Nasıl ki işsizler, yarı-zamanlı çalışanlar işçi sınıfının bir parçasıysa mülteciler de parçasıdır
Almanya’da işçi sınıfının haklarını savunmak için mücadele eden sendikalar bulmak zor. Diğer yandan kendi hakları için ciddi mücadeleler veren bir işçi sınıfı hareketi bulmak da zor. Mevcut sendikaların sistemi savunan bir durumda olmasının nedeni, onlara baskı yapan güçlü bir işçi sınıfı hareketinin olmamasıdır.
Son 3 yıldır sokakta ısrarlı bir mücadele yürüten devrimci mülteci hareketi, diğer toplumsal hareketleri etkilediği gibi sendikaları da tartışmanın içine sokmayı başardı. Daha önce Hamburg’daki arkadaşlar Ver-di sendikasıya çeşitli görüşmeler yapmışlardı ve mültecilerin bazılarının Ver-di sendikasına üye olması kabul edilmişti. Ancak bu üyelik sembolik bir anlam taşıyor sadece. Mültecilerin çalışma hakkı olmadığı için sendika üyeliği gerçek bir üyelik sayılmıyor. Daha sonra da Münschen’de DGB Sendikası işgal edilmiş ve buralarda sendikalar sokak hareketi ile ilgili harekete geçirilmeye çalışılmıştı.
Berlin’de DGB Sendikası’nı işgal etmemiz ve DGB’nin polis zoruyla bizi buradan attırması üzerine sendikaların tabanındaki sesler daha belirgin bir şekilde yükselmeye başladı. DGB Sendikası bize karşı bir pankart yazmıştı. Bu pankartta, “Mültecilerle dayanışmaya evet ama bizim evimizi işgale hayır!” yazıyordu. Aslında bu pankartın kendisi hiç yoruma gerek kalmayacak tarzda sendika bürokratizminin ne hale geldiğini ortaya koyuyordu. Ne demek “bizim evimiz”. Sendikalar kimsenin babasının evi değil. Sendikaların birer işçi sınıfı örgütü olması gerekir. Sendikalar politik mücadele örgütleridirler. Biz kimsenin özel evini işgal etmemiştik.
DGB işgali öncesinde de bazı taban sendilal gruplarıyla kontaklarımız vardı. Ancak DGB işgali sonrasında tüm sendikaların tabanında bir duyarlılık oluştu. Değişik sendikaların tabanındaki gruplar ve insanlar tarafından bize karşı gerçekleşen polis saldırısını onaylamadıklarını ve bizim mücadelemizi desteklediklerini beyan eden kampanyalar başladı. Her hafta bu kesimlerle görüşmelerimizi sürdürdük. Ortak eylemler ve etkinlikler organize ettik.
Son olarak İG-Metal Sendikası’nın binasında geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirdik. Sendikaların bürokratik merkezlerine karşı tabandan ortak mücadelenin önemine değinen konuşmalar yapıldı. Alman devletinin izlediği mülteci politikaları masaya yatırıldı.
Mülteciler olarak işçi sınıfının bir parçasıyız kuşkusuz. Nasıl ki işsizler, yarı-zamanlı çalışanlar da işçi sınıfının bir parçasıysa mülteciler de işçi sınıfının bir parçasıdır. Bu nedenle mültecilerin de sendika kurma ya da sendikalara üye olma haklarının olması gerekir. Başından beri dile getirdiğimiz bu görüşlerimizi tabandaki sendikacılar kabul ediyorlar. Merkezdeki bürokratik yapılara karşı mücadelenin yükseltilmesi kararlaştırıldı.
DGB Sendikası çatı rolü olan bir sendikadır. 6 milyon üyesi var. Böylesine büyük bir sendika, bize parlamento ya da senatodan bir yetikiliyle buluşma ayarlayamayacağını söyledi. “Bizim evimizi işgal edemezsiniz” deyip polis çağırmıştı. Tabanda zedelenen imajını düzeltmek istiyorlar şimdi.
DGB işgali eylemimiz amacına ulaşmış bulunuyor. 3 yıldır sokaktaki direnişe gözlerini kapatan sendikacılar böylelikle sarsılmış oldu. Şu ya da bu şekilde bu mücadeleyi tartışmak durumunda kaldılar. Diğer yandan mülteci hakereti de mücadelenin bir sınıf mücadelesi olduğu gerçeğini kavrama şansı yakalamış oldular.
