Kürt halkı Lice'deki anıta ölümüne sahip çıkarak sisteme "entegre" olmayacağını bir kez daha gösterdi
Bir halkın ölülerine işkence yapmak, mezarlarına ve anıtlarına saldırmak tarihsel olarak çürümüş bir sınıfın işi olabilir. Faşist rejim, gerek Kürdistan özgürlük mücadelesi, gerekse sınıf mücadelesinde katlettiği devrimcilerin cansız bedenlerine bile işkence yaparak çürümüşlükte dip noktasına ulaştığını defalarca kanıtladı.
Kirli savaşın en iğrenç biçimleriyle hükmünü konuşturduğu yıllarda, katledilmiş gerilla cenazelerinin akıl almaz iğrençlikte işkencelere maruz kaldıkları, uzuvlarının kesildiği belleklerimize kazınan karelere dönüştü. Bu alçakça saldırganlık son zamanlarda gerilla mezarlıklarına yapılan saldırılarda ifadesini buldu/buluyor.
Daha geçtiğimiz aylarda Kürt halkının özgürlük savaşında yitirdiği evlatları için oluşturduğu anıt mezarlara saldıran kolluk güçleri, aynı alçakça saldırılarını bugün de yinelediler. Sabah saatlerinde Lice'ye bağlı Sisê (Yolçatı) köyündeki gerilla anıt mezarlığı (Şehît Amed û Şehît Hêvidar Şehitliği) ve PKK'nin kurucu kadrolarından Mahsum Korkmaz'ın (Egit) heykeline yapılan saldırı, faşist rejimin Kürt ulusal hareketi ve onun değerleri karşısındaki kininin somut ifadesi oldu. Ölülerine ve onlarda somutlaşan değerlere ölümüne bağlı olan Kürt halkı, bu saldırıya karşı her zaman olduğu gibi bedenini barikat yaparak yanıt verdi.
Sayısız zırhlı araç ve askerle sabah saat 06:00'da anıta dönük gerçekleşen saldırının karşısına dikilen halkı ateşli silahlarla taradılar, gaz bombaları ve plastik mermilerle saldırdılar. Bu saldırıda Mehdin Taşkın isimli Kürt genci kafasına isabet eden mermiyle yaşamını yitirirken, Savaş Topkaya da karnına isabet eden 3 mermiyle ağır yaralandı. Basına yansıyan bilgilere göre askerler anıt mezarlıkta bekleyen kitleyi uyarısız yaylım ateşine tutarken, halkın saldırıdan korunmak için çekildiği bir evi bile tüm bölmeleriyle taradılar. Saldırıdan sonra alanda kalan sayısız boş kovan ve gaz kapsülü de saldırının katliam amacıyla gerçekleştirildiğinin anlaşılması açısından çarpıcı bir görüntü oluşturdu.
Burjuva devletin Kürt halkının değerlerinin en ileri ifadesi olan şehitlerine ve bu mücadelenin sembol isimlerinden Mahsum Korkmaz'ın heykeline dönük bu saldırganlığı "süreç" denilen entegre siyasetinin ruhunun çıplak ifadesi oldu. Olduğu gibi, Kürt ulusal mücadelesinde giderek belirginleşen sınıfsal ayrımları da bir kez daha ortaya koydu. Anıta ve Mahsum Korkmaz'ın heykeline dönük saldırganlığa karşı bedenini barikat yapan Kürt emekçilerinin, Kürt siyasetinin diğer bölüklerince yalnız bırakılmış olmalarına dönük öfkelerini dile getirmeleri bunun somut ifadesi oldu. Değerlerine ölümüne sahip çıkan Kürt emekçileri Lice Savcılığı'nın 15 Ağustos'ta anıta dikilen Mahsum Korkmaz heykelinin kaldırılmasına dönük kararı bilinmesine rağmen hiçbir siyasetçinin, milletvekili ve belediye yöneticisinin yanlarında olmamasına dönük tepkileri bunun somut ifadesi oldu. Aynı tepki daha önce karakol-kalekol ve HES yapımlarına dönük başlatılan nöbet eylemlerinde de dile getirilmişti.
"Sürecin" dümenine oturtulan Beşir Atalay'ın saldırıyı hem Kürt ulusal hareketini ayrıştıracak bir değerlendirmeye ('HDP de heykelin konulmasından rahatsız') konu etmesi, hem de "gereken yapıldı, bu tür şeylere müsamaha gösterilemez" sözleriyle karşılaması "sürecin" sınırlarını olduğu kadar, rejimin onu sınıfsal olarak ayrıştırma siyasetinin de somut ifadesi oldu.
Kürt halkı şehidini binlerle uğurladı
Kürt halkı Mehdin Taşkın'ı tüm tarihsel acılarını, umudunu ve direncini yüklediği görkemli bir törenle uğurladı. Bu uğurlamayla aynı zamanda "süreç" denilen kirli yöntemlere entegre olmayacağını da gösterdi. Mehdin'i bedenini siper ettiği Şehît Amed û Şehît Hêvidar Şehitliği'ne gömdü. Binlerce Kürt emekçisinin katıldığı törende haykırılan sloganlarla evlatlarının kanı üzerinden elde ettiği tarihsel kazanımlara ölümüne bağlı kalacağını, dayatılan "entegrasyonu" (teslimiyeti) kabul etmeyeceğini bir kez daha gösterdi.