Stuttgart'ta 26 Ekim'de Demokratik Güç Birliği ve OTKM'nin gerçekleştirdiği Kobanê paneli
Stuttgart’ta 26 Ekim günü Kobanê paneli yapıldı. Yazar ve akademisyen Dr. Haluk Gerger ve Tobias Pflüger’in (Sol Parti Başkan Vekili) konuşmacı olduğu panele yaklaşık 200 kişi katıldı. Panel Alınteri‘nin de içinde bulunduğu Demokratik Güç Birliği ve Alman gençliğinden oluşan OTKM (Savaşa ve Militarizme Karşı Açık Buluşma) tarafından örgütlendi.
Demokratik Güç Birliği, Kürt Toplum Merkezi, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu-Baden Württemberg, Dersim 38, Barış Meclisi, Alınteri, AGİF, ATIK, ADHK vb. kurumlardan oluşuyor.
1 Ekim’de Dünya Kobanê Günü, Stuttgart’ta geniş bir yürüyüşle dünyaya duyurulacak. Yürüyüşe binlerce kişi bekleniyor.
İlk sözü alan Dr. Haluk Gerger, 1980 askeri darbesinden bugüne tarihsel bir tablo çizdi:
“Türkiye nasıl başladı, nasıl aşamalardan geçti, IŞİD ile yolu nasıl kesişti? Türkiye’nin yöntemi asimilasyon, yok etme, baskı, şiddet idi. Strateji ise topyekün tasfiye idi. Bir fiziki olmayan, açık olmayan, bir de fiziki yönü içeren iki yön vardı. İlk anlayışı anlamak gerekir. 6 yaşındaki bir çocuğa, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” dedirtmek, belki baskıya dayanmayan, fiziki olmayan ama dolaylı bir asimilasyondur, baskıdır. Psikolojik baskı” diyen Gerger şöyle devam etti
Bumerang gibi geri tepti
“Topyekün tasfiye, Kürtler nezdinde bir itirazla karşılaştı. 12 Eylül’de TC, baskıyı en üst noktada kullandı. Sistemin elindeki tüm olanakları kullandığı baskı, TDH için başarılı oldu. Kürt sorununda bu baskı tam tersi bir sonuç verdi. Bu baskı bir bumerang gibi geri tepti. Yani direnişi yükseltti. 12 Eylül çok boyutlu bir krizin sonucu idi. Bir sorunu çözmek için elinizdeki tüm imkanları kullanarak baskı oluşturursanız, size başka krizler doğurur. 12 Eylül krizinin şiddeti kendi içinde çatlaklara neden oldu. Özal ve etrafındakiler itiraz edenlerdi. Bunların bir kısmı şimdi Erdoğan'ın etrafında çalışıyorlar.

Kürt sorunu nedeniyle ABD ve AB ile bozulan ilişkileri tekrar düzeltmek istediler . Bu ilişkiler, Kürt sorunu nedeniyle iki biçimde bozulmuştu. Uluslararası emperyalist ilişkilere eklemlenme boyutu. Bir örnek. Bir işadamı anlatıyor: 'Japonya’ya iş görüşmesine gittik, hem de yatırım yapacaktık. Masaya oturduk bekliyoruz. Japon temsilcisi bize dedi ki, Kürt sorunu ne olacak? Biz dedik ne ilişkisi var şimdi bu durumla.'
Kandır, oyala, zehire şeker koy…
İkinci boyutu. TC nin Kürt sorununu çözememesi. AB vb. önce askeri olarak çöz dediler. Militarist çözüm. Birinci tarafı bu. Çözemeyince, biz eski sömürgeciler olarak deneyimliyiz, kandır, oyala, reform yap, yani zehire şeker koy çöz. Ama TC yine çözemedi. TC’nin AB ve ABD ile ilişkileri bozuldu. Özal, kırılan ilişkileri düzeltme yoluna gitti. Şiddetin yanına sahte de olsa biraz reform koymak.
