Çalışma Bakanlığı müfettişleri Soma'daki katliam ocağına "taksi parası" nedeniyle gitmeden rapor tutmuşlar!
Soma Katliamı'yla ilgili her yeni bilgi insanın tüm duygularını isyana kaldırıyor. Daha önce katliama ilişkin rapordan sensörlerin aylar önce alarm vermesine rağmen bunun denetim defterlerine kaydedilmediğini, her şey normalmiş gibi gösterildiğini öğrenmiştik. Katliam anının hemen öncesine ilişkin görüntülerse, belleğimizde silinmeyecek izler bıraktı: İşçiler yoğun bir dumanın altında halen çalışıyorlardı! Kokusunu alamasak da o dumanın aslında yoğun bir gaz anlamına geldiğini biliyorduk. Kısacası aylar öncesinden geliyorum diyen katliam konusunda hiçbir önlem alınmadığı gibi, işçiler ölümle burun buruna geldikleri koşullarda bile çalışma devam etmişlerdi!
Her şey açıktı: Üretimin aksamaması ve daha fazla daha fazlasının gerçekleşmesini merkeze koyan patronlar; denetmenler-sendikacılar ve bilumum devlet bürokrasisiyle elbirliği içinde son derece planlı bir katliam gerçekleştirmişlerdi! Bu katliam tezgahı taşeronluk, rödovans gibi sistemler üzerinden şekilleniyordu!
Şimdi öğrendiğimiz haberse madenlerde ya da tüm üretim alanlarında sözümona işçi sağlığı ve güvenliği kapsamında denetim yapan görevlilerin rolleri, tutumları ve aslında nasıl bir mekanizmanın parçası oldukları konusunda sarsıcı bir bilgiye dönüşüyor.
Katliamla ilgili kurulan ve çalışmalarını tamamlayan Meclis Araştırma Komisyonu'nun hazırladığı rapora 200 sayfalık muhalefet şerhiyle ek yapan CHP'li üyelerden Namık Havutça’nın anlattığı bir "ayrıntı" insanın kanını donduracak cinsten.
“Taksi parası yok”
CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, TBMM Soma Araştırma Komisyonu’nda Çalışma Bakanlığı müfettişlerini dinlerken ortaya çıkan bu "ayrıntıyı" Taraf’a şöyle anlattı:
Soma’da facianın yaşandığı madene iki kez gittim. Komisyona gelen Bakanlık Başmüfettişi’ne ‘Ben iki kez gördüm, bu madene olumlu rapor nasıl verilir? Sizin müfettişler nasıl bu kadar eksik varken her şey yolunda raporu verebilir’ diye sordum. Verdiği yanıtla şoka girdim. ‘Müfettişlerin denetim giderleri yetersiz. Harcırah sıkıntısı var. Soma’da merkezden madene taksi ile gitmek masraflı oluyor. Müfettişler taksi parasını cebinden vermek zorunda kalıyorlar’ yanıtı verdi. Bu yanıtı duyunca çok şaşırdım ‘Ne yani madene inmeden mi bu raporu verdiniz’ dedim. 301 insan yaşamını yitirmiş taksi parası istiyorlar. Bu, tartışma konusu yapılamaz. ‘Madene inmeden patron aracı ile yemek yemeye gidiliyor ama. 301 insan öldü, taksi parasından yakınmak ayıptır yahu’ yanıtını verdim.
Bunlar patronun parasını ödediği ve her açıdan denetlediği iş güvenliği uzmanları değil, adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denilen bir kurumun müfettişleri! Hal böyle olunca iş cinayetlerinin engellenmesi için devlet-patronlar ve sarı sendikalar üçgeninde dönen bir mekanizmanın en başta hükümsüz olduğu da bir kez daha açığa çıkmış oluyor. Bu sistemde aslında işçi denetimi dışında hiçbir mekanizmanın işleyemeyeceği...
O müfettişlerin bakanlığın bilgisi dışında hareket etmedikleri açık. "Taksi paramız yoktu" gibi özrü kabahatinden büyük bir gerekçenin olamayacağı da... Sadece böyle bir savunma bile cinayetin o geniş failler listesinin kafamızda bir kez daha pekişmesi dışında bir anlamı yok.
Bu gerçekler pekçok gerçeği en yakıcı biçimiyle hatırlatıyor, gösteriyor... Olup bitenlerin kolektif işçi denetimini zorunlu kıldığını...