SANATÇILAR KAMPANYA BAŞLATTILAR
Ohlauer Caddesi’ndeki işgal okulumuza yapılan polis operasyonu sonrasında, belediyenin bizimle yaptığı anlaşmayı çiğnemişti ve bu durum tepkilere neden oldu. Almanya’da büyük bir etkiye sahip Grips Tiyatrosu, Gorki Tiyotrosu ve diğer birçok sanat kurumlarıyla görüşmelerimiz oldu. Bu görüşmeler sonunda genişletilmiş toplantılar devam etti. Okulun boşaltılmak istenmesine karşı ortak basın konferansları gerçekleştirdik. Sanatçılar imza kampanyası başlattılar.
Bu çalışmaların sonunda geniş bir buluşma organize ettik. Sanatçılar tarafından “benim haklarım senin haklarındır” başlığıyla bir kampanya başlattık. Bu sloganın yazılı olduğu yumruklu bir sembol ürettik. Bu sembolün olduğu tişörtler yapılması, çalışma grupları oluşturarak kampanyanın devam ettirilmesi kararları alındı.
Şu anda belediyenin boşaltılma kararı olmasına rağmen, mahkemenin şimdilik okulun boşaltılmayacağı yönünde kararı var. Durum askıda kaldı. Okula dışardan kimseyi almıyorlar. Şu anda izole edilmiş bulunuyoruz. Bu izolasyonu kırmak için hazırlamış olduğumuz projelerimizi sanatçılarla birlikte hayata geçirmek istiyoruz. Tiyarto ve müzik gruplarını resmi bir statüsü olduğu için onlarla okulun içinde sanat çalışmaları yapmak istediğimize dair resmi yazılar yazılmasına karar verdik. Bakalım belediye ve senato taleplere nasıl bir yanıt verecek.
Sanatçılar ve diğer insiyatifler işgal okulunun özgürleştirilmesi için bizim yanımızda yer aldıklarını açıkça kamuoyuna duyurdular. Çalışma planlarımız hazır ancak okulda bu faaliyetleri başlatabilmemiz için yasakların kalkması gerekir.
Almanya devleti ilk operasyonda başarılı olamadı ve teşhir oldu. Toplumdan büyük bir tepki aldı. Çok övündüğü “demokratik” görünümü çizik aldı. Rejim ikinci bir çizik yemek istemiyor. Bu nedenle “barışçıl” bir tasfiye yapmak istiyor.
İçişleri Bakanlığı sözcüsü, okuldaki insanların prosedürlere aykırı davrandığını söyledi ve bu nedenle okulda yaşayanlara para ödenmemesine karar verdi. Okulda kalanları ve Oranienplatz’da kalmış olanları mülteci kamplarına geri göndermek istiyorlar ancak bunu nasıl yapacakları konusunda bir kararsızlık içindeler.

ALMANYA PARLEMENTOSU'NDAN YENİ MÜLTECİ YASASI ÇIKTI
Birkaç gün önce parlamentodan yeni bir yasa taslağı geçti. Bu yasa paketinden İçişleri Bakanlığı sözcüsü Thomas de Meizzere “madolyonun iki yüzü” diye sözetti. Bu yeni yasa paketinin ne anlama geldiğini anlatan tek bir cümle kuracak olursak eğer şöyle ifade edebiliriz: “Almanya’ya gelişler zorlaştırıldı, Almanya’dan sınırdışı edilmek kolaylaştırıldı ve hızlandırıldı”.
Son dönemlerde Almanyaya göçmen akışının aşırı arttığından söz ediyordu devlet yetkilileri. Mevcut yasaların sınıdırdışı uygulamalarının hızlı yapılması için yeterli olmadığnı söylüyorlardı.
Bu yeni yasa paketinde reform içeren bazı maddeler de var. Mülteci kamplarında yemek paketi, kupon uygulaması kaldırıldı. Eyalet dışına çıkma yasağını içeren Residenzplisch Yasası, duldung (geçici oturum izni -nba) statüsündekilerin dışındaki mülteciler için kaldırıldı. İltica başvurusundan 3 ay sonra çalışma hakkı var artık mülteciler için. Teorik olarak kısmi bir reform içeren bu maddeler bizim direnişimizin yarattığı basınç sonucunda oldu. Ancak bu maddelerin uygulanması kağıt üzerinde olduğu gibi işlemiyor her zaman. Eyalet yetkillerinin keyfi tercihine bırakıldı her şey. Kim bu maddeleri nasıl yorumlarsa öyle uygular. Almanya’da kağıtsız olarak kalmış olanlara çalışması, kendisini geçindirecek yeterli paraya sahip olması durumunda oturum hakkı alacak. Çocuğu olan yetişkinlerde bu süre 6 yıla gençlerde ise 4 yıla düşüyor.
