Tersane işçilerinin akın akın eyleme katılmaları karşısında polis ordusu geriye çekilerek izlemeye koyuldu
Akşam geç saatlerde son ayrıntıları da konuştuktan sonra görev paylaşımı yaparak ayrıldık. Diğer yoldaş kalabalık bir bekar evinde kalacaktı döviz vb. hazırlayarak sabahki buluşma noktasına işçilerle beraber geleceklerdi. Ben ise tersane işçisi bir işçi arkadaşın evinde kalacak buluşma noktasına oradan gelecektim. Buluşma noktamız ise çay ocaklarının bulunduğu ve tersane işçilerinin sabah işe akın akın gittiği İçmeler Tren İstasyonu’ydu.
Hepimiz çok heyecanlıydık. Gecenin geç saatlerinde işçi arkadaşla eve doğru giderken yoldaşla eksik bıraktığımız ve olmazsa olmazlardan olan pankartı kararlaştırmayı unuttuğumuzu fark ettim. Hızla bez ve boya alarak gittiğimiz işçinin evinde ailesiyle birlikte pankartı hazırlamaya başladık. Gece gözümüze uyku girmemişti, sabaha kadar çay sigara içerek yarınki olası durumu konuşup kendi aramızda değerlendirmeler yapıyorduk. Oldukça yoğun 4-5 gün geçirmiştik. Hele son gün tam anlamıyla işçilere uğramaktan, son ayrıntıları halletmekten canımız çıkmıştı...
Her şey hazırdı ve günün aydınlanmasını bekliyorduk. İşlerin nasıl gittiğini öğrenmek için yoldaşa telefon üzerine telefon açarak bir aksilik olup olmadığını soruyordum. Her şey yolundaydı; oldukça kalabalık bir işçi topluluğuyla döviz vb. materyalleri hazırlamış bekliyorlardı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte işçi arkadaşla pankartımızı alarak evden ayrılıp buluşma noktasına ilerlemeye koyulduk. Kalbimiz resmen küt küt atıyor verinden fırlayacakmış hissi veriyordu. Türkiye kamuoyunun gözünün kulağının bu sabah tersanede yaşanacak eylemde olduğunu biliyorduk.
Buluşma noktasına vardığımızda TİB-DER’li arkadaşların da aynı noktada toplandıklarını gördük. Selamlaştık... Tersane İşçi Kurulu’ndan arkadaşlar da gelmeye başlamışlardı. Bu arada tren istasyonu gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bir taraftan TİB-DER’li arkadaşlar diğer taraftan biz işçilere ajitasyonlar çekerek onları eyleme çağırıyorduk. İşçiler akın akın toplanıyorlardı. Daha önceleri sesleri çıkmayan, biz eylem yaparken kafalarını eğerek önümüzden geçen işçiler sanki anlaşmışlarcasına çağrılarımıza kulak vererek toplanıyorlardı. Olağanüstü bir şeydi bu.
İşçiler öfkeden resmen çıldırmış gibiydiler. Sloganlara katılıyor, hatta katılmakla kalmayarak öfkelerini dile getiren sözcükleri gırtlakları yırtılırcasına haykırıyorlardı. TİB-DER’li bir arkadaş yanımıza gelerek polisin, farklı bir noktada toplanarak tersaneler bölgesine hareket eden Limter-İş Sendikası’na saldırdığını ve 50-60 kişiyi darp ederek gözaltına aldığını söyledi. Olayın duyulmasıyla birlikte kitle artık yerinde duramaz hale geldi. Polisin saldırması ve gözaltılara başlaması işçileri daha da öfkelendirmişti. Hızla yürüyüşü başlatma kararı alındı ve öfkeli kitle tersanelere doğru sloganlar atarak yürümeye başladı.
