Suruç'ta zafer türküleri

Orada geçirdiğimiz günler bu yolculuğumun Kobanê’yle devam edeceğini gösteriyor

AGÎRE JÎYAN
Cumartesi, 3 Ocak 2015 (11 yıl 7 ay önce)

İki kez gittim Kürdistan topraklarına, ikisinde de Suruç’a. Her gidişimde daha önceleri bu toprakları görmeyişimin pişmanlığını yaşadım.



 



İlk gidişimde savaşın en şiddetli dönemlerini sınırın bu yakasında yaşamış ve bizzat tanık olmuştum. IŞİD’in şehir merkezine kadar ilerlediği, Kobanê’de şehir savaşının başladığı günleri sınır köylerinde geçirmiştim. Top sesleriyle uyandığımız o günlerde, zafer türküleriyle uyanacağımız günlerin bizi beklediğini biliyorduk. Öyle de oldu.



 



İkinci gidişim Avrupa’da yaşayan yoldaşlarla beraber oldu. Hem Kobanê için başlattıkları yardım kampanyasında topladıkları parayı Suruç’taki koordinasyon ekibine teslim etmek hem de Suruç’ta yardımın gerektiği alanlarda çalışmak için hep beraber yola koyulduk.



 



Suruç’a gidiş gelişin çok fazla olduğu dönemlerde araçları kontrol eden devletin bu korkusunu havaalanlarında da sürdürdüğünü Antep’te öğrendik. Antep’e iner inmez bizleri karşılayan polisler, kimlik kontrolü yaparak devletin bu sınır nöbetlerinden rahatsız olduğunu tekrar gösterdi. Antep’ten yaklaşık iki buçuk saat sonra vardığımız Suruç ilçe merkezinde, yardım paralarını teslim etmek için Amara Kültür Merkezi’ndeki Bilgi İşlem bölümüne ulaştık. Oradaki ekibin yaptığı bilgilendirme doğrultusunda çıkarılan ihtiyaçlar listesini paramızın yettiği ölçüde karşılamaya çalıştık.



 



Bilgi İşlem Bölümü’ne gittiğimizde, ertesi gün yapılacak dağıtım için bir çok eksik olduğunu ve bu durumu “Hızır gibi yetiştiniz!” diyerek belirtmişlerdi. O an acil bir ihtiyaca cevap verebileceğimiz için oldukça mutlu olmuştuk. Fakat daha sonraki günlerde ihtiyaçların sürekli bir “aciliyet” taşıdığını öğrenmiş olduk. Çünkü gerek Suruç’ta yaşayan halk gerekse Kobanê’den Suruç’a gelmiş olan insanların sayısı oldukça fazla ve gelen yardımlar yetersiz kalmış durumda. Bundan kaynaklı sürekli bir şeyler eksik çıkıyor ve sürekli bir ihtiyaç doğuyor.



 





 



Bilgi İşlem’in bize çıkardığı eksik listesini Suruç’tan temin ettikten sonra aldıklarımızı orada çalışan ekiple beraber, daha önceleri düğün salonu olan fakat savaşın başladığı günden bu yana depo olarak kullanılan “Avesta Düğün Salonu”na ulaştırdık. Avesta Düğün Salonu, Suruç’ta yardımların geldiği ve yardımların dağıtıma hazır hale getirildiği, yaklaşık 15-20 kişinin çalıştığı bir depo.



 



“Enternasyonal” bir kadronun çalıştığı bu depoda, dünyanın her yerinden yardıma gelen insanı görmek mümkün. Genellikle Suruç ve Kobanê dışından gelmiş insanların çalıştığı Avesta’da ayda bir yapılan dağıtımlar için gece gündüz çalışılıyor. Avesta’da sürekli çalışıyor ve kimi zamanda marşlar, türküler söylenerek halaylar çekiliyordu. Biz de gündüzleri bu depoda çalışıyor, geceleri ise sınır nöbetinin devam ettiği tek köy olan Mehser Köyü’nde kalıyorduk.



 



Mehser Köyü bugünlerde Suruç’a geliş gidişlerin azalmasıyla sınır nöbetine ev sahipliği yapan tek köy. Yaklaşık 100-150 kişinin kaldığı köyde Avesta’da olduğu gibi dünyanın her yerinden insanlar, soğuğa rağmen direniş ve zafer üzerine sohbet ediyor, türkülerle coşkularını tazeleyerek halaylar çekiyor. Köyde kalanlar genellikle bizim yaptığımız gibi gündüzleri depolarda çalışıp geceleri köyde kalıyorlar.



 





 



Mehser köyünde kaldığımız ikinci gecede, Şengal zaferi için Mehser’den Miseynter Köyü’ne yapılan meşaleli yürüyüşe katıldık. Miseynter Köyü’ne girişimizde havai fişeklerle karşılanışımız oldukça görkemliydi. Köye ulaştığımızda ortalama 7-8 yaşındaki beş çocuğun koro şeklinde söyledikleri Rojava Marşı sanırım benim gibi herkesi etkiledi. Yürüyüşün bittiği sırada da Kobanê’den gelen selamlama atışları köydeki herkeste büyük bir coşku ve heyecan yarattı. Çünkü zafer selamıydı onlar...



 



Eğer bir kez daha Suruç’a gidersem... Orada geçirdiğimiz günler bu yolculuğumun Kobanê’yle devam edeceğini gösteriyor. Çünkü artık Kobanê’de zafer türküleri söyleniyor. Şehrin yeniden inşaa edildiği sürecin de pratik anlamda örücüsü olmak beni hem mutlu hem de halkların direnişine ortak eder.



 



Alınteri okuru