklar naziktir, üzme onu, hadi git evine' dedi. Belki sadece bu söz yüzünden bu öyküyü yazdım. Yani onca acı çektirdiğimiz çocuklar halen başka çocukları düşünürken biz onların yerine koyamıyoruz kendimizi" sözleriyle öykünün nasıl ortaya çıktığını anlattı.
İnsan olmak ve yaraya dokunmak
İnsani bir sorumluluk o çocuklara karşı duyduğumuz. Asla merhamet veya acıma ile izah edilecek bir şey değil. Bütünüyle insani bir sorumluluk" diyen Erdoğan, şunları belirtti: "Acıdığın şeye bir süre sonra nefret duyabilirsin. Ama insani sorumluluk öyle değil. Mağduriyetin giderilmesi için onun yanında saf tutabilmek. Haksızlığa uğradığını bildiğinin birinin yanında durabilmek. Hele de bu çocuksa. Çok daha ağır bir sorumluluk gerektiriyor. Bir çocuk sana göstermişse açıp yarasını o yaraya dokunamazsan sende de yara açıyor. Durum bu. Sincan'da iki üç sene evvel Pozantı'dan gelen çocuklar, açtılar yaralarını bana. Ben de dokundum yaralarına.
ANF