Yürüyüşte yaklaşık bin-bin 500 işçi vardı. Saldırı haberinin gelmesiyle birlikte daha kalabalık sayılara ulaşmak için bekleme fırsatı kalmamıştı, hızlı hareket edilmeliydi. Yürüyüşe başladık. Kitle evlerin ve küçük sanayi atölyelerinin olduğu güzergahtan öfkeli sloganlarla yürürken herkes evlerinin camlarından ve balkonlardan alkışlarla bizleri selamlıyorlardı. Öfke tam anlamıyla doruklardaydı. Tersanelere giden ana yola varmak üzereydik ki yüzlerce çevik kuvvet çıkışı kapatarak saldırı pozisyonu aldı. Çevik kuvvet ordusuyla göğüs göğüseydik artık.
Polis kitleyi ana yola çıkarmamaya çalışıyordu. Çünkü kararlı olan kitlenin ana yolu kesmesi demek, tersanelere giden tek gidiş yolunun kapatılması ve on binlerce işçinin eyleme katılması demekti. Polis ordusunun arkasında binlerce işçinin işe gitmeyerek kararsız bir şekilde bizi izlediğini görebiliyorduk. Yolu ne pahasına olursa olsun açmalıydık yoksa eylem tam bir fiyasko olacaktı. Bu sırada diğer yoldaş ve işçi arkadaşlar da geldiler. Polis barikatın bir tarafını bilinçli bir şekilde açtı ve korkuya kapılan bir kısım işçi o aralıktan çıkmaya başladı. Polis bilinçli bir taktik uyguluyordu; bekleterek insanları geriyor ve sayıyı azaltmaya çalışıyordu. Biz bu durumu fark ettik ve iri yarı 3-4 Tersane İşçi Kurulu aktivistini o aralığa yerleştirerek orayı kapattık, arkadaşlara da “buradan kimse bırakılmayacak, geçmek isteyenin ağzını yüzünü dağıtın” diye tüm işçilerin duyacağı şekilde yüksek sesle bağırdık. Çıkışlar engellendikten sonra sloganlar atarak polis barikatına yüklendik. Polis daha fazla dayanamayacağını ve kitleye saldırmanın kitleyi daha fazla öfkelendireceğini düşünerek barikatı açtı ve tüm kitle bir sel gibi ana yola akın ederek yolu trafiğe kapattı. Binlerce işçinin polis barikatını aşarak ulaşmak istediği yere ulaşması muazzam bir şeydi. Yolun trafiğe kapanmasıyla birlikte kitlenin sayısı hızla artıyordu.

Çevik kuvvet ordusunun geri çekilmek zorunda kalmasının ardından tersanelere tek ulaşım yolu trafiğe kapatılmıştı artık. Etrafta yüzlerce, binlerce işçi, yolu trafiğe kapatan eylemci kitleye kararsızca bakıyordu. İşe gitmek gibi bir niyetleri yoktu, eyleme katılıp katılmama arasında ince bir çizgide bekleşiyorlardı.
Bu arada Limter-İş Sendikası yöneticileri hala gözaltında bekletiliyorlardı. Kısa bir süre sonra Limter-İş’ten gözaltına alınmayan bir kısım yönetici ve işçi arkadaşın İçmeler Köprüsü’nden yolu keserek bize doğru sloganlarla yürüdüklerini gördük. Gelenlerle birlikte alanda bir düzen ve plan çıkarmak için eylem komitesi kurulması önerisi geldi.
Eylem komitesi Limter-İş Sendikası, Tersane İşçi Kurulu, TİB-DER ve bölgede çalışma yürüten Baret Dergisi temsilcilerinden oluşacaktı. Komite hızla oluşturuldu ve ilk talep de, gözaltına alınan Limter-İş yöneticilerinin ve işçi arkadaşların derhal serbest bırakılmalarıydı. Diğer yoldaş komitede yer alacak, ben de Tersane İşçi Kurulu pankartının ardındaki yüzlerce işçiyi ve bir bütün olarak alanı kontrol etmeye çalışacaktım. Elimizde iki pankart vardı akşamdan hazırladığımız... Pankartlarımızın arkasındaki yüzlerce işçi, ucundan tutmak için adeta birbirleriyle tartışıyorlardı. Etrafta kararsız bir şekilde bekleşen işçilerin katılımı her geçen dakika artıyordu. Fakat yüzlerce işçi, katılıp katılmama konusunda hala kararsızlık içindeydiler.
