Yasaların, yasakların içine büzüşüp kalan bir sendikal anlayış işçi sınıfı mücadelesi açısından kaybetmeye mahkumdur
İşçi sınıfının en etkili mücadele silahlarından biri grevdir. Özellikle toplu sözleşme süreçlerinde, burjuvaziyle girilen pazarlıklarda işçi sınıfının ekonomik-sosyal-kültürel-siyasal ihtiyaç ve haklarının korunup genişletilmesinin temel güvencesidir.
İşçi sınıfının yaşam kalitesi grev hakkının kullanılmasıyla doğru orantılı seyreder. İşçi açısından insanca bir yaşam ile sefalet içinde bir yaşam arasındaki mesafe grev silahının kullanılma düzeyine göre şekillenir.
Emekle sermayenin, işçi sınıfıyla burjuvazinin çıkarları uzlaşmazdır. Bundandır ki grev hakkının kullanılması ve kapitalistlerin bunun karşısındaki tutumu sert bir kapışma alanına dönüşür.
İşçi sınıfının grev hakkını kullanmasının önü binbir yöntemle kesilmiştir. 12 Eylül artığı yasalar grev hakkının kullanılmasını alabildiğince bastırmış durumda. Bu hak o denli kuşa çevrilmiş halde ki, greve çıkmak ‘deveye hendek atlatmak’ kadar zordur.
Yasallaştırılan yasaklar
Dolayısıyla işçi sınıfının elindeki grev silahı Şişecam’da olduğu gibi çoğu zaman “erteleme” adı altında uygulanan yasaklarla etkisiz kılınmaya, fiili olarak devredışı bırakılmaya çalışılıyor. Sermayenin lehine devlet tarafından gerçekleştirilen bu uygulama ne yazık ki verili sendikal yapı nedeniyle de büyük oranda başarılı oluyor. Yakın zamanda yaşanan ÇAYKUR ve THY grevleri böyle boşa düşürüldü.
Mevcut sendikal yapı erteleme adı altındaki fiili grev yasaklarına karşı tutum almayı, danıştaya itirazda bulunmanın ötesine götürebilmiş değil. Yaşananlar göstermiştir ki Danıştay’ın erteleme kararlarını bozması durumlarında dahi, yeni erteleme kararlarıyla grev yasağına geri dönülüyor.
Bu kısır döngüyü yaracak bir yaklaşım ve hareket seyrine şiddetle ihtiyaç var. Kuşkusuz bu kısır döngüyü yaracak olan temel dinamik, grev kararının uygulanmasıyla birlikte sermaye ve devletinin ataklarına karşı hazırlıklı olmakta yatmaktadır. Mevcut sendikal hareketin bu hazırlığı yapmadığı, hiçbir planının olmadığı yaşanmış deneyimlerle sabittir.
Yapılanlar en geri biçimleriyle yasaların içine sıkışan, yasal sınrıları hiçbir biçimde zorlamayan bir “hazırlık” ve yaklaşımdan ibarettir. Bu yüzdendir ki grevin daha başlarında erteleme adı altında yasallaştırılan yasaklar çok rahat uygulanabilmektedir.
Grev yasağını etkisizleştirmek…
Grevi etkisizleştirmeye, fiili grev yasağı olan ertelemeye karşı işçi sınıfının grev yasağını etkisizleştirmeye, yasağı devredışı bırakmaya dönük fiili adımlar atması, işçi sınıfı mücadelesinde esin kaynağı, önemli bir çıkış olacaktır.
Şişecam grevinden yola çıkarsak bu adımların iki ayağı var. Birincisi Şişecam işçisinin bu keyfi yasağı, dikkate almayıp direnişi farklı biçimlerde (tezgah başlarında çalışmayarak, üretimi yavaşlatarak, fabrikanın kritik birimlerinde sistemi bir biçimde işlemez hale getirerek vb.) sürdürmesi… Şişecam işçisi kendini bununla sınırlandırmadan işçi aileleri başta olmak üzere grev yasağını kırmaya dönük, üretim birimlerinin önünde ve sokakta aktif bir mücadelenin örgütlenmesine önayak olmalıdır.
İkincisi sınıfın diğer bölüklerinin, muhalif sendikacıların, öncü işçilerin Şişecam’daki fiili grev yasağına karşı iş yavaşlatma, dayanışma grevi vs. örgütlemek için seferber olması…
Paşabahçe’lerden Kavel’lerden geldik…
Uzağa gitmeye gerek yok; cam işçilerinin kendi tarihinde bunun yaratılmış örnekleri vardır. Paşabahçe işçilerinin 1966’da 85 gün süren grev ve direnişi mücadelenin yolunu gösteriyor.
O dönem kendine patronun taleplerini uygulamayı iş edinmiş Cam-İş Sendikası’nı benimsemeyen işçiler, Kristal-İş’i kurup orada örgütlenirler. Cam-İş’in sözleşmesini reddederek toplu sözleşme yapma yetkisi isteyen 2 bin 200 işçi çıktıkları grevi bütün baskı ve yasaklamalara, Türk-İş’in grev kırıcılığına rağmen 85 gün sürdürür. İşçi ailelerinin ve çocuklarının katıldığı etkili sokak eylemleri düzenlerler…
Grevin 65. günü farklı işkollarında örgütlü, bağlı oldukları Türk-İş’in ihanetine de bayrak açan Petrol-İş, Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Tez Büro-İş sendikaları Paşabahçe Grevini Destekleme Komitesi kurarak grev ve direnişin etkisini yayarlar…
Yine kablo üreten Kavel işçilerinin 28 Ocak 1963’te fazla mesai bedeli olarak aldıkları yıllık ikramiyelerinin kesilmek istenmesine karşı patlak veren direnişi, kazanmanın yolunu çiziyor. Patronla görüşen sendikacı ve temsilcilerin işten atıldığı, buna tepki göstererek tezgah başında oturma eylemi başlatan işçilerin işten atılarak lokavt ilan edildiği Kavel’de direniş fabrika önünde devam eder…
İstinye başta olmak üzere İstanbul emekçileri, tersane işçileri, demirdöküm işçileri, otobüs şoförleri direnişe sahip çıkıp dayanışma eylemleri örgütlerler…
Patron ve devletin baskısı artar. Tutuklananlar olur. Fakat bu inatçı direniş sonunda kazanır. Grev ve örgütlenme hakkının kazanılmasında 173 işçinin yürüttüğü Kavel direnişi tarihi bir rol oynar…
Yasaların, yasakların içine büzüşüp kalan bir sendikal mücadele anlayışı işçi sınıfı mücadelesi açısından kaybetmeye mahkumdur. Yasal sınırları zorlayan, fiili olarak o sınırları parçalayan bir anlayış ise işçi sınıfı mücadelesine çok şey kazandıracaktır.
Tarihteki Paşabahçe, Kavel gibi direnişleri ileriye taşımak, günümüzdeki bürokratlaşmış sendikal hareketin kimyasını bozmak, önümüzdeki dönem metal, tekstil işkollarında başlayacak olan TİS süreçlerinin işçi sınıfı lehine sonuçlanmasına kaldıraç olacak kazanımlar elde etmek Şişecam işçisinin hareketiyle doğru orantılı seyredecek…
Şişecam işçisi grev yasağına rağmen etkili ve inatçı bir direnişle Paşabahçe’leri, Kavel’leri ileriye taşıyan, sınıfın önüne yeni mevziler açan öncü bir rol oynayabilir…
[Alınteri’nin Temmuz 2014 tarihli sayısının DSB köşesinden alınmıştır]