Dernek Girişimi'nden sendikaya evrilen İnşaat İş'in kurucularıyla yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz
Sendikalaşma sürecini tamamlamak üzere olan İnşaat İşçiler Sendikası kurucularıyla sendikalaşma sürecini, nasıl bir örgütlenme stratejisi izlediklerini, inşaat sektöründe yaşanan sıkıntıların neler olduğunu konuştuğumuz röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz:
Alınteri: Sendika konusuna geçeceğim. Sizin işkolu sirkülasyonun çok yoğun yaşandığı bir alan. Bu durumun örgütlenmede yarattığı büyük handikaplar vardır, bu handikapları aşmak için nasıl bir örgütlenme stratejisi izlemeyi düşünüyorsunuz?

Akyol: İnşaat işçilerini üye yapma konusunda bu en büyük engellerden biri. Yani bugün burada çalışan işçi yarın başka bir şehirde çalışıyor. Bununla birlikte bir iki ay sonra sigortasının yatırılmıyor olmasıyla bile sendika üyeliği düşüyor. Fakat bu yasa bizim için bağlayıcı değil. Yani eğer inşaat işçisi ise sigortasının olup olmaması bizi pek bağlamıyor. İşçi zaten kendi üye olmak istediği zaman, yasa resmi olarak kabul etmese dahi biz üye olarak kabul ediyoruz. Zaten bu ülkedeki resmi rakamlara göre 1 milyon 500 bin küsur inşaat işçisi, gayri resmi rakamlara göre de 2,5 milyon inşaat işçisi bizim üyemizdir. Yani biz şimdiye kadar sıkıntısıyla bize müracaat eden hiçbir işçinin üyemiz olup olmadığına, yani bizimle bir diyaloğu olup olmadığına bakmadık. İnşaat işçisinin bu ülkede nerede canı yanıyorsa bizim de aynı anda canımız yanıyor. Onun için bu konuların bizim için geçerliliği yok. Ama örgütlenme konusunda tabii ki bazı sıkıntılar var -avantaja dönüştürdüklerimiz de oluyor. Mesela, burada örgütlediğin, eğitebildiğin bir işçi başka bir yere gittiğinde sendika çalışmasını gittiği yere götürüyor. Yani işçi sınıfıyla ilgili bir çalışma düşünüyorsan, kafan oradan tarafa çalışıyorsa ve bunun için her bedeli ödemeye razı olarak bir yola çıkmışsan -ki buradaki arkadaşlarımızın hepsi öyle- bunlar bahaneden öteye geçmez bizim için.

Ben: Bu konuda aslında fiili olarak biz zaten şöyle bir şey yapıyoruz. İşkolu temelinde örgütlenmeden ziyade, daha esnek, yani Türkiye çapında ağ biçiminde örgütlenmeyi tercih ediyoruz. Kendimiz de bu noktada hareket halindeyiz. Samsun’da işçi arkadaşların sorunlarını çözüyoruz, Adana’da çözüyoruz. Burası yani bu eylemdeki işçi arkadaşların sorunu 2 yıldır var ve problem devam ediyor. Bunu çözmeye çalışıyoruz. Başta da söylediğim gibi klasik işkolu tarzında bir örgütlenmeyle sendikayı var etme şansımız yok. Belki bunu ilerleyen dönemlerde şu tarz taleplerle hayata geçireceğiz. Mesela, taşeronluğun kaldırılması önemli hedeflerimiz arasında. İnşaat sektöründe güvenceli işin oturması. Bu taleplerimiz gerçekleştiği oranda, yani işçi sınıfının güncel esnekleşme saldırısına dönük mücadelesinde bunları ortadan kaldırdığımız oranda sistemli bir biçimde örgütlenme şansımız olacak. O yüzden biz ancak, bir kısmı aslında tamamen ekonomik talepler olmayan talepler -hani işçi sınıfının insanca yaşayabilmesi için öne sürdüklerimiz- sağlanabildiği oranda sendikacılık yapabiliriz. Özü itibariyle sendikaların zaten böyle olması gerekiyor. Bu bize dezavantajmış gibi, yani örgütlenmesi zormuş gibi geliyor ama bu işi hakikaten layıkıyla yapmak için de bize çok ciddi bir fırsat sunuyor. Ya işçi sınıfına yönelik saldırıların tümünü düzelteceğiz, inşaat sektöründe her türlü sömürünün önüne geçeceğiz. Sendikacılık yapabilmenin tek yolu bu. O yüzden dezavantajmış gibi duran şey aslında bizim bu köhne düzene karşı amansız bir mücadele vermemizi sağlayan şeyin kendisi. O yüzden taleplerin tümü bizim örgütlenme mücadelemizden bağımsız değil.

