Dayanışmanın parçası olmak...

Heyecanımız oradaki dayanışmanın bir parçası olabilmekti. Direnişin şahidi olmak, yaşadıkları acıları paylaşabilmekti

AGÎRE JÎYAN
Pazar, 4 Ocak 2015 (11 yıl 7 ay önce)

Biz Avrupalı gençlerin Kobanê için yürüttüğü dayanışma kampanyasını diğer kampanyalardan ayıran, elde edilen geliri bir heyet şeklinde yerine teslim edip aynı zamanda insani ve manevi anlamda onların yanında olma düşüncesiydi. Kampanyayı bitirdikten birkaç gün sonra hem kampanya çalışmasını değerlendirmek hem de kesin olarak kaç kişinin heyete dahil olacağını belirlemek için toplandık. Başta ‘toplu bir şekilde gideceğiz’ demiştik ama sonra sayımız düştü. Kimisi maddi sıkıntılardan dolayı, kimisi işyerinden izin alamadığı için, kimisi de yurtdışının alışılagelen yaşamın dışına çıkamadığı için gelemedi...



 



Benim heyete dahil olmam o akşamki toplantıda bir yoldaşımızın yaptığı teşvik edici konuşmadan sonra kesinleşti. Ailemin yurtsever olmasına rağmen annem beni aktif çalışmalardan olabildiğince uzak tutmaya calışıyor bunu da her fırsatta bunu söylemekten hiç çekinmiyordu. Kobanê’ye gidersem ailemin haberi olmamalıydı. Bunu da ancak “Üniversiteden arkadaşlarla Hamburg’a gezmeye gidiyoruz” diyerek halledebilirdim. Biletim hemen ertesi gün ayarlandı, ertesi gün yola çıkılacaktı. İstanbul’dan ve Avusturya’dan katılacak diğer yoldaşlarla buluşup Antep’e doğru yol aldık.



 



Antep’e indiğimizde tam havaalanı çıkış kapısında sadece biz durdurulup kimlik kontrolünden geçirildik. “Buralı olmadığınız çok belli. Bir de aileler birçok ihbarlarda bulunuyorlar diğer taraflara geçenler oluyor diye”... Açıklama buydu. Bir de bana benzeyen biri aranıyormuş sözde bu yüzden durdurulmuşuz. Aynı şekilde havaalanı önünde servisleri beklerken sivil polisler tarafından da ablukaya alındık. Sürekli telsizlerle bilgi alışverişi yapılıyordu.



 





 



Suruç servisine binmeden önce heyecanımız doruktaydı. Bize ikram edilen çayı bile doğru dürüst içemedik. Bir an önce yola koyulmak istiyorduk. Yaşadığımız heyecanın doğru yorumlanması hepimiz adına çok önemli. Biz Avrupa’da büyüyüp orada yaşadığımız için Kobanê’de olanlar bize bir macera gibi geliyordu. Gelişmelerden haberdar olsak da, olaylar bizim çok uzağımızda gelişiyordu. Bizde oluşan heyecan sınırda atılan bombaların, sıkılan mermilerin ve yanan evlerin heyecanı değildi. Bizim heyecanımız oradaki dayanışmanın bir parçası olabilmekti. Oradaki direnişin şahidi olmak, yaşadıkları acıları paylaşabilmekti. Kampanyamızla aynı zamanda maddi açıdan yardımcı olabilmek ve bir işin ucundan tutabilmekti.



 



Suruç girişinde Kobanê’den gelen göçmenleri yerleştirdikleri sağlı sollu çadır kentler vardı ve hemen çadırların yanında askerlere ait çadırlar bulunuyordu. Çocuklar çöpleri yakıp etrafında ısınmaya çalışıyorlardı. Bu tablo beni göreceklerime bir nevi hazırlamıştı.



 



Zaman kaybetmeden bir an önce Suruç Kültür Merkezi’ne gittik. Aysel Tuğluk eşliğinde yaptığımız toplantıda o anki ihtiyaç listesini aldık. Koordinasyonun da yardımıyla, kampanya sayesinde topladığımız 14 bin lirayla toptancılara yöneldik. Alınan temel gıdalar, ayda bir yapılan dağıtım için yardım paketleri haline getirilen depoya gönderildi. Gıdaları aldığımız toptancıların sevinci, onların yanında olduğumuzu hissetmeleri bizim mutluluğumuza mutluluk kattı.



 





 



Depoya gidip çalışmaya başladığımızda 5 yaşındaki çocuktan tutun 40-50 yaşlarında insanların bile harıl harıl çalıştıklarını gördük. Birçok ulustan ve ülkeden gelenlerin varlığı, oradaki dayanışmayı benimsediklerini görmem Avrupa’da sorun olarak gördüğüm, engel diye gördüğüm birçok şeyi sorgulamama neden oldu.





Güney Kore’den gelen arkadaşların, Avrupa’dan gelen 17 yaşındaki gencin “Tatilim vardı orada burada zırvalayacağıma bir işe yarayıp halkımın yanında olmak istedim” diyerek oraya gelmesi, “Aslında ben Kobane’ye gitmek çok istiyorum da…” diye mazeret arayanları aklıma getirmedi değil.



 



Mehser Köyü’nde bir aile bizi evinde misafir etti geceyi İsviçre’den gelen 5 arkadaşla geçirdik. Gece yakılan ateşin etrafında Kobanê ile ilgili değerlendirmeler ve IŞİD’e lanet söylemleri geçiyordu. Hemen karşımızda Kobanê bombalar altında bütün çıplaklığıyla görülüyor, Kobanê üzerinde uçan ve IŞİD’i bombalayan koalisyon uçaklarının sesi duyuluyordu. Oradaki halk kendi alanında bir nevi uzmanlaşmıştı. Atılan her bomba sıkılan her merminin kimin tarafından olduğu onlar tarafından kolayca ayırdedilebiliyordu.



 



Sabahın ilk ışıklarında halk sürekli sınırda Bıkmadan usanmadan nöbet halindeydi. Her sabah insan zincirleri oluşturuluyor saygı duruşuna geçilip sloganlarla Kobanê selamlanıyordu. Akşam saatlerinde Kobanê’de YPG tarafından kutlama ateşini görmek zafere bir adım daha yaklaşmanın tanığı olmak her şeye bedeldi.



 





 



Meşale yürüyüşü düzenlenip Mehser Köyü’nden 2 kilometre uzağımızda olan köye slogan ata ata yürümenin coşkusu ve akabinde YPG’liler tarafından duyulup görülmemiz ve bize izci ateşleriyle karşılık vermeleri muhteşem bir coşkuya sebep oldu. Kobanê’den gelenlerin, “Biz evimizi, malımızı, mülkümüzü istemiyoruz onlardan. Biz sadece topraklarımızı istiyoruz” demeleri beni derinden etkiledi.



 



Döneceğimiz gün yeni kurulan bir çadırkente yardıma gittiğimizde arabalarla Kobanê’den gelenler arasında olan bir kadın “Kobanê cu” (Kobanê düştü) dediğinde içinde bulunduğu çaresizliği ve duygusal çöküntüyü gözlerinde ve sesinde hissettim. Kobanê düşmeyecekti, halkların bu dayanışması, birliği ve kenetlenmeleri buna izin vermeyecekti.



 



Kampanyamızı ikinci kez devam ettirme ve Kobanê’ye toplu bir şekilde tekrar gitme kararını hep birlikte aldık. Kararımız, halklarla duygu paylaşımının ve dayanışmanın bir parçası olmanın doğurduğu en doğal sonuçtu.



 



Avrupa’dan Alınteri okuru