Kahkahalarımızla oturdukları o fil dişi kuleleri başlarına yıkmak için yeniden Haziran ruhu, direniş...
Burjuva hükümet cenahının kadın cinayetleri konusundaki hamasi nutukları, cinayetlere davetiye çıkaran açıklamalarının yanında cüce kalıyor. Kadını cinsel meta olarak kodlayan bu "muhafazakar" yaklaşım, dönem dönem sarf ettiği sözlerle ruhunu daha bir açık ediyor. Bu ruh, hangi yasaları çıkarırsa çıkarsın, hangi nutukları atarsa atsın özünde bu cinayetlerin baş tetikçilerinden, ortaklarından biri olduğunu gizleyemiyor. O cinayetleri durdurmak bir yana, görünürdeki katillerin tuttuğu bıçağın, tetiğine bastıkları silahın, hınçla indirdikleri tekmelerin ta kendisidir!
Bu kadın düşmanı yaklaşım kendinde kalsa "yuh" deyip geçebiliriz, fakat burjuva devletin tepesine çöreklenen açık bir kimlik kazandığı ve bu kimliği tüm toplumsal yaşama dayattığı noktada bu artık toplumsal mücadelenin siyasallaşmış konusu haline gelir. Başbakan sıfatında bir zat çıkıp "şu kadar çocuk doğurun" derse, arkasından kürtaj yasağının yolunu döşeyerek kadının kendi bedeni üzerindeki son denetim özgürlüğüne bile faşist bir yaklaşımla el koymaya kalkışırsa, genç kadınların fazla ince eleyip sık dokumadan evlenmelerini buyurursa bu artık kadın düşmanlığının açık siyasal bir kimlikle bizzat devletin tepesinden hörlemesi dışında bir anlam taşımaz! Mücadele de buna uygun olarak siyasal karakterde bir toplumsal mücadele olmak zorundadır.
"Namus" ve "edep" abidesi kesilen bu hırsızlar sürüsünün kadın düşmanlığını kadını cinsel meta olarak kodlayan yaklaşımlarla iç içe geçirdiklerinin açık ilanlarından biri de bugün o ağlak Bülent Arınç tarafından yapıldı. Kadını aşağılarken kendi ahlaksızlığını da ele veren bu zat, bu sefer de, “Nerede öyle yüzüne baktığımız zaman yüzü hafifçe kızarabilecek, boynunu öne eğebilecek, gözünü bizden kaçırabilecek iffet sembolü haya sembolü kızlarımız. Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” deyiverdi. Hem de resmi bir sıfatla ve son derece pişkince! Bu açıklamalarının arkasının kadın cinayetlerinin tetiğine basmışçasına artması anlamına geldiğini ise hep birlikte göreceğiz!
Kadını gördüğünde cinsellik dışında bir şey düşünemediğini ele veren bu kafa, aynı zamanda kadın için hayal ettiği o örümcekli hücreleri de çok çarpıcı bir şekilde tasvir etmiş oldu. Bu tasvir, kadınların uzun toplumsal mücadeleler sonucu elde ettikleri tüm "özgürlüklerin" bir kıyım buyruğu ile gasp edildiği şeriat düzeninden başka bir şey değildir. Yakın örneği de savaş çetesi İŞİD'in kadınlarla ilgili uygulamalarında mevcuttur. Bu siyasal zorbalığın sadece kadınlara düşman olmadığı, ilerici-demokratik tüm toplumsal birikim ve yaklaşıma düşman olduğuysa açıktır!
Fakat hayalini kurdukları o dünyayı öyle kolay gerçekleştiremeyeceklerini Haziran çığlığımızdan biliyorlar. Bu çığlığı yeniden boğazımıza düğümlemek için ellerinden geleni yapmaları da onu harekete geçiren tüm toplumsal dinamiklere düşmanlıklarındandır! O çığlığı bu sefer de kulaklarında çınlayan bir kahkahaya dönüştürerek sokaklara salmazsak, bu pişkinliğin gülmeyi yasaklayan yasalara doğru sıçraması kaçınılmazlaşır. Kahkahalarımızla oturdukları o fil dişi kuleleri başlarına yıkmak için yeniden Haziran ruhu, direniş...