Alınteri: Sendika olarak sesinizi daha çok ücretlerini alamayan işçilerin yanında olmakla duyurdunuz. Bunun dışında farklı bir şey düşünüyor musunuz?
Akyol: Bu konuda bir sürü taleplerimiz var. Yani emeklilik yaşından tutun işçilerin daha insanca yaşayabileceği çalışma ve yaşama alanlarını düzeltilmesine kadar bir sürü talebimiz var. Biraz belki sert olacak ama şöyle söyleyeyim; sadece kişisel düşüncem de değil aslında, yani biz biraz önce bizim karşımıza diktikleri polislerin evlerini de biz yapıyoruz. Karakolları da biz yapıyoruz. O AVM’leri de biz yapıyoruz. Bizi yönettikleri meclisi de biz yapıyoruz. Onlar o meclisten çıkacak biz gireceğiz. O zamana kadar bizim asıl örgütlenme amacımız budur.

Ben: Biz geçmiş dönemde bir imza kampanyası başlatmıştık. Devamını getiremedik. O çalışmada şöyle taleplerimiz vardı. Başkanın da söylediği gibi, yaş sınırının kaldırılması, prim gün sayısının aşağıya çekilmesi, işsizlik sigortasından yararlanamayan işçi arkadaşlarımız için o düzenlenmenin tekrar yapılması… Hiç kayıt şart getirmeden işçilerin o sigortadan yararlanması. Örneğin iş cinayetlerinin önüne geçmek için herhangi bir şantiyede bir ölümün yaşanması o şantiyenin kapatılması için yeterli gerekçe olmalı. O firma artık o sektörde faaliyet yürütememeli…
Yılmaz: Şimdi alacaklar dışında ne yapabiliriz? Alacaklar da bizim için önemlidir tabii. İşçileri bu mağduriyetten kurtardığımız için bunu önemsiyoruz. Bunun dışında inşaat alanlarında işçileri bilgilendirmek, büyük şantiyelerin önünde bildiri dağıtmak, stant açmak. Bu vesileyle broşür dağıtmak ya da toplantılar yaparak insanları bilgilendirmek… Ayrıca karşılıklı olarak birbirimizi çeşitli konularda bilgilendirmek ve eğitmek çalışmalarımızın içindedir. Bunlar yakın zamanda hayata geçireceğimiz faaliyetlerimizdir. Bunları planlıyoruz fakat inşaat işçileri özellikle ücretlerini alma konusunda her yerde çok sorun yaşadıkları için ilk etapta buna yoğunlaştık. Hem stratejik olarak hem de yapmak istediğimiz şeyler bunlardı. Daha çok önemsediğimiz şantiye önlerine gidip işçilerle birebir konuşup toplantılar yaparak birbirimizi hem sendika konusunda hem de özlük haklarımız konusunda eğitmek ve bilgilendirmektir. Yakın zamandaki hedeflerimizden biri budur.

