Kent Gıda A.Ş.'de başlayan grevin 3. gününde işçilerle birlikteydik..
Grevin 3. gününde Alınteri gazetesi olarak Kent Gıda direnişçilerini ziyaret ettik. Biz grev alanındayken Kartal Adnan Yücel Edebiyat Sanat Derneği çalışanları da işçileri ziyaret etti. Grev alanındaki işçilerin bir çoğunun oruçlu oldukları ve sıcakların yoğunluğu nedeniyle gölge olan alanlarda oturduklarını gördük. Fakat buna rağmen sık sık attıkları sloganlar, alkışlar ve çektikleri haylarla direniş coşkusunu arttırmaya çalışıyorlar. Özellikle kadın direnişçilerin coşkusu gözle görülmeye değer. Kadınlar grev alanına çocuklarını getirip ailece direnmek gerektiğine vurgu yapıyorlar. İşçiler ayrıca yaratıcı yeteneklerini sergileyip pankartlar yazıyor, grev alanına sloganlarla gelip coşkuyu ivmelendiriyorlar.

Çeşitli nedenlerle grev alanı dışına çıkan işçiler, daha sonra bir yerde toplanıyor, kol kola girip sloganlar atarak grev alanına dönüyorlar. Kent Gıda Fabrikası'nda örgütlü olan Tek Gıda-İş sendika yöneticileri de sürekli grev alanında, işçilerin yanındalar.

Ziyaretimiz sırasında Tek Gıda-İş Sendika İşyeri Temsilcisi ve grevdeki işçilerle röportajlar yapıp çalışma koşulları ve direniş üzerine sohbetler ettik.
47 yıllık mazisi ve uluslararası üretim yapan bir fabrika Kent Gıda... Özellikle çiklet ve şeker alanında üretim yapan bu fabrika, yıllar içinde kar oranları yüksek bir işletmeye dönüşmüş.

Kent Gıda yöneticileri işçileri o bildiğimiz, “Biz bir aileyiz" demagojileri ve yapay sıcaklıkları-samimiyetleri ile etkilemekte oldukça başarılı olmuşlar. Bunu işçilerle yaptığımız sohbetler sırasında söyledikleri, “Biz çok şaşırdık, biz patronlarımızı hep bizden biri gibi gördük. Çünkü bize iyi davranıp hep bir aile olduğumuzu söylemişlerdi. Biz de öyle görüyorduk. 6 aydır süren toplu sözleme görüşme sürecinde nasıl analaşma sağlanamadığını anlayamadık. Biz toplu sözleşme imzalanacak diye bekliyorduk” cümleleri ile dile getirdikleri şaşkınlıklarından anlıyoruz.

Kent Gıda işçilerinden bazıları fabrikada yaklaşık 20 yıllık geçmişe sahip. En kısa geçmişi olan işçi 1 yıllık. Geriye kalanları 10-15-5 gibi azımsanmayacak bir süredir burada. Fabrikada uzun süredir çalışan işçiler bu yıllar boyunca en başta ücretlerinin neredeyse hiç artmadığını yapılan kıyaslamalarla çok net bir şekilde görebilmişler. Ya da fabrikadaki çalışma sisteminin her geçen gün kuralsızlaştığını, önceki yıllarla karşılaştırarak anlamışlar.
İşçiler yıllar içinde sömürü koşullarının daha da derinleşmesini, “10 sene -15 sene önce de asgari ücret alıyorduk, şimdi de. Hatta ücretleri asgari ücretin altına tekabül edenlerimiz bile var. 15 sene önce işçi alımlarında 30 yaş sınırı vardı ve işe girmek için başvuranların sayısı çok fazlaydı. Şimdi ise her hangi bir yaş sınırı yok; çünkü işçileri mevsimlik- geçici statüde, sözleşmeli olarak işe alıyorlar. 40 yaşında bile işe alınan işçi var. Çünkü 5 aylığına, bilemedin yedi aylığına işe alınıyor ve ondan sonra işine son veriliyor. Yani her hangi bir güvence yok. Burada esnek çalışma adı altında köleliği getirmeye çalışıyorlar. Bizler 20 yıllık çalışanlar olarak gittikçe köleliğe varan bu çalışma koşullarının yerleştirilmesine izin vermeyeceğiz. İnsanca geçinebileceğimiz ücret talebimiz için greve çıktık. Yeni bir Soma olmak istemiyoruz" sözleri ile ifade ediyorlar.

