Daha önce Koop İş'te örgütlü olan bir işçinin deneyimleriyle Koop İş!
Aşağıdaki mektup 10 yıla yakın bir süre Praktiker'de çalışan ve firmanın iflas vermesiyle bir anda işinden olduğu gibi tazminatının da sadece üçte birini alabilen bir işçiye ait. Koop İş sendikasının işyerinde örgütlenmesinde büyük emeği olan bu işçi, tazminat hakkının fiilen gaspedilmiş olması karşısında sendikanın kendilerine sahip çıkmadığını, tüm çabalarının yanıtsız kaldığını anlatıyor. Aynı sendikanın, daha önce üyeliği olmadığı halde İş Kanunu'nun 25. maddesi gereğince İKEA'daki işine son verildikten sonra Koop İş'e üye olan başka bir işçiye sahip çıkması arasındaki çelişkiye değinerek, isyan ediyor. "Kaç yıllık tazminatımız göz göre göre gaspedildi, kıllarını kıpırdamadılar. Şimdi tamamen çıkarlar üzerinden kurdukları ilişkiyle bir işçinin 25. maddeden atılması üzerinden veryansın ediyorlar. Bu her şeyden önce samimiyetsizliktir" diyor.
Burjuvazinin İş Yasası'ndaki 25. maddeyi işçiye karşı hangi keyfi biçimlerle kullandığı bu ülke açısından son derece somuttur. İKEA'nın sözü edilen "etik anlaşması" da bu keyfiyetin başka bir ifadesidir! Fakat bu gerçek Koop İş gibi sendikaların özünü ve pratiklerinin arkasındaki niyeti değiştirmiyor, aklamıyor!
Koop İş'in bu yaklaşımını fırsatçılık ve küçük hesaplarla açıklayan işçinin anlattıklarını Türkiye'de sendikaların ve sendikacılığın geldiği noktanın anlaşılması açısından önemli bulduğumuz için yayınlıyoruz:
2005 yılında Praktiker'de ziraat teknikeri olarak işbaşı yaptım. O süreçte Koop İş Sendikası'nda örgütlenme çalışması başlattık. Bu çalışmaları 2010 yılına kadar sürdürdük. 2010 yılında yetki alındı, TİS imzalandı. Daha ilk TİS taslağı hazırlanırken işçilerin hiçbir talebi dikkate alınmadan başlandı işe.
Mesela işe giriş sözleşmemizde yılda 4 ikramiye alma hakkımız vardı. Patron bu hakkı kaldırmıştı. İlk TİS taslağına bu hakkımızın verilmesi talebinin konulmasını istemiştik sendikadan. Fakat sendika sadece 2 ikramiyeyi ve bu 2 ikramiyenin de yılda 4'e bölerek ödenmesini kabul ettirdiğini söyledi. Birinci dönem TİS'te var olan her ay ödenmesi gereken primler bir şekilde ödenmedi, yine TİS maddesi çiğnendi. Mesai ücretlerimiz de ödenmedi.
2013 yılı 2. dönem TİS süreci hazırlıkları başladığında biz Ümraniye çalışanları olarak 14 maddelik bir taslak hazırlayarak İstanbul Şube Başkanı Aziz Hacısalihoğlu'na sunduk. Verilen yanıt, 'TİS görüşmelerinde şirketin zor durumda olduğu, işverenin bu maddeleri kabul edemeyeceği' oldu. Daha da ileri gidilerek benim Ümraniye Praktiker sendika temsilciliği görevim, sendika içi demokrasi mekanizmaları da işletilmeden elimden alındı! Ki ben bu örgütlenme sürecinde inkar edilemez emeği olan işçilerden biriydim. Hatta sırf bu nedenle Konya'ya sürüldüm, orada 18 ay çalışmak durumunda kaldım. (31 Nisan 2008'den 2009 21 Ekimi'ne kadar). Sonra Konya'dan tekrar Ümraniye mağazasına döndüm. 2013'teki 2. dönem toplu sözleşmesi imzalandı. TİS içeriği hiçbir şekilde işçiye yansıtılmadı, işçi neyin imzalandığından hiçbir şekilde haberdar edilmedi.
Ocak 2013 içinde şirket yazılı ve sözlü olarak işçilere, iflas erteleme kararı için mahkemeye gittiğini, hiçbir işçinin mağdur edilmeyeceğini açıkladı. Türkiye'de 10 mağazası bulunan Praktiker'in her mağazasındaki çalışanlara, 2013'te kapatılacağına ve kıdem ve ihbar tazminatları ödeneceğine dair tebligat sunuldu. Bu tebligat Ümraniye mağazası çalışanlarına da aynı şekilde sunuldu. 9 mağazada çalışan işçilerin tazminatları ödenerek kapatıldı. Ümraniye ve genel müdürlük çalışanlarının tazminatlarının ise üçte biri ya da yarısı ödendi. Bu ödemeler bize mahkeme kararından iki gün önce yapıldı. (16. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki iflas davası sonuçlandı).
