"İnşaat işçisinin köleci toplumlardaki kölelerden hiçbir farkı yok"
İnşaat İşçiler Sendika Girişimi sendikalaşma sürecini resmi olarak tamamladı. Alınteri olarak sendikalaşma süreci, nasıl bir örgütlenme stratejisi izledikleri, inşaat sektöründe yaşanan sıkıntıların neler olduğunu öğrenmek için İNŞAAT-İŞ Sendika yöneticileriyle bir röportaj yaptık:
Alınteri: Sizi tanıyabilir miyiz?
İnşaat İşçileri Sendika başkanı Mustafa Adnan Akyol.

Alınteri: Dernekten sendikaya geçiş yaptınız, bu geçiş süreciyle birlikte sendikalaşma sürecini kısaca anlatabilir misiniz?
Akyol: Bizim baştan beri amacımız sendikaydı. Ama inşaat işçileri çok uzun zamandır sendikasızdı. Sendikalı olanlar da tabela sendikacılığının ötesine geçmemiş. Bundan ötürü inşaat işçilerine önce örgütlülüğün gerektiğini, dernekleşmeyi, sendikalaşmayı anlatmak gerekliydi. Onun için bir dernek süreciyle hem kendimizi hem işçiyi öğrenmek gerekiyordu. Biz de bu konuda bir şeyler öğrenmek için işe dernek süreciyle başladık. Daha sonra dernek sürecinin artık tamamlandığını düşünerek -nihai hedef sendikalaşma olduğu için- sendikalaşmaya giriştik. Çünkü işçilerin öz örgütü sendikadır biliyorsunuz. Önce girişimdi, daha sonra 5 Ağustos’ta da sendikayı kurarak sendikalaşmaya girdik.
Serdar Ben (Örgütlenme Sorumlusu): Bu mevzunun özü şöyle bir şey, biz inşaat işçileri içinde örgütlenmeye başladığımızda, her dönem kendisine bir örgüt yarattı inşaatta. Bir dönem İnşaat İşçileri Dernek Girişimi’ydi. Sonra İnşaat İşçileri Derneği oldu. Sonra İnşaat İşçileri Sendika Girişimi oldu. Daha sonra İnşaat İşçileri Sendikası oldu. Tamamiyle mücadelenin içerisinde gelişen bir şeydi. Yani masa başında tartıştığımız fikirler değildi.

Bir gün eylem yapacaktık inşaat işçileriyle ilgili, “bunun bir örgütü olmalı, nasıl olmalı” diye sorarak İnşaat İşçileri Dernek Girişimi olarak çıktık. Her dönem kendisine bir mücadele aracı yarattı bizim açımızdan. Sendika da böyle doğdu. Girişimin inşaat işçileri olarak artık ihtiyaca yanıt vermeyeceğini anladığımızda da sendika olarak örgütlenmek yani üyeler yapmak gerekiyordu. Çok ciddi bir etkimiz de oldu. Mesela bu eylemde de işçi arkadaşlardan biri geldi “ben sizi girişim olarak biliyordum meğer sendika kurulmuş” dedi. Aslında girişim olarak ciddi bir etki yaratıldı. Şimdi ise sendikaya dönüştü.
Remzi Yılmaz (Sendika Genel Sekreteri): Ben sendikayı sendika girişimiyken tanıdım. Ondan sonra çalışmalara başladım bir şekilde. İnşaat işçisi olarak sendikaya olağanüstü bir ihtiyaç durumu vardı. İnşaat işçileri için bu sendika çok gerekliydi. Arkadaşların da bahsettiği gibi birçok yere, birçok işçiye ulaştık. Defalarca eylemler, direnişler yaptık. Hepsi de çok iyi geçti. Artık sendikayı kurmak da bir ihtiyaçtı ve sendikayı kurduk.

