Kürt halkını temelsiz umut ve hayallere sürüklemenin ne sürece ne ulusal mücadeleye hiçbir yararı olur
AKP Hükümeti Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde Kürt ulusal hareketiyle yürütülen görüşmeler konusunda bir yasa taslağı gündeme getirdi. Teklif topu topu 6 maddeden oluşuyor. Fakat adı bile içeriği konusunda epey fikir veriyor: “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı”!..
Yasanın amacı “Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları belirlemek” olarak çiziliyor. Adından ve amacından da görüleceği üzere, yasa taslağı Kürt sorununu hala terör sorunu olarak tanımlıyor. Yasanın dikkat çeken bir diğer temel özelliği de Kürt sözcüğünü bir kez bile anmıyor olması…
Yasaya “müzakere yasası”, “çözüm sürecinin yasal temeli” gibi misyonlar biçiliyor fakat teklif büyük muğlaklıklar taşıyor. En net ve kapsamlı belirlemeler “müzakereleri yürüten kamu görevlilerinin” korunmaya alınması konusunda yapılıyor.
Teklifin yasalaşmasıyla birlikte İmralı’da Abdullah Öcalan’la MİT görevlileri arasında yapılan görüşmelerin resmi bir “müzakere” (pazarlık-tartışma) özelliği kazanacağı iddia ediliyor. Bu görüşmelerde bugüne kadar nelerin konuşulduğu belirsizliğini korurken AKP Hükümeti -ve taklacı Tayyip Erdoğan- tarafından verilen sözlerin hemen hiçbirinin tutulmadığı bizzat Kürt hareketinin temsilcileri tarafından defalarca dile getirilen “barış süreci”nin hız ve açıklık kazanacağı söyleniyor.
Ulusal hareketin kimi sözcüleri ve hükümet yandaşı kalemler, bunun da ötesinde anlamlar yüklüyorlar henüz kesinleşmemiş olan yasa teklifine. Teklifin tam da Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde ince hesapların yapıldığı bir dönemde birdenbire gündeme gelmesinin ardından KCK tutuklamalarıyla rehin alınmış Kürt politikacıların tahliye edilmeleri umut pompalamaya dönük bu propagandayı daha da popülerleştiriyor.
Teklifin maddelerine bakılınca ona “tarihsel önem” biçen safça iyimserliği ve abartılı yorumları anlamak mümkün değil. Maddelerin çoğu, Kürt hareketiyle görüşme ve pazarlıkları yürüten devlet görevlilerine dokunulmazlık sağlamaya yönelik. Bir diğer maddede de bu konuda hükümete görüşmeler yapma yetkisi tanınıyor. Yani teklifte AKP’nin kendini ve bu işte görevlendirdiği memurlarını yasal koruma altına alma hesapları ağırlık taşıyor.
Sadece tek bir maddede, “yöneticiler hariç” dağdan inecek gerillalardan “suça bulaşmamış olanlar”ın topluma kazandırılmasından söz ediliyor. Bu maddenin içeriği ve nasıl uygulanacağı da belirsiz. Daha önceki pişmanlık yasaları ya da onların kılık değiştirmiş biçimi olan “topluma kazandırma yasaları”nda da benzer maddeler vardı.
Apar topar gündeme getirilen yasa taslağı hükümet yandaşlarıyla Öcalan başta olmak üzere Kürt ulusal hareketinin kimi sözcüleri tarafından “tarihi önemde bir adım” olarak tanımlandı. Ancak Kandil’den yapılan açıklamalarda aynı abartı ve iyimserlik yok. Tersine, AKP Hükümeti, özellikle de Tayyip Erdoğan’ın ciddi ve samimi bir çözüm yönelimi içinde olmayıp gündelik hesaplarla sürekli zaman kazanmaya oynadığının altı çiziliyor. Ne var ki, nasıl Abdullah Öcalan Kandil’in temsil ettiği gerillanın ve Kürt ulusal hareketinin diğer bileşenlerinin kuşku ve güvensizliklerinin üzerinden atlayarak bildiği gibi hareket etmekten kaçınıyorsa Kandil de İmralı’yla açık bir çelişki görüntüsü vermemeye özen gösteriyor. Çünkü hareketin bütün bileşenleri şöyle tarihsel bir kesitte Kürt hareketinde erken bir bölünmeye sebep olmanın tarihi bir sorumsuzluk anlamına geleceğinin ve bunun hesabını vermenin kolay olmayacağının farkında.