Fakat dava sonuçlanınca biz tazminatlarımızı alamadık. Çünkü bu kararla birlikte şirket 1 Ocak 2013-17 Temmuz'a kadar kayyuma devredildi, TİS de kayyumla imzalandı. Bu süreçte İstanbul Şube Başkanı Ümraniye mağazası ve genel müdürlüğe gelerek bizim Lorey Mrylin'e devredileceğimizi söyledi. Fakat sonrasında ne olup bittiğinden haberimiz yok!..
İflas kararından sonra ne gibi gelişmeler olduğuna dair hiçbir bilgi alamıyoruz (yaklaşık 2 seneden beri!). Şu anda Ümraniye mağazasında var olan mallar toplanıyor, bunların kime ve ne şekilde satıldığına dair sendikadan bilgi almaya çalıştı arkadaşlarımız. Bize döneceklerini, bilgilendireceklerini söyledikleri halde hiçbir şekilde bilgilendirme yapılmadı.
Ben şu anda İKEA'da (1 yıl bitti) çalışıyorum. Fakat şimdi bize sahip çıkmayan aynı sendikanın İKEA'da çalışıp iş akdi 25. maddeden feshedilen bir işçiye sahip çıktığına tanık olunca gerçekten 'pes doğrusu' diyorum! Ki bu işçi iş akdi feshedilene kadar sendika üyesi bile değildi, daha sonra sendikaya gitti. İKEA'da çalışan bu işçinin işten atılma nedeni konusunda ise biz işçilerin kafası açık. Bu işçi, işçiler içindeki konumunu da kullanarak onlardan para alıp bu parayı kumar gibi etik olmayan biçimlerde kullanmıştı. İşçinin bu durumu mahkeme huzurunda da ispatlanmıştır.
Koop İş'in kendisine yıllarca emek harcamış biz işçilere sahip çıkmazken, 9 yıllık-10 yıllık emeğimizin karşılığı olan kıdemlerimiz konusunda kılını kıpırdatmazken İKEA'da 25. madde nedeniyle iş akdi feshedilen bu arkadaşa sahip çıkması kelimenin gerçek anlamıyla fırsatçılıktır. Bu vaka üzerinden reklam yapma çabasıdır. Bu yaklaşımın işçi sınıfı adına-yararına hiçbir samimiyeti olmadığı gibi, özsel bir çabası da yoktur. Bu yaklaşım göstermelik olduğu gibi, popüler olmayı merkeze koyan bir pratiğin ifadesidir.
Tazminatlarımız için pratik bir tutum da değil hukuki olarak bile olanaklarını seferber etmeyen, şirket üzerinde basınç oluşturacak pekçok uluslararası bağlantıya sahipken bunu kullanmayan bir Koop İş'in şimdi çıkıp işçi örgütü rolleri kesmesi Türkiye'deki sendikacılığın ulaştığı dip noktasının anlaşılması için çarpıcıdır. Düşünebiliyor musunuz, sendikanın yapması gereken bu işi o yapmadığı için ben kendim bireysel olarak yapmak zorunda kaldım. Praktiker hakkında açtığım davanın ilk duruşması 25 Aralık 2014'te görülecek.
Yaşadıklarım Türkiye'de sendikaların geldiği noktanın açık ifadesidir. Türkiye'deki bütün sendikaların aidat sendikacılığından, işi idare etmekten vazgeçip işçi sınıfının sorunlarına gerçek anlamda sahip çıkmaları gerekiyor. Çalıştığım perakende sektörü, ekonominin hizmete ve tüketime odaklanmış yapısı içinde giderek kitlesel bir istihdam alanı haline geliyor. Başınızı döndüğünüz her yere kondurulan o AVM'lerde herhangi bir kalifiye özelliği olmayan ve aslında çalışma yaşı fiilen 30'la sınırlanmış olan binlerce işçi çalışıyor (30 yaşınızdan sonra ne yapabileceğiniz kimin umurunda!). Bu işçiler 5 dakikalık bir gecikmede işinden olabildikleri gibi, tuvalet aralarında bile kışla nizamına tabii tutuluyor. Yemek ve diğer haklar ise hak getire!
İş güvencesinin olmadığı, çalışma koşullarının alabildiğine kapsamlı bir denetim ve disiplinle ağırlaştırıldığı, çalışma saatleriyle rahatça oynandığı, ücretlerin yerinde saydığı bu sektör, sendikal örgütlenmenin değmediği alanlardan birini oluşturuyor. Değdiğindeyse Koop İş'in Praktiker'deki tutumunda olduğu gibi aidatlar dışında bir şey düşünmeyen bir sendikacılık olarak kalıyor. Ne işçinin talepleri, ne ağır çalışma koşulları, ne güvencesizliği, ne aşağılanma ve ezilmenin sayısız biçimi sendikal çalışmanın konusu olabiliyor!
Bu sendikal sisteme, sınıfa bu denli yabancılaşan bu sendikacılığa, bu örgütsüzlük haline artık yeter demek gerektiğini belirtmek istiyorum. Tabanın inisiyatifince denetlenen gerçek sınıf sendikalarını kurmak dışında bir seçeneğimiz olmadığını söylüyorum.
Emel Şaş