Ülker 70. yılında

Çocukluğumuzun vazgeçilmez tekerlemesiydi "Unutma babacığım akşama Ülker getir”

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 20 Kasım 2014 (11 yıl 11 ay önce)

“Unutma babacığım akşama Ülker getir.”



 



Hep bu reklamlarla büyüdük, nasıl da hoşumuza giderdi, dilimize dolar, akşama kadar kendi aramızda bunu söylerdik. Tabii bizi cezbeden, Ülker çikolatarının tadı, görünüşü ve reklamlarıydı. Babamız işten gelirken, Ülker getirmesini gerçekten beklerdik.



 



Çocukluğumuzdan biliriz Ülker adını, biliriz de o zamanlar hiç düşünmedik kimler üretir, ne şartlarda çalışırlar, mutlular mı… hiç düşünmemiştik çocukluğumuzdaki tadı gerçekten çok güzel çikolataların nasıl üretildiğini.



 



Çocukluğumuzda hep Sabancı’lar, Koç’lar…çıkarlardı televizyon kanallarına, nasıl zengin olduklarını anlatırlardı. Her şeyi sadece kendileri yapıyormuşcasına  biz de inanırdık, hayran kalırdık. ‘İşte böyle sabırlı, tutumlu, cesaretli, kararlı olmak gerekir; bak adamlar, seyyar satıcılıktan nerelere gelmişler, bizim neyimiz eksikti ki onlardan, biz de çalışıp zengin olabiliriz’ diye düşünürdük hep. Ama büyüdükçe bu işlerin öyle çalışarak kazandığın ücretle olamayacağını anladık. Ya piyango çıkmalıydı ya da yolunu iyi bilmeliydik.



 



Büyüdük ilkokul, ortaokul, lise… işte gerçek hayatın içindeydik. Çalışma hayatına atılma zamanı çoktan başlamıştı bizler için. Lise okurken bile eve destek olmak için yazları çocuk bakıcılığı yaparak iş hayatına başlamıştık. Tutumlu olmak, sabırlı olmak, cesaretli olmak, kararlı olmak bütün bunlar bizde vardı, ama bir türlü lanet olası para arttırma, kenara koyma diye bir şey mümkün olmuyordu. Aksine her zaman açık çıkar, her ay içeri gireriz ve durmadan artan yetmezliklerle boğuşmak zorunda kalırdık.



 



Korkardık aldığımız ücretimizden üç kuruşu kendimiz için harcamaya; eğer harcarsak ya kira eksik kalır, ya kömür parası denklenemez. Anladık ki Sabancıların, Koçların anlattıkları asıl olarak fakirlikten zengin olmak değilmiş. Namusunla, hak yemeden, çalmadan, çırpmadan kocaman bir holding haline gelmenin mümkün olmadığını çalışma hayatına atıldığımızda anladık.



 



Çalışanların üzerinde nasıl bir sömürü işlettiklerini, kasalarını doldurmak için neler yapabileceklerini, o sömürü ve kölelik cenderesini nasıl boynumuza geçirip sıkılaştırmaya çalıştıklarını ancak çalışmaya başladığımızda anladık.



 



İşte o zaman “Akşama babacığım / unutma Ülker getir”in ne anlama geldiğini anladık. Neyi allayıp pullayıp sattıklarını kavradık. Binlerce işçinin sırtından milyonları kazanırken işçilerin nasıl zor çalışma koşullarına mecbur kaldıklarını, kendi çıkarları için köleliği nasıl dayattıklarını, hatta işçilerin seslerini boğmak için, patronların çıkarları için çalışacak sendikaları işçilere nasıl dayattıklarını gördük.



 





 



Bugün Ülker fabrikalarının kuruluşunun 70. yılı kutlanıyor muhtemelen Yıldız Holding’te ya da başka lüks otellerde. Diğer kan emici tekellerin AKP iktidarının hınk deyicilerinin, yandaş sendika temsilcilerinin katılımıyla… Ülker Fabrikası önünde işten atıldıkları için direniş yapan işçileri görmezden gelerek yüzsüzlükle ve pişkinlikle kutlayacaklar Ülker’in 70.yıldönümünü.



 



Ama unutmasınlar ki, bu devran böyle devam etmeyecek. Artık “AKŞAMA BABACIĞIM UNUTMA ÜLKER GETİR” yerine yeni versiyonları olan "20 Kasım bayram olsun" reklamlarını sergiliyorlar. Sormazlar mı neyin bayramı bu bayram? Kapında işçiler ne için direniyor; sen bu kadar iyisin de bu işçileri neden sokağa attın diye sormazlar mı sanıyorsun. İşte Ülker direnişçileri bütün bunları resmetmekte.



 



Bu reklamları izlerlerken Ülker Fabrikası’ndaki sömürü ve kölelik dayatması hep zihinlerde olacak. Ülker önünde onurlu bir direniş sergileyen işçiler Ülker’in gerçek yüzünü yeterince anlatıyorlar.



 



Alınteri okuru