Podemos, merkezkaç özelliğiyle geleneksel tekelci burjuva siyaset sahnesinde alt üst oluşlar yaratmaya aday
Üniversite hocası Pablo İglesias’ın liderliğinde İspanya‘da geçtiğimiz Martayında kurulan Podemos (Yapabiliriz) partisi, son 6 aydaki çıkışıyla, politikayla ilgilenen kesimlerin dikkatlerini üzerine topladı.
Öyle ki, Podemos, İspanya’nın geleneksel merkez sağ ve merkez sol şeklinde kurulu iki partili burjuva siyasal sisteminde bir gedik açtı. İspanya Sosyolojik Araştırmalar Merkezi (CIS) en son düzenlediği ankete göre, şu anda ülkede genel seçim olsa oyların yüzde 15,3′ünü alması muhtemel.
Bu oy oranını tutturursa İspanya’nın en büyük 3. partisi haline gelecek olanPodemos, 25 Mayıs’taki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde 1 milyon 250 bin (yüzde 8) oyla, AP’na beş temsilci gönderdi. 2009 AP seçimlerinde, İspanya’da iki parti egemendi; oyların yüzde 80’ini merkez sağ ve sol iki parti, Partido Popular (Halk Partisi) ve Partido Socialista (Sosyalist Parti) alıyordu.
Bu bakımdan Podemos, merkezkaç özelliğiyle geleneksel tekelci burjuva siyaset sahnesinde alt üst oluşlar yaratmaya aday. Peki, onu bu denli kısa sürede politik etki gücüne kavuşturan neydi? Ya da Podemos, hangi anlamda bir “üçüncü yolu” temsil ediyor?
İspanya 2011’den bu yana toplamda yaklaşık 8 milyon kişinin katıldığı sokak gösterilerine sahne oldu; Indignados (Öfkeliler) Hareketi güçlü sosyal ağları olan anarşist, yarı-anarşist ya da antikapitalist envai çeşit hareketin mobilize ettiği kitlelere dayanıyor.
Yani bu parti öyle birdenbire ortaya çıkıp güçlenmiş değil. Dinamik ve kısmen siyasallaşmış kitle mücadelelerinin belli bir kıvama getirdiği zeminden beslenerek, doğrudan keskinleşen sınıflar kavgasının içinden şekillendi.
Indignados’un temel bileşenleri arasında Juventud Sin Futuro (Geleceksiz Gençler) ve Democracia Real YA (Gerçek Demokrasi ŞİMDİ) gibi, birbirleriyle sürekli sosyal medya üzerinden haberleşen, kendi iletişim ağını oluşturan son derece dinamik eylemci gruplar var.
Emperyalizmin yapısal problemi olan düşen kar oranlarını bir süreliğine de olsa telafi edebilecek kimi sektörlerde sermayenin, emperyalist kapitalizmin eşitsiz gelişimiyle birleşik ve spekülasyonlar eşliğindeki ani genişlemeli hareketinin sonucunda şişen “balonlar” birden patlar ve tekelci karların artık realize edilemez olduğu bir noktaya gelindiği çıplak gerçeği ortaya çıkar.
Bu şekilde 2008′de ABD‘de patlayan krizin benzeri İspanya’da da patlamıştı. Büyük emperyalist metropoller bu krizi bir şekilde, Yunanistan, İspanya gibi “çevre ülkeler”in faturasını da kabartarak, “sürdürülebilir” düzeye çekmeyi geçici de olsa başardılar. İspanya gibi bağımlı kapitalist ülkeler ise o gün bu gündür belini doğrultamadılar.
İspanya’da sadece 2003 yılında, ekonomisi en büyük beş Avrupa ülkesinden fazla inşaat yapıldığı söyleniyor. 2008’e gelindiğinde, bu inşaat balonu fena halde patlıyor. İşsizlik oranı genelde yüzde 30’lar, gençler arasındaysa, yüzde 50’lere tırmanıyor.
Yunanistan’da “sol” SYRIZA partisi, İtalya’da komedyen Beppe Grillo’nun Cinque Stelle Movimento (Beş Yıldız Hareketi) gibi hareketlerin kısa sürelerde büyük başarılar kazanmasının arka planında bunlar var.
