Üniversiteli kimliği katkı payı ve katlamalı harç uygulamasıyla kapsamlı bir saldırı altında
Burjuva hükümetin 2012 yılında çeşitli siyasal hesaplarla kısmen kaldırıp yerine yeni soygun biçimleri koyduğu harçlar “katkı payı” adı altında geri geliyor.
Yeni düzenlemede daha önce gündeme getirilip öğrencilerin tepkisi üzerine geri çekilen “katkı payı” soygununun yanısıra öğrencinin okul uzatmasını yüksek rakamlarla cezalandıran maddeler de var.
Okul uzatmayı ve aynı dersi birkaç yıl üst üste almayı katlamalı rakamlarla cezalandıran bu uygulamayla her şeyden önce son yıllarda büyük oranda aşınsa da şu ya da bu şekilde korunan üniversite ve üniversiteli kimliğinin radikal bir tarzda tasfiye edilmek istendiği açık.
Tayyip Erdoğan’ın defalarca dile getirdiği tehditlerin hedefi de buydu. Rejim bunun üzerinden gençlik hareketini ipotek altına almak, katı bir otokontrol sistemiyle etkisizleştirmek istiyor. Üniversitelinin sorgulama ve tutum alma reflekslerini budamayı amaçlayan son düzenlemelerle eğitimin bütünüyle ticarileştirilmesinde de büyük bir adım atılmış olacak.
Eğitim maliyetlerini karşılamak için çalışarak okumak zorunda kalan öğrencilerin dayatıldığı biçimiyle okulu tam zamanında bitirmelerinin neredeyse imkansıza yakın olduğu aşikar. Toplumsal sorunlara refleks tavır gösteren hemen her öğrencinin disiplin ve soruşturmalarla okulu uzattıkları da bilinen bir gerçek. Bu gerçeklerden bakıldığında aslında öğrenciye dayatılan kimlik kadar, sadece parası olanın okuyabileceği de fiilen hatırlatılmış oluyor. Öyle ya, saatlerde çalışarak okumak zorunda kalan işçi ve emekçi çocuklarının bir öğrenci tanımıyla “inek gibi” ders çalışması mümkün olabilir mi?
Baharda “katkı payı”yla birlikte (bu bazı üniversitelerde zaten uygulanıyordu şimdi hepsinde kural haline getirilecek) uygulamaya konulacak ‘Katlamalı Harç Sistemi’ şu şekilde somutlanıyor:
Uygulamaya göre üniversiteyi zamanında bitiremeyen öğrenciler sadece her fakülteye göre değişen katkı payı ödemekle kalmıyorlar, aynı zamanda veremedikleri her ders için de krediler üzerinden hesaplanmış yüzde 50 cezalı bir ücret ödüyorlar.
Bir öğrenci, fakültesi tarafından belirlenen katkı payının yanında, bir de veremediği derslerin ayrı ayrı kredi ücretlerinin bir buçuk katını ödemek zorunda kalıyor.
Rakamları 1000 TL’yi geçecek!
Diken. com.tr’den Nur Banu Kocaaslan uygulamayı şu rakamlarla somutluyor:
Bir mühendislik fakültesinde belirlenmiş katkı payı ücreti 193 TL olduğunda bir kredinin ‘fiyatı’ da ortalama 6.45 TL’ye denk düşüyor. Okulu uzattığı için katkı payı ücreti ödemek zorunda kalan öğrenci, bir de örneğin beş kredilik ders başına yaklaşık 49 TL ödemek zorunda kalacak.
Hesaplama şu şekilde:
(Katkı payı ücreti + ders kredi ücreti * kredi sayısı * 150/100)
Bu hesaplamayla öğrencilerin ödeyeceği tutarlar düşük gibi görünse de, alttan alınan ders sayısı ne kadar çoksa ‘eğitimin maliyeti’ de o kadar artıyor. Örneğin bir dönemde 30 kredi alan bir öğrenci 500 TL’ye varan bir ücret ödemek zorunda.
İkinci öğretim öğrencileri için astronomik rakamlar!
Üstelik ikinci öğretim öğrencileri için durum çok daha karamsar; çünkü bu eğitim türünde ‘kredi maliyetleri’ çok daha yüksek. Öğrencilerin birçoğu sadece tek dönem için 1000 TL’den daha fazla maliyetle karşı karşıya.
Birinci öğretimde okulu uzatanların yanında uzatmasalar dahi ikinci öğretim, açıköğretim, uzaktan eğitim, yüksek lisans ve doktora öğrencileri, yabancı öğrenciler sistemin mağdur ettiği kesim olacak. Mühendislik, tıp, güzel sanatlar fakülteleriyse ders ücretlerinin en yüksek olduğu fakültelerden…
Uygulama yeni YÖK yasasıyla gündeme gelmişti. Yasada tanımlanan hali çok da ağır bir cezalandırmayı içeriyordu. Şimdi yürürlüğe konulacak biçim, yasadaki o maddelerin gençliğin tepkisi üzerine biraz daha esnetilmiş hali.
Üniversiteyi kışlaya ve fabrikaya dönüştüren burjuvazi ve devleti, öğrenciyi de her şeye boyun eğen iradesiz kullara dönüştürmek istiyor. Yüksek katkı payları ve cezalarıyla üniversite ticarethaneye dönüştürülürken, işçi ve emekçi çocuklarına “ya istediğimiz gibi okur hızla ucuz işgücü piyasasının bir parçası olursun ya da paran yoksa üniversiteyi düşünmeyip hızla işçileşirsin” deniliyor. Her iki durumda da dayatılan aynı kapıya çıkıyor.
Gençlik hareketinin önünde şimdi ekonomik/politik/kültürel/ideolojik kapsamı olan ve aslında geleceğine baştan ipotek koyan bir hedef duruyor. Bu kapsamlı saldırı kitlesel bir gençlik hareketinin örgütlenme dinamiklerinden biri olmaya aday. Bu işin o kadar kolay olmadığını göstermek için hızla tutum almaksa şart!