Maliki sallanırken

İran’ın başını çektiği Şii ekseni içine oturan Maliki’nin gitmesini emperyalist batının istemesi son derece doğal

DÜNYA
Perşembe, 14 Ağustos 2014 (12 yıl 2 hafta önce)

Uzun zamandır Irak’ta süren güç kavgasını Maliki kaybetmiş görünüyor. Talabani’den görevi devralan Kürt kökenli Cumhurbaşkanı Fuad Masum, hükümeti kurma görevini Maliki’nin Dava Partisi milletvekili olan, meclis başkan yardımcısı, aynı zamanda Maliki’nin danışmanlarından Şii kökenli Haydar el Abadi’ye verdi.



 



Kendisini 30 Nisan’daki seçimlerin galibi olarak hükümeti kurmaya yetkili olarak gören ve başbakanlığı bırakmak istemeyen Maliki, Masum’un yasadışı davrandığını ilan etti.



 



Masum’un hamlesinden önce Maliki; “Yeni hükümetin oluşturulması sürecinde anayasal olmayan herhangi bir girişimin ülkede cehennemin kapılarını açabileceği” tehdidini savurmuştu. Maliki ardından, Abadi kararı sonrası, kendisine bağlı askeri birlikleri alarma geçirdi. Bağdat’ın en etkin önlemlerle korunan merkezi Yeşil Bölge’nin kilit noktalarına kendisine sadık güvenlik güçlerini yerleştirdi.



 



Federal Mahkeme de önce “Maliki’nin mecliste en fazla sandalyeye sahip koalisyonun lideri olduğu için başbakanlığa hakkı olduğu” kapsamında bir karar açıkladı. Ardından bu açıklamanın iddiaların aksine sadece 2010 tarihli eski bir kararı hatırlattığını ilan etti.



 



Maliki pes etme niyetinde değil. Umudu mahkemeye bağlamış durumda. Maliki, “Şu an Irak Anayasası’nın çiğnenmesi hadisesiyle karşı karşıyayız. Bu durum, Musul’un düşmesinden daha az tehlikeli değildir. Irak Federal Mahkemesi’nden meseleyi bir an önce netliğe kavuşturmasını bekliyoruz” açıklaması yaptı.



 



Özellikle Musul’un IŞİD’in eline geçmesinin ardından Maliki üzerindeki baskı artmıştı. Emperyalist işgal ve savaş sonrası Maliki’yi iktidara taşıyanlar şimdi ondan kurtulmanın peşinde. Amerika Maliki dışında her isme evet diyeceklerini ilan etmişti. Bu yüzden Haydar el Abadi’yi de büyük bir tezahüratla karşıladılar. (Abadi, Saddam döneminde Saddam karşıtı faaliyetlerinden dolayı uzun yıllar İngiltere’de sürgünde yaşamış. Saddam’ın Amerikan işgaliyle devrilmesinin ardından İletişim Bakanı görevine getirilmiş. Maliki’nin danışmanı olarak da Irak yönetiminde etkili konum kazanmış.)



 



Bölgede İran’ın başını çektiği Şii ekseni içine oturan Maliki’nin gitmesini emperyalist batının istemesi son derece doğal.



 



Abadi’ye destek verdiklerini açıklayan güçlerden birisi de İran oldu. İran’ın etkisinin olduğu Şii güçler de Maliki’nin gitmesinden yana. İran’ın ve Irak yönetiminde yeralan Şii Ulusal İttifak’ın Maliki’ye alternatif çıkarmasında ve bu alternatifin arkasında durmasında Maliki’nin kontrol gücünün zayıflamasının payı var.



 



Maliki’nin stratejik noktalardan Musul’u IŞİD’in eline terketmesi, İran’ın arkasında durduğu Şii ittifakın Maliki’den vazgeçmesini tetikleyen önemli bir faktör oldu.



 



IŞİD’in etki gücü



Etkinlik kurduğu alanın genişliğiyle birlikte IŞİD, Irak başta olmak üzere bölge dengelerini etkileyen bir aktör haline geldi.



 



Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye -Mezopotamya- yerleşen IŞİD, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye sınırlarını kesen bir koridor kurdu. IŞİD ‘Şii yayı’na karşı, ‘Sünni yayı’ kapsamında emperyalist batı ve gerici bölge devletlerinin desteğiyle bölgede hatırı sayılır askeri bir güç haline geldi.



 



İşlediği insanlık dışı cinayetler, yarattığı vahşet üzerinden IŞİD’i sadece askeri bir güç-çete olarak tanımlamak gerçeğin bir yönünü tarif etmek olur. Gerçeğin görünür kılınmayan yanıysa IŞİD’in yerleştiği hatta, Sünni İslam’a-Şeriata dayalı bir yaşam biçimini örgütlemesi, inşa etmesidir. Üretim ve paylaşımın bu kurallar üzerinden varedilmeye çalışılması, tarihin tekerleğinin geri döndürülmek istenmesi söz konusudur.



 



Koyu gericilik ritüelleriyle örgütlenen IŞİD’e dünyanın dört bir yanından genç insanların akması da bununla alakalı bir durum. Cennet vadeden ideal uğruna verilen bir savaş!.. Özündeyse bölgenin Taliban’ı olmaya soyunmuş kirli, gerici bir savaş örgütü!..



 



Tarihsel gericilik birikiminden beslenen fay hatlarının emperyalist egemenlik çatışmasının çıkarları doğrultusunda harekete geçirilmesinin doğurduğu sonuçlar yaşanıyor. Dolayısıyla Maliki’nin gitmesi halklar arasındaki gerici boğazlaşmaları engelleyen değil onu alevlendiren bir rol oynayacak. Bu çatışmada ipi elinde tutan egemen güçler pozisyon yenileyecek ve gerici tepişmeler hız kazanacak.



 



İlerici güçlerin tarihsel rolü



Bu tablo içerisinde, emperyalist aktörler ve işbirlikçi bölge gericilikleriyle arasına mesafe koyarak, özgücüne dayalı Rojava devrimiyle Kürt halkı kendi kaderini eline aldı. Her türlü gerici kuşatmaya rağmen boğulamayan Rojava devrimi, etki alanını genişleterek büyüttü.



 



Gerici yapay saflaşmalar karşısında, Rojava devrimi şahsında Kürt halk direnişi bölgenin kaderi açısından ilerici-tarihsel bir rol oynuyor. Rojava devriminin ve Şengal şahsında Kürt halk direnişinin sahiplenilip güçlendirilmesi TDH başta olmak üzere uluslararası devrimci ve komünist hareketin temel sorumluluklarındandır. Enternasyonal tugayların örgütlenip Rojava devrimini savunmaya akması tarihsel bir öneme sahiptir.