Kürt sözcüğünün dahi anılmadığı, açıklık ve netlikten yoksun olmasına karşın böyle bir yasanın gündeme getirilmiş olması bile bir açıdan Kürt ulusal hareketi adına bir “kazanım” olarak görülebilir. İmralı’da yürütülen görüşmelerin yasal bir temele kavuşturulması talebi ulusal hareketin bir talebiydi çünkü ve haklı bir talepti. Ne var ki, talep edilen yasal temel bu değildi… Dolayısıyla, bu adımı “tarihi önemde” bir gelişme olarak tanımlamak ya da ulusal hareketin küçük “a” dediklerini büyük “a” olarak gözü kapalı tekrarlamayı enternasyonalizm sanan çevrelerin yaptığı gibi buna olağanüstü bir gelişme anlamını yüklemek, abartının da ötesinde, tehlikeli bir yanılsamaya çanak tutmak olur. Çünkü bu tutum, her zamankinden daha fazla uyanık olmayı gerektiren bir tarihsel kesitte uyuşturucu etkisinde bulunur.
30 yılı aşkın bir süredir uğruna çok ağır bedeller ödediği ulusal kimliğinin ve temel haklarının tanınması, anayasal ve yasal bir güvenceye kavuşturulması haklı beklentisi içinde olan Kürt halkını temelsiz umut ve hayallere sürüklemenin ne sürece ne ulusal mücadeleye hiçbir yararı yoktur. Tam tersine, onları, sonu yeni hayal kırıklıklarıyla noktalanacak boş umut ve beklentilere sürükler. Kuzey Kürdistan’da bugün ulusal mücadelenin ağırlığı, geçmiş dönemlerden farklı olarak gerilladan kentlerdeki kitle hareketine kaymıştır. Mücadelenin bundan sonraki seyri ve elde edeceği sonuçların bu kitle hareketinin düzeyine ve sergileyeceği kararlılığa bağlı hale geldiği bir süreçte bu dinamiğin dikkat ve enerjisini zayıflatıp emecek her tutum ve taktik stratejik bir hata anlamına gelir.
“Barış ve müzakere süreci” olarak gösterilen son bir yılın pratiği bu açıdan uyarıcı ve eğiticidir. “İmralı görüşmeleri” gerekçe gösterilerek Kürt halkının beklentiye sokulduğu, uzunca bir süre Gezi’yi dahi izleyici konuma sürüklendiği aylar “süreç” açısından da aslında yitirilmiş kayıp zamanlar olmuştur. Ne zaman ki Kürt yurtsever gençliği ve emekçi kitleler bu uyuşturucu bekle-gör tavrının etkisinden çıkıp büyük bir hızla sürdürülen kalekol ve HES yapımlarının karşısına eylemli bir tarzda dikilince “süreç” de hızlanmıştır. Şimdi tartıştığımız yasanın bile Lice’de sergilenen ölümüne kararlılık ve direnişin arkasından gündeme gelmiş olması bu gerçeğin kanıtıdır.
Dolayısıyla bu dikkat ve uyanıklığı, bu mücadele azmi ve kararlılığını zayıflatacak her tutum ve davranış, niyet ne olursa olsun “sürece” de faydası olmayan uyuşturma girişimi olarak görülmeli ve mahkum edilmelidir.
[Alınteri’nin Temmuz 2014 tarihli sayısının Agire Jiyan sayfasından alınmıştır]
(*) Teknik bir hata sonucunda "Tuzak teklif" başlıklı yazının gazetede yayınlanmış hali yerine taslak hali yayınlanmıştır. Şu an giderdiğimiz bu hatadan dolayı yazıyı önceden okumuş okurlarımızdan özür dileriz.