Alınteri: DİSK’i tercih etmediniz ve bağımsız bir sendika kurdunuz. Bunun nedenini açıklar mısınız?
Akyol: Birçok yerde örgütlenebilirdik. Türk-İş’te de örgütlenebilirdik. DİSK’te de örgütlenebilirdik. Birincisi, işçileri bu sendika bürokrasisi içine sokmak istemedik işin açıkçası. DİSK’le konuşmalarımız da oldu. Fakat bizim bazı ilkelerimiz var. En basitinden bahsedeceğim; Yönetim Kurulu’nun kesinlikle inşaat işçilerinden oluşması gerektiğini savunuyoruz. Bu örgütlenmeyi inşaat işçilerinin kendilerinin oluşturması gerektiği konusunda bir önceliğimiz var. DİSK buna yanaşmadı. Çünkü Devrimci Yapı Sen’in yönetim kurulu da dahil inşaat işçisi değil bir kere. Bir çalışma da yapmıyorlar zaten. Çünkü inşaat sektöründe örgütlemek gerçekten çok zor. En zor daldır inşaat sektörü. Çünkü kalıcı bir yerin yoktur. İşçiyle sürekli diyalog halinde bulunmak çok zor. Şu an İstanbul’da diyalog halinde bulunduğun işçiyi, 2-3 ay sonra Van’da, Diyarbakır’da, Adana’da bulursun. Bundan dolayı DİSK’e bağlı Devrimci Yapı Sen’in 20 yıllık çalışmasına rağmen 30 üyesi vardır. Sendikal bürokrasi çok fazla. Eski DİSK ile şimdiki DİSK arasındaki durumu da biliyoruz. Önceden DİSK’e bağlı olmayan sendikaların DİSK’e girdikten sonraki hallerini de biliyoruz. Biz hem sokakta hem de fiili olarak mücadeleden yana olduğumuz için, bunların da onlara müsaade etmeyeceklerini bildiğimiz için bağımsız sendika kurmaya karar verdik. İşçinin öz örgütü olmasından kaynaklı bağımsız sendika olmasını istedik.

Ben: Aslında bu işin somut olarak bir sendikada yapılmamasının en belirleyici nedeni şu; inşaat sektöründe klasik anlamda bir sendikanın işlemesinin hiç şansı yok. Yani işçiler sigortasız, mesela şantiye başlar sen yüzde 51’lik çoğunluğu alana kadar şantiyede iş biter. Şu son dönemlerde İş Yasalarıyla sınıfın bütününe getirdikleri esneklikler fiili olarak inşaat sektöründe yıllardır yürüyor. O yüzden mevcut yasalara tabii olarak klasik anlamda bir sendika yürütmenin hiçbir şansı yok. Bizim açımızdan ister inşaat işçileri sendikası, ister inşaat işçileri girişimi olalım çok derin bir fark yok. Yani fiili anlamda yürüyen bir süreç açısından. O yüzden inşaat işçileri sendikasını kurarken de mantığımız tamamen şuna dayalıydı: Bu sokakta kurulacak bir sendika, yani kendi yasasını, kendi hükmünü kendisi koyacak. Tıpkı geçmişte işçi sınıfının yaptığı gibi… İngiltere’de işçilerin kendi derneklerini sokakta mücadeleyle kurması gibi… Keza Türkiye’de yine çeşitli örneklerden bunu görebiliriz. Kavel işçileri nasıl bir sendikalaşma süreci yarattıysalar, bizim sürecimiz de aynen sokakta yaratılmalı, dedik.