Üçüncüsü, Yeni Osmanlıcılık. Neo Osmanlıcılık. Öteki parçalardaki Kürtlere oynayarak, neo Osmanlıcılık yapmaya da gitti. Cengiz Çandar o zaman bunun sözcülüğünü yaptı. Fazla yayılmadı. Özal da öldü. Ve kaldı. Sonunda o eski TC çöktü. Bunun ağırlığını taşıyamadı. Tam bu çöküş anında birşey oldu. ABD bu işbirlikçisine bir iyilik yaptı. Öcalan‘ı kaçırdı ve teslim etti, yani bir hayat öpücüğü verdi. Ecevit, ölene kadar Öcalan’ın neden teslim edildiğini anlayamadı. Yani, sonra eski Türkiye ortadan kalktı.”
Yeni Osmanlıcılık
“Yeni Türkiye AKP‘nin seçimi kazanması ile başladı. Yeni Türkiye’nin inşasına başlandı. Uzun süren bir iktidar savaşı yapıldı. Hitler‘in Almanya 1930’lar tarihini okursanız, şimdiki yeni Türkiye sürecini anlarsınız. Yeni Türkiye’nin mimarları, Kürt sorununda Özal dönemindeki durumu yeniden başlattılar. Salt imha ve şiddet çözümlü yöntemi değiştirdiler. Yeni liberal tasfiye planını devreye soktular. Salt şiddet yerine, reform ile beraber yürüyen bir yöntemi ortaya koydular. Yani aşamalı bir tasfiye sürecini ortaya koydular. Topyekün tasfiye yerine askeri kanadın tasfiyesi.
Hesap şu idi, askeri kanat tasfiye edilir ise diğer alanları da bitireceklerdi. Yeni TC’nin stratejik hedefi ise, istikrar ile birlikte neo Osmanlıcı bir Türkiye yaratmak idi. Bu Türk devlet aklıyla var olan bir boyut. Musul‘u alamaz isek, Diyarbakır‘ı kaybederiz. Ulusalcılar ve liberaller böyle düşünüyor. Ulusalcı yöntem şiddet esaslı. Liberal ise şimdiki gibi. Yeni TC’nin neo Osmanlıcı yöntemi şöyle: Esas olarak ABD şemsiyesi altında Kürdistan‘ın tüm parçalarında hegemonya kurarak, Osmanlı zamanındaki gibi bir takım özerklikler vb vererek bir model. Kafalardaki model bu.
Kırılmalar…
Sona gelirsek, dördüncüsü, yeni TC’nin devleti ve toplumu ele geçirdiği dönemde, Türk -İslam sentezi aşaması barbarlık ile birleşiyor. Türkiye devlet aklı şöyle diyor: Kürtleri her parçada. Ortadoğu ve Türkiye’de statüsüz bırakma. Mühendisler bilir. Birbirini besleyen durumlarda kırılmalar olursa… Türkiye bunu yaşadı. Güney Kürdistan‘da bir oluşum olması kırılmanın ilk payandası idi.
Türkiye Irak işgalina katılmadı. Bir general dedi: 'Biz gitseydik, orada ot bitmez hale getirirdik. Gidemedik, oluşum oldu Güney'de'. Oluşumdan sonra ABD’nin kırmızı çizgilerine tosladılar. Türkiye kamuoyu bir ders çıkardı. Biz Irak’ta yoktuk, Suriye’de varız. Asker ile beslenmez ise Suriye‘de de Kürt oluşumu olur. Davutoğlu böyle dedi. Çıkardıkları ders böyle idi. Dolayısıyla, Türkiye Suriye’de asker ile beslenen bir konumlanış sergiledi. Bu olmaz ise, tampon bölge ile asker ile beslenen bir oluşum. Böyle olur ise Kürtler’in statü oluşumuna engel olacak, Irak Kürdistan’ına baskı yapacak. İran’da bir değişiklik olursa önemli bir konum olur. Bunların hiçbiri olmadı. Gökten IŞİD düştü. Yeni Türkiye’nin yolu IŞİD ile böyle kesişti.