Yolun karşısında bekleyen işçilere doğru yönelip avazım çıktığı kadar yüksek sesle “Arkadaşlar, daha ne bekliyorsunuz, bunlar bizi köle gibi, hayvanlar gibi çalıştırıyorlar; her gün arkadaşlarımız öldürülüyor bu cehennemde, insan olan herkes eyleme katılmalı, biz insanız çalışan hayvan değiliz” sözleri ağzımdan çıktığında gerçek anlamda kendimi kaybetmiş bir şekilde bağırıp çağırıyordum. İşçiler, “tamam kardeş katılıyoruz sen sakin ol, biz buraya eyleme katılmak için geldik zaten” diyerek akın akın eyleme katılmaya başlamışlardı. İyice coşuyor ve karşı tarafta bulunan tersaneye yöneliyorum. İçerde çalışan işçileri görüyorum ve onlara da aynı şekilde sesleniyorum, işçiler bana bir süre baktıktan sonra tersaneden çıkarak eyleme katılıyorlar. Tabii bende ne ses kalmıştı ne de ayakta duracak derman... Öyle kendimi kaybederek yırtınırcasına bağırmıştım ki tüm enerji adeta bitip gitmişti.

Tersane işçilerinin akın akın eyleme katılmaları karşısında polis ordusu iyice geriye çekilerek oradan izlemeye koyuldu. Yüzlerce çevik kuvvet, sivil polisler, panzerler ve maskeli özel hareket timleri sadece izlemekle yetiniyorlardı. Tersane işçilerinde muazzam bir öfke patlaması yaşanıyordu. Sloganlar gırtlakları patlatırcasına atılıyordu, yumruklar havada tek bir vücut gibiydi. Sanki birileri bu zamana kadar çığlık atmamaları için ağızlarını kapamıştı ve şimdi kapanan o ağız birdenbire açılıvermişti.
Yaklaşık 3-4 saatin ardından gözaltındaki Limter-İş yöneticilerinden telefon geliyor bırakıldıklarını, eylem alanına doğru hareket ettiklerini söylüyorlar. Kısa bir aradan sonra da gözaltına alınanlar eylem alanına ulaşıyor. Limter-İş yöneticilerinin tam kadro eylem alanına gelmesiyle birlikte eylem alanında dar grupçu yaklaşımlar hızla hortluyor. Limter-İş yöneticileri kurulan kürsüden kısa kısa konuşmalar yapıyorlar. Eylemin en kritik anlarında yükü omuzlayan TİB-DER’li arkadaşlara ve Tersane İşçi Kurulu temsilcilerine kürsüden söz hakkı verilmemekle kalınmıyor, TİB-DER ve Tersane İşçi Kurulu imzalı pankartların ve dövizlerin derhal toplamaları söylenerek dar grupçuluğun daniskası sergileniyor. Fakat ne Tersane İşçi Kurulu ne de TİB-DER, Limter-İş yöneticilerine pabuç bırakmayarak hiçbir pankart ve dövizin toplanmayacağını net bir dille açıklıyorlar. Limter-İş yöneticileriyle olan gerilim zaman zaman keskinleşmesine rağmen, Limter-İş yöneticileri pankartları indirme yönünde hiçbir şey yapamıyorlardı. Çünkü hem Tersane İşçi Kurulu hem de TİB-DER pankartının arkasında pankartları sahiplenen yüzlerce işçinin buna asla izin vermeyeceklerini biliyorlar.
[Sürecek]