Kent Gıda işçileri, çalışma koşullarına ek olarak; "Bizler 3 vardiya sistemiyle çalışıyoruz. Bayram öncelerinde hep fazla mesai yapmak zorunda kalıyoruz. Fazla mesai dediysek, onu da esnek çalışma şeklini oturtmak için çalıştığımız fazla mesaileri izin olarak yazıyorlar, ücret ödememek için, hasta olsak, zorunlu bir gün işe gelemesek hemen ücretsiz izin kullanmış gösteriliyoruz. Öyle tutanak hazırlanıp imzalanıyor. Son 15 yıl içinde bakıyoruz belirgin bir zam almamışız, ama ücretlerimizden vergi v.s diye daha cebimize girmeden kesintiler yapılıyor. Elektrik, su, doğalgaz, telefon, mutfak, okul masrafları, ev kirası v.b giderleri aldığımız ücretlerle karşılamamız imkansız hale geldi. Tamamen yoksulluk, fakirlik sınırlarının altında çalıştırılıyoruz. Bu sorunları patronlara ilettiğimizde ise 'Meclis'in yolu Ankara'ya çıkar, onlar kanunları düzeltsinler biz de size verelim, şikayetiniz varsa meclise gidip oraya başvurun' diye cevaplıyorlar" sözleriyle de işçi sınıfının geneli açısından geçerli olan çarpıcı gerçekleri ifade ediyorlar.

Tüm bunları anlatan işçiler önceki sözleşme dönemlerine de değiniyorlar. Daha önce de görüşmelerde tıkanmalar olduğunu, tam greve gidileceğini beklerlerken sözleşmenin bir anda imzalandığını belirterek, aslında çalışma koşullarındaki gerileme ile sendikal bürokrasisinin tutumu arasındaki ilişkiyi de bilerek ya da bilmeyerek ortaya koymuş oluyorlar.
İşçiler, yaşadıkları maddi sıkıntıların kendilerini çok etkilediğini, senelik izin bile kullanmak istemediklerini, borç batağında olduklarını, izin kullandıkları zaman daha fazla sıkıntı içine girdiklerini ve psikolojilerinin tamamen bozulduğunu anlatıyorlar. Bütün bunların kölelik düzeyindeki çalışma koşullarından ve ücretlerinden kaynaklandığını belirten işçiler, bunun sadece kendi fabrikalarında olmadığını, bütün fabrikalarda, işyerlerinde yaşandığını, işçilerin tümünün ortak sorunu olduğunu ekliyorlar. İşçi sınıfının kolektif sorunlarını kendi deneyimleriyle çarpıcı şekilde özetleyen işçiler, tüm bunların her yerde grevlerin patlak vermesiyle çözülebileceğini görebildiklerini, bu nedenle burada hep bir arada durmaya gayret gösterdiklerini, işçinin işçiden başka dostunun olmadığını bildiklerini de ifade ediyorlar. Kent Gıda işçileri tüm bu anlattıklarına bu grevin ilk grevleri olduğunu da ekliyorlar.
İşçiler tüm bunlarla birlikte işlerini severek yaptıklarını, iş arkadaşlarıyla uzun yıllar birlikte çalıştıkları için bir aile gibi olduklarını anlatıyorlar. Son sözleri ise, "Bizler esnek, güvencesiz, sözleşmeli, taşeron çalışmanın fabrikaya girmesine izin vermek istemiyoruz. Güvenceli çalışmak, insanca yaşayacağımız ücretler almak, insanca çalışma koşulları istiyoruz. 800 çalışanız. Kadın, erkek, genç, yaşlı bir araya geldik. Sendikamız da bizimle birlikte, haklarımızı kazanana kadar pes etmeyeceğiz" oluyor.
"Direne direne kazanacağız!" , "İş ekmek yoksa barış da yok!” sloganıyla patronlarına tepkilerini dile getiriyorlar.
İşçilere gazetemizi de ulaştırdığımız ziyaretimizi canlı sohbetlerden sonra noktaladık.