Dayan Ohlauer, yürüyüşçüler dönüyor

İki ayrı hayat, iki ayrı dünya sistemi yanyana duruyor...

DÜNYA
Cuma, 27 Haziran 2014 (12 yıl 4 ay önce)

Berlin'in göbeğinde, Almanya'da eşine az rastlanır bir direniş yaşanıyor. 3 gündür Ohlauer Caddesi'ndeki işgal okulumuzu boşaltmak için polis saldırısı başlatıldı ancak yaşanan etkin direniş sayesinde işgal okulumuza üç gündür polis giremedi. İşgal okulunun içinde barikatlar var ve bir grup arkadaş okulun çatısına çıktılar. Kamuoyuna ilan ettiler ki, eğer polis içeri adım atarsa okulun her tarafına yerleştirilmiş benzinler ateşe verilecek ve çatıdan aşağı atlanılacak.





Polis saldırısı sonucu, dışardan direnişe destek verenler gözaltına alındılar. Polis tüm okul çevresini kuşatma altına aldı. İçerdekilere yemek vermeyi kesti, içerdekilerle telefon bağlantısını engelledi. Tüm bu yöntemler geri tepti. İçerdekiler yemek aldı ve bir şekilde telefon ve internet bağlantısı kuruldu.





Burjuva medyası direnişimize karşı sansür uyguluyor ve provakatif haberler yayınlıyorlar. Bazı gazeteler içerde bomba ve molotof kokteyli olduğunu yazdılar. İçerdeki direnişçiler, sadece bir polisin içere bomba olup olmadığına dair arama yapabileceğini açıkladılar ancak polisler bu öneriyi kabul etmediler.





Şu ana kadar okulun yakınına medyanın girmesi yasaklanmış durumda. İçerdeki direnişçiler, telefon bağlantısı ile bir basın toplantısı yaptılar. Polis saldırısı durdurulmalı ve tüm direnişçilere oturum hakkı verilmelidir, işgal okulu mülteci hareketinin politik merkezi olarak kabul edilmelidir.





Berlin Senatosu'ndan bir teklif getirildi. “Okulun içindekiler dışarı çıksın, yakındaki bir kilisede taleplerle ilgili görüşme yapalım” dediler. Bildik oyalama takiği... Direnişçiler bu taktiğe, zaman taktiğiyle yanıt verdiler. “Tamam, bu önerinizi tartışmak ve öneriniz hakkında karar almak için bir gün süre istiyoruz dediler. Bu süre şu saatlerde dolmuş bulunuyor. Durumda henüz bir değişiklik yok.





İşgal yerlerimizi terketmeden, Avrupa çapına yaydığımız direnişimizin Brüksel ayağındaki eylemler devam ediyor. Dün bin kişilik bir yürüyüş gerçekleştirdik. Avrupadaki ırkçı ve kolonyalist yasa ve düzenlemelerin koordine edildiği kurumlara karşı yürüdük. Diğer yandan mülteci direniş noktalarını ziyaret ettik. Parlamento yakınında önümüze panzerler ve telörgülerle birlike büyük bir polis barikatı kuruldu.





Bir an önce Berlin'e dönüp işgal okulundaki direnişi daha etkili kılmak istiyoruz. Fakat tuttuğumuz otobüslere polis tarafından el konuldu. Berlin'e dönüp ortalığı karıştıracağımız gerekçesiyle otobüslerimiz alıkonulmuş durumda. Buna rağmen biz kendi imkanlarımızla bir minübüsle bazı arkadaşlarımızı Berlin'e gönderdik.





İşgal okulunun çatısında bulunanlar, Brezilya'daki sokak direnişine destek vermek için bir pankart yazıp sarkıttılar. Tüm direnişlerin birbiriyle ruhsal bağları var.





Bir arkadaşımız da kendi iradesi ve kararıyla, işgal okuluna yapılan polis saldırısını protesto etmek için ölüm orucuna başladı.





Her an polisin içeriye girme denemesi olabilir. Gazetecilerin hala içeri girmesine izin verilmedi. İki gazeteci bu yasağa karşı dava açtılar. Haber yapma ve gazetecilik işini yapmak engelleniyor. Avrupada övülen demokrasinin ne demek olduğunu direnişlerimiz herkesin gözünün önüne seriyor.



 







Berlin'de ev boşaltmalara karşı gerçekleştirilen rutin eylemlerin sonuçsuz kaldığı gerçeğine karşı, devrimci mülteciler etkin bir direnişle örnek oluşturuyorlar. Alman devleti açısından işin esas önemli yanı bu. Avrupa'da yapılamaz denileh birçok şeyi biz yıllardır sokaklarda yapmayı başardık. Bu direniş Avrupa coğrafyasını etkiliyor, emsal oluşturuyor ve devlet bu durumdan korkuyor.

Sokaklarda ya da işgal yerlerimizde kapitalizm karşıtı komün yaşamını deniyoruz. Buralarda her şey kolektif çabalarla gerçekleştiriliyor. Halk, kullanım tarihi biraz geçmiş olan yiyecekler ya da eski elbiselerini komün alanlarımıza bırakıyor. Normal zamanlarda çöpe atılacak malzemeleri biz kullanıyoruz. Böylece aslında o kadar çok alışveriş ve tüketime gerek olmadığını kanıtlıyoruz. Kapitalizm olmadan da insanların bir arada yaşayabileceğini kanıtlıyoruz. Bambaşka kültür ve gelenekten gelen insanların yıllarca bir arada yaşayabileceğini kanıtlıyoruz.





Sistemin direniş alanlarımıza karşı her saldırısının altında yatan bu başka yaşam arayışımızdır. Bir şefe, devlete, polise vb. gerek olmadan hayatın sürdürülebileceğini kanıtlıyoruz. Üstelik bunun çok masraflı bir iş olmadığını da kanıtlıyoruz.





Brüksel'deki Simon Bolivar Parkı'nın etrafında gökdelenler var. Alışveriş merkezleri var. Borsalar, bankalar var. Sömürü sisteminin yönetildiği ihtişamlı binalar var. Bizim ise hepsi aynı koşullara sahip olan çadırdan bir mahallemiz var. İki ayrı hayat, iki ayrı dünya sistemi yanyana duruyor. Bu kadar israfa, bu kadar para hırsına gerek olmadığını gösteriyoruz dünya aleme. Direniş yerlerimiz düşebilir ama bu direniş artık bitirilemez. Bir kere kök saldı. Şimdi bu kökleri besleyip büyütmenin zamanıdır.





Brüksel'de Alman Konsolosluğu işgali sırasında tutuklanan tüm arkadaşlarımız serbest bırakıldı sadece bir arkadaşımız kaldı içerde. Arkadaşınızın kimliğini tespit edemedikleri için bırakmıyorlar.





Yaşasın İnsanlaşmaVe Ortaklaşma Mücadelemiz!





27 Haziran 2014

Turgay Ulu

Brüksel