Alınteri: İş cinayetleri bu alanda sıkça yaşanıyor. Sendika olarak bu konuda nasıl mücadele yaklaşımınız var?
Akyol: Zaten bir inşaat işçisi bu tür cinayetlere kurban gittiğinde biz eğer anında müdahale ediyorsak bir şeyler oluyor, eğer patron devreye girerse işçinin de eğitimsizliğinden, hatta bazı korkularından dolayı pek bir şey yapmıyorlar doğrusu. Biz bu konuda bir-iki inşaat işçisiyle beraber dava sürecini sendika avukatımızla birlikte takip ediyoruz. Sayın Kazım Bayraktar’ın takip ettiği bir dava var. Bu, Samsun’da iş kazası geçirmiş ve yüzde 94 felçli bir arkadaşımızın davası. Bizimle ilişkiye geçen bütün inşaat işçisi arkadaşların hukuki süreçleri olsun ya da her türlü konuda elimizden gelen bütün desteği sağlıyoruz. Bizim açımızdan bunda bir sıkıntı yok. Elimizden geleni yapmak hem hoşumuza gidiyor hem de gerekli zaten. Hepsine müdahale edebilmek için tabii ki daha çok yolumuz var. Çünkü işçinin bunu bizden talep etmesi lazım. Maalesef bu alışkanlık yok. Biliyorsunuz sendikacılığın yahut işçilerin bu konulardaki alışkanlıkları var. Mesela ben size bir örnek vereyim, Şişli’de bir kaza olmuştu. Bina göçtü, iki işçi yaralandı, biz o gün gittik yaralanan işçi arkadaşlar hastanedeydi. İşçilerin akrabalarıyla konuştuk. Bir eylem süreci başladı. Gece Şişli’ye çıkıldı. Binada iş durduruldu, yol falan kesildi. Bir ya da iki saat içinde patron işçilerin yakınlarına bir telefon açtı ve mutlaka çözeceğini, ne gerekirse yapacağını söyledikten sonra işçiler bu eylemden vazgeçtiler ve hepsi evlerine gittiler. Maalesef 2 ay sonra aynı işçi bize telefon açtı ve bize tekrar müracaat etti. Çünkü patron verdiği sözü tutmamış!.. Bu hep böyle oluyor. Patronlar o anda kendini kurtardıktan sonra işçiye verdikleri hiçbir sözü tutmuyorlar yahut hiçbir yükümlüklerini yerine getirmiyorlar. Bundan sonra bize dönüş oluyor zaten.

Bizim işçilere buradan duyurmak istediğimiz şey, bu tür durumlara meydan verilmemesidir. Böyle bir şey olduğunda önce bizimle diyaloğa geçilmesi daha önemlidir. Çünkü bu ülkede değil bütün dünyada sermaye her zaman işçiyi kandırmıştır ve bunun için elinden geleni yapmıştır. İşçiler bizden uzak durmasınlar. Müracaat ettikleri her konuda elimizden gelen bütün desteği sağlarız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Alınteri: Üye sayınız kaç?
Ben: Şu an resmi olarak üye yapamıyoruz. Yeni üyelik için e-devlet üzerinden üyelik yapılıyor ve bunun için Çalışma Bakanı’nın onay verip şifresini göndermesini bekliyoruz. Ancak bu koşullarda üyelik yapabiliyoruz.
Alınteri: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Yılmaz: Biz bu sendika çalışmasını başlatırken inşaat sahalarının biraz daha şeffaf olması için de çalışmalar yapacağız. Şu anda kapalı bir kutu halindeler. İçinde ne oluyor? Kim ölüyor? Kim kalıyor? Bunların tamamı -duyarlı bir insan duymadıkça- hepsi gizleniyor. Dolayısıyla bizim taleplerimiz içerisinde inşaat alanlarına gazetecilerin, yazarların, araştırmacıların kolaylıkla girip araştırma ve haber yapma kolaylığı sağlamak da var. Böylelikle inşaat alanlarındaki şeffaflığı ön plana çıkarmış olacağız.