IŞİD, Türkiye’nin yapamadığını yapıyor. Bu bir noktaya kadar geldi. Kürtleri Türk askeri yerine IŞİD vuruyordu. IŞİD’in dirisi buydu. Ölüsü de Türkiye’nin işine yarıyor. Yani askeri bir müdahale olursa, yine tampon bölge yaratarak oraya girecek. Şu anda bu yol arkadaşlığının sonuçlarını birlikte göreceğiz.”

“Almanya’nın timsah gözyaşları”
Tobias Pflüger ise Almanya’nın sinsi ve uzun vadeli planlarını ve bu bağlamda Sol Parti’nin konumlanışını ortaya koydu:
“Türkiye’nin asıl düşmanı PKK’dir. İnsani yardım koridoru Türk devletince engelleniyor. Linke delegasyonu olarak sınıra gittik. IŞİD’in yaralıları Türkiye’de tedavi edilirken, Kürt savaşçılara zorluk çıkarılıyor. Alman devleti Peşmergeyi destekliyor ve silah veriyor.
Türkiye ile Almanya arasında dostluk ilişkileri var. PKK halen yasak Almanya’da. Nato ülkeleri arasındaki işbirliği doğrultusunda, Türk askerleri Almanya’da eğitiliyor. Türkiye’nin Suriye sınırında Patriot füzeleri var. Türkiye savaşa açıktan katıldığında, diğer Nato ülkelerinin de katılması anlamına geliyor bu. Batılı güçlerin kara harekatı sonuç alıcı olmayacak. Satılan silahlar oradan oraya dolaşıyor. Ben açıktan silah verilmesini savunamam, anti militaristim çünkü. Barış sürecine yönelik Erdoğan’ın bir ilgisi kalmadı. İyi bir süreçti ama yürümedi. Türkiye barış sürecinin devam etmesini istemiyor. Bizim Alman devletine baskı yapmamız, onların da Türkiye’ye baskı yaparak sürecin tekrar devamını sağlamak gerekiyor. Sol parti Rojava için bölgeye gitti. Ben kendim Berlin‘de bir etkinliğe katıldım. Durum çok ciddi. Sol parti bu gündemle ilgilenmekte. Ama Almanya ve AB ülkeleri Kobanê ile ilgilenmemektedir. Anti kapitalist bir sistem inşa edildiği için”
Silah Yardımı
Silah ihracatı ile ilgili Sol Parti içinde de tartışma vardı. BM tarafından bir kara harekatı yapılmasını isteyenler de vardı Sol Parti içinde. Ben bunu istemedim. Böyle bir yardım, bölgede olumlu bir gelişmeye götürmez. Biz koridorun açılmasını istiyoruz. PKK yasağı da kaldırılmalı. Bunun için kampanya başlattık. Ben anti-militarist biriyim. Kişisel olarak silaha karşıyım. Silah gönderildiğinde silahlar patlar. Bremen‘de silah yardımı için para topluyorlar. Silah yardımına onay vermem ama yapılan yardımlara da ses çıkarmam.
Almanya yanlış kişilere silah yardımı yapmakta. Peşmergeye yapıyor. Kimyasal silah konusunda, muhtemelen Irak’tan gelmekte. Bunların oluşumunda Almanya’nın da büyük bir rolü vardı. Bu silahlar tehlikeli ve bir yere gönderildiğine kesinlikle bir gün kullanılıyor. Sol parti eylemlere Düsseldorf’a Almanya genelinde katıldı. Stuttgart’taki eylemlere katılıyoruz. Şu an tüm toplum için Rojava’nın en önemli konu olması gerekiyor. Sizlerden bize bilgi akışının gelmesi gerekiyor” dedi.
“Sol Parti Suruç’a gidecek”
Tobias Pflüger, bir delegasyonla Suruç’a gideceklerini belirterek konuşmasını bitirdi. Daha sonra kurum temsilcileri söz alarak, sürece ilişkin görüşlerini ve Kürt haklının yanında olacaklarını belirttiler ve soru-cevap bölümü de oldukça uzun ve canlı geçti.