Yasal mevzuata göre hiç şansımız yok. Örneğin biz şimdi sendika için başvuru yaptık, işte orada şu şart var sigortalı çalışmak zorundayız. Biz başvuru yaparken ve sigortalıydık, bir hafta geçti sigortasızız. Muhtemelen bizim kuruculuğumuz düşecek ve yerimize yenilerini koymamızı isteyecekler. Bizim yasalara göre sendikacılık yapmamız zor. Bu, sokakta kendi yasasını kendi hükmünü yaratacak , kendisiyle beraber hem yasasını hem sendikasını yaratacak bir hareket aslında. O yüzden mevcut bir yapıya dahil olma ihtiyacı duymadık. Bir bu boyutu var. İkincisi de Türkiye’de sendikacılığın geldiği boyut. Sendikacılık artık bir iş. Sendikacılar bunu artık bir iş olarak yapıyorlar. Sendikacılık bir meslek değildir. O işçi sınıfının örgütlenmesi için kurulmuş bir şeydir. Biz de bunu böyle kullanmak istiyoruz. En başta da işte profesyonel sendikacının reddine dayalı bir anlayışla yürüttüğümüz için zaten mevcut sendikalarda bunu yürütme şansımız pek yok. Bu yüzden de tercih etmedik. Bir de kendimizi o bürokrasinin çemberine sokup yormak istemedik işin açıkçası. Zaten fiili anlamda yapıyoruz. Yürüyen şey fiili, ha girişim ha başka bir şey bir fark yok.
Alınteri: Bürokratlaşmanın önünü almak için tüzüğünüzde bir madde var mı?
Ben: Biz buna dair çeşitli maddeler koyduk. Ama tüzük tek başına bir güvence değil. Biz ancak bu bilinci yarabildiğimiz oranda bir güvence olur. Tüzük Genel Kurul’da değiştirilebilir sonuçta. Ama şöyle şartlar koyduk, iki dönem dışında üst üste kimse seçilemeyecek. Onun dışında mesela maaşlı olarak çalışma ancak koşullar ve şartlar gerektiğinde sendikanın ihtiyaçları doğrultusunda genel kurul kararıyla olabilecek. Ancak Genel Kurul seçebilecek maaşlı olarak çalışabilecekleri. Yönetim Kurulu bunu belirleyemez. Onun dışında da mesela şöyle bir şey koyduk: İnşaat sektöründe çalışan bir işçinin ortalaması ücretler konusunda baz alınacak. Genel Kurul istese de bunun üzerinde bir ücretlendirme yapamayacak. Üst sınırı da almadık, ortalamasını aldık. Bunun gibi çeşitli önlemler aldık. Tüzükte daha farklı önlemlerimiz de var fakat hepsini anlatmak uzun.
Alınteri: İnşaat işçilerinin çalışma koşullarına dair neler söyleyebilirsiniz?
Yılmaz: İnşaat işçilerin çalışma koşullarına şantiyelerden girdiğimizde başta en problemli olan şeyler, barınma şartları ve koşulları olağanüstü eksik ve yetersiz. Keza yemek tarzlarında da çok eksik kalmış yönleri vardır. İnşaat işçilerinin çalışma koşulları da çok kötüdür. Şantiye içinde de inşaat işçilerinin maruz kaldıkları kazalar dedikleri aslında biz onları cinayet olarak tanımlıyoruz. İş cinayetlerinin kaynağı denetimsizlik, eğitimsizlik ve buna benzer şeylerdi.
Akyol: İnşaat sektörünü tek kelimeyle anlatmak gerekirse, inşaat işçisinin köleci toplumlardaki kölelerden hiçbir farkı yok. Arkadaşımızın bahsettiği gibi barınma yerleri içler acısı. Yani kendi koydukları yasaya bile uygun değil. İş sağlığı ve güvencesiyle ilgili hiç bir şey yok. Mesela doktor bulundurması gereken şantiyeler var. 50 kişiyi geçince doktor bulundurması zorunlu. Sanki yukarıyla anlaşmalı gibi sadece Perşembe günleri yani haftada bir gün gelir. Bazen 15 günde bir gün gelir. Sanki sadece o gün iş kazası olacakmış gibi!.. Sigortaları zaten doğru dürüst yatırılmaz. Emekli olan inşaat işçisi göremezsiniz. Çalışma şartları çok ağırdır. Meslek hastalıklarıyla ilgili hiçbir önlem yoktur. Akıllarının uçlarına bile gelmez. Çünkü iş sağlığı ve güvenliği deyince zaten sadece bir baret ve kemer. Eğer işçiye baret ve kemer vermişse o sermayedar, patron, o denetleyen, bakan dahi iş sağlığı ve güvenliğini hallettiğini düşünür.

Size çok komik bir şey anlatacağım -aslında komik midir, trajikomik midir bilmiyorum- Çalışma Bakanlığı temsilcisi bir şantiyeye denetlemeye gelmiş, o şantiyenin iş güvenlik uzmanıyla iskeleleri denetlemeye çıkıyor. İkisi bir o iskeleden düşüp ölüyorlar. Yani, bırakın işçinin eğitimini falan, iş güvenliği uzmanlarının bile ne kadar eğitimsiz, ne kadar sallapati bir şekilde şantiyelere gönderildiklerini görürsünüz. Zaten ne kadar eğitilirse eğitilsin iş güvenliği uzmanının bir yaptırımı yok. Yani maaşını şantiyenin patronundan alan bir uzmanın patrona karşı bir yaptırımı olur mu? Bir yaptırım da yapmıyorlar zaten. Bu konuda size bir sürü örnek verebilirim. Mesela, iskele yanlış kurulmuş, patrona söylediğin zaman, “bu kadar paramız var kardeşim, bununla idare edeceksin” dediği zaman iş güvenliği uzmanı bunu kabul ediyor. Etmese ne yapacak işten atılacak tabii ki… Biz bunun, iş güvenliği uzmanlarının bağımsız olmasını istiyoruz. Bir de daha iyi eğitilmelerini istiyoruz. İşçilerin eğitilmesi zaten yok. Akıllarına bile gelmiyor. İnşaat işçisi inşaat işçisi değil zaten. Onlara göre memleketinde alınıp çantaya direkt sokulan insanlar. Hiçbir eğitim verilmiyor. İş güvenliği eğitimi verdiğini sanıyorlar. Şantiyeye girerken 15 dakika eğitim verilir ondan sonra yok. Mesleki ben size söyleyeyim. Siz gazetecisiniz 100 lira para koyun cebinize, yarın benimle gelin, öbür gün mermerci ustası olarak elinizde sertifika olur. Yani parayla satıyorlar resmen sertifikayı. Okuma yazması olmayan ve mermerci ustası olarak çalışan arkadaş gösterebilirim size. Tabii daha birçok şey sayılabilir, fakat bunlar en can alıcı olanları. (Sürecek)
[Alınteri'nin Eylül sayısı için hazırlanmıştır]