Hong Kong/yeni bir turuncu devrimi mi?

İşçi sınıfının kendi öz demokrasisinin yolu döşenmedikççe pörsümüş neoliberal demokrasiden başka bir şey çıkmayacak!

DÜNYA
Salı, 30 Eylül 2014 (11 yıl 11 ay önce)

Ege Deniz



Emperyalist yeniden paylaşıma konu olan “Ukrayna krizi” ve vahşi IŞİD çetelerinin katliamcı saldırılarının yaşandığı “Irak-Suriye krizi”nin etrafında başdöndürücü bir hızla gelişen çatışmalar, yine emperyalist yeniden paylaşıma konu olan bir başka coğrafyada, Uzakdoğu’da tırmanan “politik gerilimi” gölgede bıraktıysa da krize dönüşmeye başlayan Çin-Hong Kong meselesi gündemdeki yerini almaya başlıyor.



 



Hong Kong’ta bir hafta önce binlerce öğrencinin katıldığı boykotla hızlanan #OccupyCentral hareketi belirli bir ivme kazanmış durumda. Acaba emperyalistlerin saptırmasıyla buradan -farklılıkları bir yana emperyalist dalaşa yedekleme anlamında- yeni bir Ukrayna çıkar mı sorusunu sorduran Hong Kong’taki politik atmosfer giderek kızışıyor. Çin’in emperyal uygulamalarına karşı gösteriler sertleşiyor.



 



Seçim sistemini eleştiren toplumun belli bir kesimi 2003 yılından bu yana Hong Kong’ta her yıl geniş katılımlı gösteriler yapıyordu. Geçtiğimiz yaz da yüz binlerce gösterici, “demokratik seçim” talebiyle sokağa çıkmıştı.



 



Göstericiler, Hong Kong Özel Yöneticisi CY Leung’un 2012de, “birçoğunun Çin Hükümeti’ne sadık üyeler olduğunun iddia edildiği” bin 200 üyeden oluşan bir komite tarafından seçilmesini eleştiriyor. Yöneticilerini kendi seçtikleri “tam demokrasi” isteyen Hong Kongluların kitlesel eleştirilerinin temel kaynağı ise geçtiğimiz günlerde Çin yönetiminin, Hong Kong’un 2017’daki seçimleri için “açıktan aday olma” imkanını kaldırması ve “Çin Hükümeti’nin adayları inceleme ve seçimlere kısıtlama getirme planı”.



 



Bu yönde kitlesel bir protesto girişimi olarak Temmuz ayında “800 bin kişinin katıldığı ‘tam demokrasi’ (resmi olmayan) referandumu” yapıldı. ‘Referandum’u “sözde” olarak niteleyen Pekin yönetimi “bölgede yapılacak 2017 seçimlerinde evrensel oy haklarının tanınacağını” savunmuş, ardından açıklama yapan Hong Kong İdari Yönetimi de “gayrı resmi referandumun yasal bir etkisi olmadığını” ifade etmişti.



 



Biraz daha yakından bakıldığında Hong Kong’ta tırmanan olayların basit bir “demokrasi talebi”nden ibaret olmadığı; ülkede hızlı tempoyla derinleşmiş kapitalist soygun ilişkilerine olduğu kadar emperyalist bağımlılık ilişkilerindeki çelişkilerle de bağlantılı olduğu hemen anlaşılır.





Örneğin, Çin Milli Halk Meclisi Daimi Komitesi’nin, Hong Kong’un 2017′daki seçimleri için açıktan aday olma imkânını kaldırdığını açıklamasının hemen ardından Hong Kong’un eski sömürgeci sahibi İngiltere rahatsızlığını açığa vurdu. İngiltere Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Hong Kongluların yasalar çerçevesinde gösteri düzenleme hakları engellenmemeli” dedi. Hong Kong’un eski valisi Chris Patten de İngiltere’nin Hong Kong ile ilgili “manevi bir yükümlülüğü’’ bulunduğunu söyleyerek Çin’in Hong Kong’la ilgili seçim kararı konusunda “Londra’nın konuşmasının bir görev olduğunu” ifade etti.



 





 



Sömürgeciler arasında elden ele…



1839 yılında emperyalist sömürgeci İngiltere’nin Çin’e karşı yürüttüğü kirli Afyon Savaşı’nın Çin’in yenilgisiyle sonuçlanması üzerine 29 Ağustos 1842 tarihinde Birleşik İngiliz Krallığı ile Qing Hanedanı arasında 1. Afyon Savaşı’nı bitiren Nanjing (Nanking) anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla Çin, Hong Kong Adası ve bu adanın civarındaki adaları Birleşik İngiliz Krallığı’na vermek ve yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalmıştı.