Gene de tek başına bu, onun örneğin AP seçimlerinde önemli bir başarı elde etmiş olmasını açıklamıyor. Farklılıkları içinde salt benzeşen yönlerden bir kıyaslama yapacak olursak, Büyük Gezi Direnişi İspanya’daki sokak hareketini bazı yönlerden çok çok aşan bir kapsamda olmasına rağmen, ne yazık ki kendi içsel gücünü henüz politik-örgütsel düzlemde ete kemiğe büründüremedi.
Podemos örneğin AP seçimleri çalışmasında AP üyelerinin maaşlarını 8 bin eurodan bin 930 euroya indirme sözü verdi. “Zenginliğin yeniden dağıtılmasın”dan bahsetti, İspanya için “azami maaş”, “haftada 35 saat çalışma”, “60 yaşında emeklilik” ve “bankaları halkın hizmetine sokacak mali reformlar” gibi az-çok somut projelerle ortaya çıktı.
Kapitalizmin krizlerinde yıkılan, geleceksizliğe, güvencesizliğe mahkum edilen işçi emekçi kitlelerin karşısına somut alternatif söylemlerle -Gezi ve sonrasında görülenin aksine- çıkıldığında nasıl politik bir etki yaratılabileceğini gösterdi.
Ülke krizin dibindeyken yıkıcı sonuçlarını yaşayan emekçilerin ve özellikle genç kitlelerin karşısına somut “çözüm” önerileriyle çıkan Podemos, getirdiği önerilerle aynı zamanda siyasal-toplumsal ufkunun sınırlarını da gösteriyor. Bu yönden o, kısmen kimi Latin Amerika ülkelerinde (Venezüela, Bolivya vb.) iktidara dahi gelmiş Sosyal-Liberalizmi andıran, aynı zamanda yarı-anarşist özellikler de taşıyan karaktere sahip.
Toplumsal-siyasal sorunları ele alırken, çözümün sınıf eksenli mücadeleden geçtiği gerçeğinden değil, mücadelenin sınıfsal-toplumsal özünü karartacak şekilde emperyalist sistemde ülkelerin tuttuğu yer bağlamından hareket ediyor. Örneğin, Podemos’un lideri İglesias ekonomik krizi yorumlarken, “Alman kolonisine dönüşmek istemiyoruz” veya “Gençlerimizin, zengin Kuzey Avrupa ülkelerinde İspanyol mezeleri servis eden garsonlar olmasını istemiyoruz” gibi sözleri aslında, sınıfsal ve antikapitalist içerikte olmanın uzağında, emperyalist metropolleri karşısına almayla sınırlı bir yaklaşımda olunduğunu gösteriyor.
Podemos’un, sorunu “zengin kuzey” “koloni güney” ekseninde ele alması; yürütülecek mücadelenin içeriği konusunda neredeyse sadece sermayenin “mali oligarşik” egemenlik biçimine karşı olmayla sınırlı bir ufka sahip olması; işçi ve emekçi mücadelelerinin bir üst düzleme, kapitalizme ve sermayenin tüm biçimleriyle iktidarına karşıt siyasal bir düzleme sıçratılması bağlamında onun ideolojik-siyasal zayıflığını oluşturuyor.
Benzer şekilde Podemos “Avrupa” idealini ve “birliğini” de reddetmiyor. AB’nin emperyalist-kapitalist içeriğine değil, onun “dengesiz” “eşitsiz” sistemine karşı bir duruşu var. Hani AB’de ‘kuzey-güney’ arasındaki ekonomik-politik açı farkları giderilebilse, ‘düzeltilmiş kapitalizm’ ve ‘daha demokratik toplum’ hayata geçirilebilse Podemos için sorun çözülebilecek!
İşçi sınıfının gerçek iktidarını kurmak perspektifinin çok uzağında olan Podemos gibi örnekler gene de, özellikle kapitalizmin krizi dönemlerinde, sokağın, militanlığın ve alternatif toplum projeleriyle ortaya çıkmanın gücüyle nelerin başarılabileceğini göstermeleri açısından önemlidirler ve komünistler açısından incelenmeyi hak ediyorlar.