Almanya rejimini onaylamayanlar, suç işleyenler, bir yıl ceza alanlar, terör statüsünde olanların hızla sınırdışı edilmesinin önü bu yasa paketiyle açıldı. İltica başvurusu yaparken gerçek bilgi verdiğinden şüphelenilenlerin telefonları ve e-malleri kontrol edilecek.
Kontrol kılıcı keskinleştirildi. Kontrol kılıcını elinde bulunduran herhangi bir eyalet yetkilisi bu yasa ile birlikte istediği kişiyi sınırdışı edebilir.
Bu paketteki demokratik söylemler içeren sadece burjuva sınıfıyla ilgili bölümler. Şirketler tarafından kalifiye eleman istedikleri zaman Almanya’ya getirebilir ve burada kalma hakkı kazanır. Almanya’da şirket kurmak isteyenler istediği zaman kalma hakkı kazanabilir.
Bu yasa paketi ile zenginler zaten varolan hareket alanlarını genişlettiler. Yoksullar, savaş mağdurları, diktatörlük ve işkencelere maruz kalanlar için ise hareket alanı daraltıldı ve sınırdışı edilmesi çok kolay hale getirildi.
Aslında Amerika’da da benzer tarihlerde yeni bir yasa yürürlüğe girdi. Obama, Amerika’da bulunan 5 bin kişiye oturum hakkı verdi. Orada da iyi mülteci, kötü mülteci tanımlaması yapıldı. Aynı tarihlerde sokakta siyahi insanların polis tarafından nasıl keyfi bir biçimde öldürüldüklerine tanık olduk. İnsanları kurşunlayarak ya da boğarak öldüren polisler hiçbir ceza almadı ve rejim bu cinayetleri savunan açıklamalar yaptılar.
Bu saldırı yasalarına ve uygulamalarına karşı direnişler de yükselecek elbette. Amerika’da sokaklar yine hareketlendi. Halk bu cinayet ve adaletsizliklere sessiz kalmayacağını kanıtladı.
Bizim direnişimiz de devam ediyor. Yeni yasa paketleri, yeni ırkçı ve kolonyalist uygulamalar direnişimizi durduramaz. Aslanda bize de başka bir seçenek kalmıyor. Ya hep dışarı itilerek, kotrol zulmü altında ezilerek yaşayacağız ya da bu sisteme karşı mücadele ederek yaşayacağız.
Çad’daki Deby diktörlüğüne karşı Avrupa çapında eylemler gerçekleşti. Aynı gün biz de Berlin’de bir eylem yaptık. Oranienpaltz’dan yola çıkarak Çad Konsolosluğu’na bir yürüyüş yaptık. Az sayıda destekleyici, çok sayıda mülteci vardı bu eylemde. Hava çok soğuktu ama eylemin başından sonuna kadar mülteciler devam ettiler. Deby diktatörüğü Çad’da her şeyi yasaklamış durumda. Muhalif gazetecilik yapmak yasak, aykırı fikir açıklamak yasak. Başka partilerin kurulması yasak. Her seçim döneminde Deby ailesinden biri başa geliyor. Bu rejimi kabul etmeyen çok sayıda insan kayıp durumda. Avrupa’nın neden bu diktötörlüğe karşı sessiz kaldığını sorgulayan pankartlarla yürüyüşümüzü gerçekleştirdik.
Aylardır süren Kobane’deki direnişle ilgili düzenlenen dayanışma gecesine katıldık. Bu etkinlikle ilgili afiş ve bildirileri Oranienplatz’daki bilgilendirme masasından dağıttık.
Bugün yeni yasa paketine karşı yürüyüş olacak. Konferanlarımız devam ediyor. Yine enternasyonul bir ağ oluşturuldu. Amsterdam’da yapılan yürüyüşe Oranienplatz’dan da birkaç arkadaş gittiler. Bir dahaki enternasyonal toplantı Berlin’de olacak.
Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz!
05 Aralık 2014
Turgay Ulu
Berlin