Yırca köylüleri tarihlerine, masallarına, öykülerine, yaşam alanlarına sahip çıkmaya devam ediyorlar
Bundan binlerce yıl önce, Deniz Tanrısı Poseidon ile Bilgelik Tanrıçası Athena arasında bir şehir üstüne anlaşmazlık yaşanır. Baş tanrı Zeus da bu anlaşmazlığı gidermek için ikisi arasında bir yarışma düzenler. İnsanlar, hangisinin verdiği hediyeyi seçerse buraya onun ismi verilecektir. Poseidon üç dişli çatalını kayaya vurur ve denizlerden 4 muhteşem at çıkarır. 'Bu atlarla dünyanın her yerine gider, ordular kurar, fetihler yaparsınız' der. Athena ise mızrağını yere saplar ve yerden bir zeytin ağacı çıkar. 'Bu ağaç yüzyıllarca yaşar, meyvesini yeşilken de siyahken de yersiniz. Meyvesinden yağ yapar, yağından ateş yakarsınız' der. İnsanlar Athena'nın hediyesini seçerler ve şehre de onun ismine istinaden 'Atina' adını verirler.
Bu efsane zeytin ağacına dair anlatılan efsanelerden sadece biridir. İnsanlık tarihinde belki hiçbir ağaç üzerine bu kadar çok mitolojik öykü, masal yazılmamış belki de hiçbir ağaç bereketle, barışla, sağlıkla, bilgelikle, akılla birlikte bu kadar çok anılmamış, insanlığın bir mirası olarak görülmemiştir.
O nedenle kesilmesi ”yasaklı” ağaçlar arasında yer almıştır zeytin ağaçları. Hatta kanunlarla koruma altına alınmıştır. 3573 sayılı zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılması hakkında kanunda şöyle der:
Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması halinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının yüzde 10'unu geçemez. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu halde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez.
Ancak kapitalist sistemde, her kanun sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenebilir ya da yok sayılarak çiğnenebilir. Buradaki “zaruret”, sermayenin yeni kaynaklara duyduğu zaruri ihtiyaçtır. O nedenle Soma'nın Yırca Köyü'nde olduğu gibi bir gecede "acele kamulaştırma kanunları" çıkarılır. Danıştay'a başvurunun sonucu bile beklenmeden parça parça talan edilen zeytinlik, sonra bir anda Kolin'e ait özel güvenlik ordusuyla basılarak 6 bin ağacıyla adeta viraneye dönüştürülür! Ve ne hikmetse beklenen Danıştay kararı da (yürütmeyi durdurma) 6 bin ağaç katledildikten hemen sonra çıkar!
6 bin zeytin ağacı görülmemiş bir özel güvenlik ordusunun, ağaçlarına sahip çıkan köylülere vahşice saldırması eşliğinde kesildi. Bu talanı gerçekleştirip edata tarihi olan zeytinliğin yerine termik santral kurmak isteyen Kolin Şirketi, Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını önceden haber almışçasına karardan hemen önce gerçekleştirdi bu vahşi talanı.
İnsanlığa düşman olanlar için doğanın da, onun insanlığa bıraktığı mirasın da hiçbir önemi yoktur. O nedenle Hasankeyf sular altında bırakılır, Fırtına Deresi yok edilmek istenir, Validebağ Korusu beton yığınına teslim edilir… Sermayenin iştahını kabartan tüm alanlar, orada yaşayan insanların itirazına rağmen; zorla, zorbalıkla talan edilir..
Tıpkı bundan iki gün önce Soma’nın Yırca Köyü’nde olduğu gibi…..
Binlerce yıl önce Athena’nın mızrağının değdiği yerden filizlenip kök salan zeytin ağaçları, Yırca’da sadece bir saatte buldozerlerin ve Kolin özel güvenlik ordusunun denetiminde kesiliverdi… Yapılmak istenen termik santral nedeniyle kesilen zeytin ağaçlarını korumak isteyen köylüler günlerdir zeytinlikte nöbet tutuyordu. Defalarca saldırıya uğramalarına rağmen nöbetten vazgeçmeyen köylüler, şimdi bu nöbetlerini başka biçimde sürdürüyorlar. Ağaçlar kesildikten ve iş bittikten sonra Danıştay’dan çıkan “durdurma kararı"yla birlikte kesilen ağaçların yerine yenilerini dikiyorlar, Kolin'in alana koyduğu dikenli telleri temizliyorlar.
Bir zeytin ağacının 20 yılda yetiştiğini belirten köylüler “Belki bizler onların büyüdüğünü göremeyebiliriz ama çocuklarımızın da aynı bizler gibi bu arazide zeytin hasadı şenlikleri yapacaklarına inanıyoruz.” diyorlar…
Tarihlerine, masallarına, öykülerine, yaşam alanlarına sahip çıkmaya devam ediyorlar.