Sınıf, burjuvazinin dayattığı vahşi sömürü koşullarında eskimiş, işlevsizleşmiş bu sendikal düzeni parçalamalıdır
Metal grevi son dönemlerde işçi sınıfı içinde yaygınlaşan örgütlenme eğilimiyle artık kabuk olmaktan bile çıkmış sendikal çürümeyi aşma arayışlarının iç içe geçtiği, belirli bir istikrar kazanmaya başladığı bu eşikte, tarihsel bir sıçrama dinamiğine dönüşme olasılığına dönüştü.
Burjuvazinin çekirdek örgütü MESS ve siyasal temsilcileri açısında da bu bir eşiktir. Kar oranları düşmese de, giderek kızışan uluslararası rekabet ve etkileri hissedilen yeni bir kriz dalgası koşullarında ayakta kalabilmeleri için onu misliyle arttırmaları gerekiyor. Emek sömürüsünü dibine kadar derinleştirmeleri… Bu sözleşme dönemini belirleyen ve sözleşme düzenin radikal bir dönüşüme uğratmayı ve aslında anlamsızlaştırmayı dayattıran da bu gerçektir. Yıllardır aldıkları yolu güçlü bir hamleyle tamamlama çabasının ifadesidir.
Bu koşullarda yaşanan metal sözleşmeleri, her iki sınıf açısından da öncekilerle kıyaslanmayacak bir anlam kazandı. Grevin başarısı, alabildiğine örgütsüzleştirilip paramparça edilmiş işçi sınıfı açısından, içinden çıkamadığı bu hali aşmakta ciddi bir özgüven kaynağı olacaktı. Grevin kırılması, burjuvazi açısından hem sınıftaki bu eğilime güçlü bir darbe vurmak, hem de sermaye birikimini vahşi biçimde büyütmek için atacağı dev adımların zeminini oluşturacaktı. Metal gibi kritik bir sektörün işçileri tüm örgütsüzlüklerine rağmen MESS patronlarının aslında kendilerini daha vahşi kölelik biçimlerine mahkum etmeyi dayattıklarını bilerek GREV dediler.
Grevin engellenmesi için sandık konulan fabrikaların hepsinde ezici bir çoğunluğun EVET demesiyle bu iradenin altı bir kez daha çizildi. Bu güç karşısında 6 fabrikanın patronu MESS’ten istifa etmek zorunda kaldı, MESS içerden çözüldü. Grevin ilk günü olan 29 Ocak’taysa bu, havanın işçiden yana döneceği duygusu ve güveni yaratacak bir somutluk kazandı.
Daha önceki toplusözleşme dönemlerinde sergilediği pratiklerle güven vermeyen Birleşik Metal İş Sendikası bu somut kararlılık karşısında istemese bile grev demek zorunda kaldı. TİS görüşmeleri döneminde oldukça alçak bir profil izleyen ve bunu da işçiyi yormama gibi bir gerekçeye dayandıran BMİS, MESS’i bile çözen bu irade karşısında grev kararı alırken yasaklanma olasılığını da bizzat kendisi dillendirdi. Hem de esip gürleyerek!.. Bu sefer bahane edeceği bir Türk Metal de yoktu. Keza o manevra yapmaya elverişli bir satışa değil, bizzat sözleşmenin mantığını yok eden bir düzene imza atmıştı. Bu açıdan da BMİS’in tüm esip gürlemelerine rağmen bu seferki manevrasını grev yasağı üzerinden kuracağı güçlü bir olasılıktı. Kristal-İş’in açtığı yol tüm tepkilere rağmen yürünmüştü ne de olsa! BMİS de bu yolu izleyeceğini daha yasak kararı alınır alınmaz eveleme moduna geçerek açıkça hissettirdi. Bu hızlı refleksiyle o planını cam grevinde izlenen güzergaha göre çok önceden yaptığını kanıtlamış oldu. Şimdi tüm toplumsal kesimler nezdinde son derece güçlü bir ilginin odağı haline gelen bu grevi o çıkmaz yola daha parlak tiratlarla çekmesi kalıyordu. Elbette işçinin o yakıcı öfkesini ustaca, gerekirse tehdit ve zorlamalarla baskılaması.
MESS’in Kocaeli Sanayi Odası üzerinden yaptığı başvuruya Bakanlar Kurulu toplanma zahmeti bile duymadan hızla yasaklama kararıyla yanıt verdiğinde fabrika önlerindeki öfke görülmeye değerdi. Hızla toplantılar yapılan tüm fabrikalardan bedeli ne olursa olsun yola devam kararları çıkıyordu. BMİS’in pazartesi işbaşı yapılacağı kararı karşısındaysa işçiler şaşkınlığa düşüyor, öfke hızla sendikaya duyulan öfkeye dönüşüyordu. Sonuç itibariyle işçi sınıfı sınıf bilinci temelinde yükselen bir örgütlülüğe sahip olmadığı için o güçlü öfke sendikanın müdahalesiyle şimdilik kınına sokuluyordu. Sokulamayan yerlerdeyse (Ejot Tezmak ve Paksan) sınıfın bütününe aslında her açıdan yeni bir döneme girildiğini gösteren işgal ve direnişe devam tutumu alınıyordu.
Bu tablo içinden yasaklanan metal grevi ve BMİS’in aldığı tutum zaten olgunlaşmış bir gerçeğin altını bir kez daha çizdi: İşçi sınıfı burjuvazinin dayattığı vahşi sömürü koşullarına karşı eskimiş, işlevsizleşmiş ve tüm dinamiklerinden arınmış bu sendikal düzeni paramparça etmek zorundadır. Hava, cam, çay ve şimdi de metal grevlerinin ardına ardına yasaklanması grev hakkının yasaklanması konusunda istikrar kazanan bir yaklaşımın ifadesidir. Bu fütursuzluk, yasaları da hiçe sayan, ayaküstü alınacak kararlarla bir tak şak ilişkisine dönüşmüştür. Milli güvenlik ve genel halk sağlığını etkileyecek bir sektör kapsamında sayılmayan metal için gerekçe son derece keyfi bir biçimde “kar oranlarının güvenliğine” dönüştürülebilmiştir.
Burjuvazi ve siyasi temsilcileri sınıfa karşı siyasi bir tutum alarak özünde grev hakkını yasaklamıştır. Şimdi işçi sınıfı ve aslında tüm emekçi kesimler açısından yıllar önce sayısız bedelle kazanılan grev hakkı için anladıkları dilden konuşma zamanıdır. Örgütsüzlüğün dayatıldığı, örgütlü olmanın Hak iş, Tük Metal tipi korporatifleşmiş sendikalara (BMİS de son tutumuyla tüm cilasına rağmen ‘yok aslında birbirimizden farkımız’ demiş oldu!) mahkum edilmek istendiği, sendikalı olmanın özünü oluşturan grev hakkının yasaklandığı bu koşullarda yapılması gerekenler bellidir: Taban örgütlülüklerine dayanan öz örgütlenmelerin yaratılması, dayatılan vahşi köleliğe karşı bir işçinin deyimiyle “vur, kır, parçala” da dahil anladıkları dilden konuşulması, sokakta ve üretim alanlarında konulacak eylem ve direnişler üzerinden yükselen bir genel grev sürecinin örgütlenmesidir.
Hiçbir yasal, ahlaki karşılığı olmayan grev yasağı ve aslında bu hakkın tümüyle yasaklanması anlamına gelen bu saldırı karşısında yeni 15-16 Haziran’lar ruhuyla dövüşmek dışında bir seçenek yoktur!
(Alınteri'nin 2 Şubat 2015 tarihli manşetidir)