Ben: Biz burada farklı bir şey yapmaya çalışıyoruz. Hem eylem biçimleri olarak hem zihniyet olarak… Yani verili örgütlenme biçimlerinden daha farklı bir şey yaratmaya çalışıyoruz. Nasıl söyleyeyim?.. Mesela, çeşitli eylem süreçlerinde, karar alma süreçlerinde, işin örgütleme biçimlerine kadar (bazen dezavantajlar, yani istemediğimiz durumlar da meydana gelse) olabildiğince işçinin iradesini kattığımız bir süreç yürütmeye çalışıyoruz. Farklı bir kurgu içerisinden hareket ettiğimiz için bu sürecin dezavantajları çok açıkçası. Yani bir şeyi oturtmak, yürümesini sağlamak dahası sendikal örgütlenmenin kendisi… o yüzden epey zor yürüyor bu yanlarıyla.
Çünkü şöyle bir mantığımız var bizim, genel olarak eylem olsun da nasıl yürütürsek yürütelim gibi eylemi fetişleştiren bir yaklaşım içinde değiliz. Bizde oturmuş bir mantık var, o da sonuç alıcı işler örgütleme isteğidir. Sınıfın geneline kazanımla seslenmek, buradan bir bilinç oluşturmaktır.
Sonuç odaklı işler de yapıyoruz. Bunun biçimi bazen yol kesmek oluyor, bazen şantiyeyi kapatmak oluyor, bazen de oturmak… Biz sokak hareketiyiz. Militanlığı şöyle kavramıyoruz; kof, içeriksiz, her seferinde polisle didişecek, her seferinde yol kapatacak, her seferinde başka bir şey yapacak gibi bir darlıkta kavramıyoruz. Bizim sokak zihniyetimiz, bilinç içeriğinden geliyor. O yüzden de onun biçimi bazen farklılaşıyor. Bu da dediğim gibi süreci bizim açımızdan oldukça zor kılıyor. Biz bu tarzda örgütleniyoruz.

Bu yaklaşımımız işçilere sesimizin duyurulmasında da önemli bir rol oynadı. Çünkü sonuç odaklı işler yaptığımız için herkes “bunlar işleri çözüyor” güveniyle başvuruyor. Dediğim gibi bu bizim açımızdan şöyle bir sıkıntı yaratıyor: Çok yeni bir şey yapıyoruz. Ama örgütlenen işçi arkadaşlar da çok yeni, sınıf bilinci açısından henüz yolun başındalar… O yüzden sadece ücret alacakları üzerinden bize geliyorlar. Bunun içerisinden bir şey yapmaya çalışıyorsun. Doğallığında da bu, bizim cephemizden kısa vadede kalıcı örgütlenme sonuçları almamızı zorlaştırıyor. Belki binlerce üye yapabiliriz. Ama sorun binlerce üye yapmamız değil. Sorun, bu sektörde gerçek anlamda kalıcı bir örgütlenme oluşturmamızda. Ama şunu çok net söyleyebilirim, biz bunu bir ölçüde başardık. Biz İnşaat İşçileri Sendikası olarak tarih sahnesinden isterse silinelim ama bizim bıraktığımız izlerin silineceğini düşünmüyorum.
Yarın inşaat sektörü çok ciddi krizlere gebe. Her yıl bilmem ne kadar konut fazlası veren bir sektör bu. Arkasında çok ciddi bir kredi şişmesi söz konusu. Yarın bu krediler kesildiğinde ciddi bir kriz kapıda bekliyor. 2 buçuk milyon işçinin direkt hayatını (ailelerini saymıyorum) etkiliyor. O yüzden bizim bugün ektiğimiz tohumların yarın oralarda çok ciddi filizleneceğini düşünüyorum. Asıl mesele bu uzun solukluluk içinden düşünmek olmalı. Sınıf adına yararlı, kalıcı bir şey bırakacaksak onun örgütünü ancak böyle, bu biçimde sokakta, yani hem kendisini örgütleyerek hem de örgütünü örgütleyerek doğurabileceğimiz bir süreç örgütlüyoruz. Dediğim gibi bu sektörde örgütlenmenin zorlukları saymakla da bitmiyor açıkçası.
Alınteri: Gazetemiz aracılığıyla sizlere ulaşmak isteyen işçiler için adres ve telefon verebilir misiniz?
Ben: Şu an geçici olarak kullandığımız bir adresimiz var.
İrtibat için. Mustafa A. Akyol: 0 539 606 77 94
Alınteri: Deneyim ve bilgilerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz.
Biz teşekkür ederiz.