İşçi kanıyla yazılmış ders kitapları

AKP’nin iktidarda bulunduğu sürede Türkiye’de “iş kazaları” yüzde 92 oranında arttı

İŞÇİ SINIFI
Pazar, 2 Kasım 2014 (11 yıl 11 ay önce)

Ege Deniz



Soma, Torunlar, Ereğli… Kapitalist vampir ve onun çıkarları için tepeden tırnağa silahlanmış burjuva devletin perdesiz yüzüdür. Herbiri sözün bittiği noktalardır, herbiri nasıl bir sistemde yaşadığımızın özlü ifadesidir. İşçi kanıyla yazılmış ders kitaplarıdır. Okumamızı, sarsılmamızı ve zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimizin olmadığını öğrenmemizi bekleyen ders kitapları… İş cinayetleri, işçi kıyımına, daha ağır kölelik koşullarına karışarak hayatımızın üzerine kara bir bulut gibi çöktüğü bu zamanlar işçi cesetlerine basarak yükselen kapitalizmin çıplak gerçekliğini yüzümüze çarpıyor.



 



Yoksulluk ve ölüm sarmalı kader mi?



AKP döneminde tekelci burjuva devlet, neoliberal politikalara hız vererek sermayenin önündeki engelleri kaldırdı. Burjuvazi, kana doymaz bir vampir gibi işçi sınıfının kanını emerek semirdi. Soma’dan Ermenek’e işçi katliamları Türkiye kapitalizminin nasıl büyüdüğünü, kimin payına neyin düştüğünü çok somut bir şekilde ortaya koydu.



 



İşçilerin payına düşen ölüm, gözyaşı, açlık, yoksulluk olurken burjuvazi karlarını çoğalttı. AKP’nin destekçisi, “Anadolu Kaplanları” olarak adlandırılan orta düzey sermaye grupları ise palazlanarak büyük sermaye katına yükseldi. İster yeşil ister başka renkte olsunlar tüm kapitalistler işçi sınıfının ölümüne sömürüsü pahasına zenginliklerine zenginlik kattılar. İşte AKP Hükümeti’nin övünülmesini istediği “büyüyen Türkiye” tablosunun arkasında bu gerçek var: Taşeronluk, güvencesiz çalışma vb. şeklinde azgın sömürü çarklarında eriyen toprağa düşen işçiler, karşıt kutupta kar hacmini büyüten burjuvazi!



 



Neoliberal politikaların ivme kazandığı AKP’nin iktidarda bulunduğu sürede Türkiye’de “iş kazaları” yüzde 92 oranında arttı. Bu zaman zarfında işçi katliamlarında ölenlerin sayısı 14 bini buldu. 2014 yılının daha ilk 8 ayında 1270 işçi bu şekilde toprağa düştü. Her gün 10 işçi ölürken çok daha fazlası sakatlanıyor. Türkiye iş cinayetlerinde dünyada üçüncü, Avrupa’da ise birinci sırada yer alıyor. Sermayenin kar hırsı yüzünden işçiler ancak savaşlarda rastlanabilecek sayılarda ölüyorlar.



 



Ölümlere seyirci kalan sendikal bürokrasi



Tekelci burjuva devlet ve hükümeti, neoliberal politikaların gereği olarak işçi sınıfının kazanılmış haklarını teker teker tırpanladı, gaspetti. Bunu yapabilmek için ise ilk önce sendikal örgütlenmenin önünü daha da tıkadı. Taşeronluk sistemini yaygınlaştırarak bir taraftan kuralsız çalışmanın önünü açarken diğer taraftan da sendikal örgütlenmeyi zorlaştırdı. Özelleştirme saldırısıyla bu sektörlerdeki örgütlü sendikaları tasfiye etti. Uzun yıllar baraj engelini sendikaları tehdit etmekte kullandı. Zamanla bazı sendikaları direkt kontrolü altına aldı. Bugün Türk-İş’in üst bürokrasisi ve Türk Metal gibi birçok sendika AKP’nin güdümüne girmiş durumdadır. Hak-İş ise baştan beri AKP’ye yakın duran bir konfederasyondu. Geriye AKP’ye muhalefetiyle bilinen ancak bir başka burjuva partinin, yani CHP’nin kuyruğundan ayrılmayan DİSK kalıyor. İş cinayetlerinin katliam düzeyine ulaşması bile sendikalarda bir hareketliliğe yol açmadı.



 





 



Varolan sarı sendikalar sadece iş cinayetlerine değil burjuvaziden gelen hiçbir saldırıya karşı anlamlı bir mücadele örgütleyemediler. Çünkü sendikalar, sendika bürokratlarının elinde can çekişmektedir.



 



Güvencesiz güvenliksiz çalışma koşulları işçi sınıfının geleceğini karartıyor



İş kazaları ve meslek hastalıkları bugün işçi sınıfının en acil ve canalıcı sorunlarından biridir. Sınıf hareketinin genel olarak güçsüz olması burjuvaziyi daha da azgınlaştırmaktadır. İş kazaları ve taşeronlaştırma birbiriyle bağlantısı bulunan iki temel sorundur. İşçileri sigortasız, sendikasız, düşük ücretlerle yani kölelik koşullarını dayatarak çalıştıran taşeronluk sistemi kesinlikle yasaklanmalıdır. Günde 14 saate varan yorucu sürelerde çalışmak iş kazalarının en büyük sebeplerinden biridir. Düşük ücret aldığı için günde 14 saat çalışmak zorunda kalan bir işçinin iş kazası geçirmemesi yalnızca alınacak birtakım teknik önlemlerle sağlanamaz. Bu nedenle AKP Hükümeti’nin çıkardığı göstermelik yasaların ise işe yaramayacağı açıktır. Taşeronlaşmanın kaldırıldığı, iş saatlerinin düşürüldüğü ve ücretlerin yükseltildiği bir çalışma ortamı olmazsa olmazdır.



 



Diğer taraftan mevcut yasada oluşturulan “işyeri kurulları” tamamen patronun kontrolü altında olup formaliteden ibarettir. Gerçek çözüm ise İş Sağlığı ve Güvenliği kurullarının tüm işyerlerinde kurulması ve işçilerin yönetimine/denetimine verilmesinden geçmektedir.



 



Ancak örgütlü güç kazanabilir



Bu taleplerin karşılanması işçilerin örgütlülüğüne bağlıdır. Yoksa tek başına hiçbir yasal düzenleme ve talep iş kazalarını önlemeye yetmeyecektir. Birçok canalıcı sorunda olduğu gibi bu sorunda da işçilerin güvenebileceği tek şey kendi öz örgütlülükleridir.



 



İşçi sınıfı kendi kaderini ve çalışma hayatını kendisinin belirleyeceği örgütlü bir irade ortaya koymak zorundadır. Bu noktadan hareketle, sınıf bilinçli işçilere düşen görev, bu talepler uğruna bir mücadeleyi bizzat işyerlerinde örgütlemek ve sınıf hareketinin ilerletilmesinde bir kaldıraç haline getirmektir.