Polisin dün Ankara Üniversitesi'nde estirdiği terör rektörlük "daveti"yle gerçekleşti
Üniversiteli gençlik, Kobanê’de yaşanan IŞİD saldırıları ve burjuva devletin bu saldırıları destekleyen tutumu karşısında diğer toplumsal kesimlerle birlikte hareket etti, sessiz kalmadı. Türkiye’nin hemen tüm üniversitelerinde Kobanê için eylemler ve boykot çağrıları yapıldı, gençlik Suruç sınırında tutulan nöbetin aktif bir parçası oldu, pekçok üniversitede Kobanê’yle dayanışmak için yardım stantları kuruldu… Kısacası üniversitelerdeki gençlik hareketi, Gezi’den önce başlayan siyasallaşma ve giderek kitleselleşen bir harekete dönüşme eğilimini Kobanê’de de sürdürerek, bunun konjonktürel değil, giderek süreklileşen bir eğilim olduğunu ortaya koydu.
Burjuvazi ve devletinin uzun bir süredir polisi üniversiteye karakollarıyla dikme planları yapması boşuna değil, tam da bu yönelime karşı gelişen bir reflekstir. Burjuva devletin bu refleksi fırsatını bulduğu her durumda daha aleni bir karakter kazanıyor.
Diğer taraftan sadece üniversiteye polisi sokmakla sınırlı bir hazırlıkla yetinmeyeceği de açık. Üniversitelere çöreklenmiş dinci gerici çeteler ve sivil faşistler de üniversiteyi kontrol etmek için kullanacağı aktif araçlara dönüşüyor. IŞİD uzantısı çetelerin son günlerde İstanbul Üniversitesi ve İTÜ’de estirdikleri terör ve polis tarafından adeta kollanmaları bunun somut ifadesidir. Polis bu paramiliter çeteleri seyrederken, onların saldırıları nedeniyle ortaya çıkan durumu değerlendirip kampüslere giriyor, devrimci-demokrat öğrencileri gözaltına alıyor, durumu üniversiteye yerleşmenin fırsatına dönüştürmeye çalışıyor.
Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde dün yaşanan polis baskını, polisin sadece kampüse değil fakültelerin içinde de girerek sınıf sınıf dolaşıp öğrenci avına çıkması, öğrencilerinin gözaltına alınmasına müdahale eden akademisyenleri de tartaklayarak gözaltına alması bu niyetin açık ifadesidir.
Polisin üniversiteyi karakola dönüştürme planları üniversite yönetimleriyle işbirliğinden bağımsız değil. Ankara Üniversitesi’nde dün yaşananlar bunun somut ifadesidir. Dünkü baskında polisin üniversite rektörlüğü tarafından çağrıldığına dair muğlak bilgiler vardı. Fakat daha sonra ortaya çıkan bir belge bu baskının bizzat rektörün “daveti” üzerine gerçekleştiğini ortaya koydu.
Ankara Üniversitesi’nde ortaya çıkan bu durumun istisna olmadığını, giderek tüm üniversitelere yayılacağını ise önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nün tutumu karşısında konulacak tavır, en başta bu fırsatçı yönelime konulmuş bir barikat olacaktır.