İngilizler, Çin ile Japonya arasındaki 1894-1895 yılları arasındaki savaşta Çin hanedanlığının yenilmesi üzerine fırsattan yararlanarak, 1898 yılında Çin hanedanlığıyla imzaladığı “kira sözleşmesi”yle Hong Kong’u 1997’ye kadar doğrudan emperyalist hakimiyetine almıştı. Hong Kong, 2. Dünya Savaşı sırasında 24 Aralık 1941′de Japonların eline geçmiş ancak 1945′te yeniden İngilizlere verilmişti. Hong Kong’un İngilizlerden Çin’e devri için imzalanan ortak deklarasyonla Hong Kong’a 2047 yılına kadar “tek ülke iki sistem” politikasıyla kendi “idari özerk yapısın koruma hakkı” verildi.



 



Hangi demokrasi?



Batılı emperyalizm yanlıları giderek sertleşen kitlesel protestoların “demokrasi” talebinde haklı olduklarını savunurlarken, diğer taraf tersini iddia ediyor.





Çin “Komünist” Partisi’nin yayın organlarından Quanqiushibao gazetesi, tırmanan protestolar karşısında “Hong Kong halkı ve merkezi yönetimin iradesi önünde sözde demokrasi yanlısı gruplar ancak kâğıttan kaplan olarak kalabilir” ifadesini kullandı. Çin Komünist Partisi’nin yayın organlarından Halkın Günlüğü gazetesi de “seçim reformu kararının, bölgenin siyasi sisteminin gelişimi açısından hayati olduğunu” yazdı. Emperyalist Çin yanlıları “Hong Kong’un, Ukrayna olmadığı ve bu gerçeği görmeyen demokrasi yanlısı gruplara gerçeklerin gereken dersi vereceği” tehditleri savuruyor.





Burjuva içerikli “genel oy hakkı” istemi demokrasi mücadelesinin bir parçası olmakla birlikte, bunun hangi bağlamda ve mücadeleyi hangi yönde ilerleteceği tayin edici bir önem kazanır. Günümüz dünyasında “katı otoriterizme karşı alternatif” olarak yutturulmaya çalışılan neoliberalizme dümen kıran içerikte bir “demokrasi” toplumu bir milim dahi ileriye götürmez.



 





 



Kapitalizme duyulan öfkenin emperyalist saptırma tehlikesi



Hong Kong, Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası ve 235 kadar küçük adadan meydana geliyor. Hong Kong Asya’nın en büyük serbest pazarı ve limanı; en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezi.





Hong-Kong’da ticaret ve sanayi 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra hızla gelişmiştir. Hong-Kong; tekstil endüstrisi, hafif sanayi (oyuncak, radyo, elektronik), sinema endüstrisi, az da olsa ağır sanayi (gemi inşası, çimento ve demir sanayi) ve özellikle bankacılıkla birleşik büyük bir ticaret merkezidir. Çin ile bu ülkeyi tanımayan ülkeler arasındaki ticari trafik Hong-Kong’tan geçmekte. Hong-Kong büyük bir ticaret merkezi olması dolayısıyla sanayi hızla gelişmektedir. İhracatının en önemli kısmı (giyecek ve çeşitli sanayi ürünleri) özellikle ABD ve İngiltere ile yapılmakta.





Bu özellikleriyle Hong Kong’un, emperyalist yeniden paylaşım mücadelelerinin sürekli konusu olması kadar, bölgedeki kapitalist gelişmenin yarattığı yoksulluk ve yoksunluklar karşısında büyük öfke biriktiren ezilen toplumsal kesimlerdeki patlamayı emperyalistlerin, kendi aralarındaki savaşa yedekleme yönünde saptırma istekleri “anlaşılırdır”.





Hong Kong’ta kitleselleşerek sertleşen hareketin önündeki en büyük tehlike Batılı emperyalistler tarafından iç kapışmaya alet edilmesidir.





Gerçek bir devrimci proletarya hareketinin alternatif olarak ortaya çıkmadığı/çıkamadığı koşullarda, bu tehlike günümüzün bütün “toplumsal hareketler” ve “isyanlar” için geçerlidir.





Emperyalist yeniden paylaşım kavgalarının yeryüzünün birçok coğrafyasında kızıştığı bu dönemde, aslında emperyalist-kapitalist sistemin geniş toplumsal kesimleri yoksullaştıran/yoksunlaştıran sonuçlarından dolayı ortaya çıkan “yeryüzünün kaynama noktaları”nda gerek yerel-ulusal ölçeklerde gerekse dünya ölçeğinde kendi talepleri için dövüşen ve kendi öz-taban örgütlülüğünden güç alan bir sınıf hareketini yaratıp güçlendirmek artık ölüm-kalım meselesi haline geliyor.





Gerçek demokrasinin, işçi sınıfının kendi öz demokrasisinin yolu döşenmediği müddetçe buradan pörsümüş neoliberal demokrasiden başka bir şey çıkmayacaktır!