Şemdinli’den Rojava’ya, Kobanê’den Şengal ve Maxmur’a Kürt halk direnişi sınırları parçalayıp iç içe geçerek genişledi
Hilafet devleti ve halifelik ilan eden IŞİD Ortadoğu’da bir virüs gibi yayıldı.Özellikle Suriye ve Irak’ta birçok stratejik noktayı ele geçirdi.
Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’nin bölgeye açılan sınır hatlarına, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye, Mezopotamya’ya yerleşti.
Rojava’nın Kobanê Kantonu’nda direnişle püskürtülen IŞİD, Musul’u ele geçirip, Ezidiler'in yaşadığı Şengal’da katliam yaptı. Maxmur’u kuşatıp, Güney Kürdistan’ın başkenti Hewler’e dayandı.
Geçtiği heryerde vahşi cinayetler işledi. IŞİD’in ilan ettiği şeriat (Sünni İslam) kurallarını kabul etmeyen herkes bu vahşi cinayetlerin kurbanı oldu. Vahşet görüntüleri sosyal medya üzerinden tüm dünyaya seyrettirildi.
IŞİD, Suudi Arabistan-Katar-Türkiye gerici bölge ittifakı ve batılı emperyalist güçlerin aktif destek ve beslemesiyle, bölgede belli bir sosyal taban -Sünni Araplar- üzerinden askeri bir güç haline geldi.
Afganistan’da Sovyetler’e karşı Peştunlar (Sünni topluluk) üzerinden örgütlenip, etkili bir güç haline getirilen Taliban misali…
IŞİD’in üzerine yükseldiği zemin
Irak’ın işgaliyle (Mart 2003) birlikte Ortadoğu’yu saran emperyalist savaş ve yıkım, mezhep çatışmalarının, bölgeyi kavuran gerici iç savaşların döl yatağı oldu.
Savaşın yarattığı yıkıma, 10 yılı aşkın süredir her gün insanların öldürüldüğü, katliamların yaşandığı bir bölge eklendi. Bir kuşak bu savaş ve yıkımların içinde, kan banyosuna dönen sokaklarda, mezhepsel yarılmalar üzerinden halkların birbirine duyduğu kin ve nefretle şekillendi.
Kızışan emperyalist egemenlik kavgası, bölgenin demografik yapısı ve arkasında mevzilendikleri güçler eliyle bir Şii-Sünni yarılması yarattı. İşte IŞİD bu zemin içerisinden doğdu.
Kürt düşmanlığı
Sünni Araplar’daki Kürt düşmanlığının beslenme kaynaklarının bir ayağı, ilerici karaktere sahip Rojava devriminin boğulmasına dönük Türkiye’nin aktif desteğiyle rol almaksa, diğer ayağı da Barzani-Talabani işbirlikçilerinin zamanında Irak işgaline omuz vermiş olmalarıdır.
ABD’yi harekete geçiren de IŞİD’in Maxmur’dan sonra Hewler’e uzanma ihtimali oldu. IŞİD’e sınırlarını hatırlattılar. Aksi halde Amerika açısından bir sorun yok. Peşmergelerin IŞİD karşısında sergilediği pejmürdelik de bu danışıklı dövüşün, icazetçiliğin bir ürünüdür. Yoksa “silah zayıflığı” falan değil. Peşmergenin elindeki silahlar YPG ve HPG’nin elindekilerden daha mı zayıf.
Barzani başından beri sergilediği tutumla Rojava devriminin boğulmak istenmesine omuz verdi. Tarihsel olarak kendi kaderini tayin hakkı hakkı gasp edilmiş bölgenin göbeğindeki Kürt dinamiği, PKK’nin on yıllara yayılan mücadelesi ve Rojava devrimiyle görünür kılındı.
Barzani gibileri Rojava’nın ilerici karakterini kendi iktidarları açısından tehdit olarak gördüler. Barzani Türkiye ile ilişkilerini de bunun üzerinden kurdu. IŞİD’e de bu yüzden göz yumdu. İroniye bak ki IŞİD geldi Hewler’in kapısına dayandı.
Kürdistan’ın savunulması
Gerici bölge devletleri ve emperyalist batının desteğiyle, Ortadoğu halklarının sırtında tümör gibi büyüyen IŞİD’in saldırıları karşısında Şemdinli’den Rojava’ya, Kobanê’den Şengal ve Maxmur’a Kürt halk direnişi sınırları parçalayıp iç içe geçerek genişledi. Barzanilerin gerici tutumuna rağmen Kürt halkı bölge düzeyinde Kürdistan’ın savunulmasında birleşti.
Bağımsız, birleşik sosyalist Kürdistan ve birleşik bölge devriminin zemini güçlendi. Emperyalist egemenlik çatışması ve gerici boğazlaşmalar karşısında Kürdistan’a sahip çıkmak bu mücadele zeminine sahip çıkmaktır.