Kayseri'deki mobilya işçilerinden sonra Bilecik'teki seramik işçilerinin birikmiş öfkesi patladı
Kayseri'de Boydak Holding'e bağlı mobilya fabrikalarından çalışan binlerce işçinin TİS döneminde hem Hak İş'e bağlı sendikanın işbirlikçilik düzeyine hem de dayatılan kölelik koşullarına karşı adeta isyan edercesine patlamaları, işçi sınıfının nasıl bir eşikte olduğunun görülmesi açısından sarsıcı bir etki yarattı.
Buna şimdi de Bilecik Söğüt’te Yıldız Holding'e bağlı Söğütsen Seramik fabrikasında çalışan 1000 işçinin alamadıkları ücretleri için yaptıkları iş bırakma ve kitlesel yürüyüş haberi eklendi. Basına yansıyan bilgilere göre 3 aylık ücretlerini alamayan işçiler, önceki gün iş bırakarak fabrika önünde toplanıp kitlesel biçimde Söğüt Hükümet Konağı'na yürüyüş yaptılar. İşçilerin kitlesel öfkesi ve kararlılığı polis tarafından engellenmeye çalışıldı. Kaymakam ve Belediye Başkanı görüşme yapmayınca tekrar fabrikaya dönen işçiler, en az iki aylık ücretleri ödenmeden üretime başlamayacaklarını söyledi.
Yıldız Holding'in fabrikayı 2000 yılında satın aldığını dile getiren işçiler, “2000 yılında kiralık araba ile geldiler, şimdi binlerce işçi çalıştırıyorlar. Biz hakkımızı istiyoruz” dediler. Müdürlerle görüştüklerini anlatan işçiler, kendilerine ücretlerin taksit taksit ödenmesinin teklif edildiğini belirttiler. Daha önce de benzer sıkıntılar yaşadıkları vurgulayan işçiler, kendilerine verilen sözler tutulmadığı için müdürlerin bu teklifini kabul etmediklerini söyledi. Patronun işçilerin haberi olmadan SSK’ye sürekli girdi çıktı yaptığını anlatan işçiler, destek beklediklerini söylediler.
Her iki il de "yeni" sömürü cennetlerinden!
Her iki il de son on yıllara damgasını vuran neoliberal birikim politikalarının en vahşi biçimlerde hayata geçirildiği yeni üretim/sömürü üslerinden. Son on yıllarda yaşanan büyük proleterleşme dalgasıyla mülksüzleşerek sınıfın parçası haline gelmiş işçi bölüklerinin istihdam edildiği bu illerde, sendikalaşma oranı Türkiye geneliyle kıyaslandığında belirgin bir şekilde düşük. Din ve diğer geleneksel değerlerin toplumsal olarak derin etkilere sahip olduğu bu illerde patronların fabrikalarda yaptıkları ilk işin mescit açmak olduğunu biliyoruz. Diğer adımlarından biri de herhangi bir sendikal bilinç gelişmeden Hak İş'i bizzat örgütlemek...
Bu illerdeki yeni işçi bölüklerini din ve patronlar örgütü gibi hareket eden Hak İş gibi bir sendika eliyle kapsamlı bir denetim altında tutan patronların kar oranlarını ne kadar büyüttüklerinin en somut ifadesi, içlerinden bazılarının MÜSİAD'dan TÜSİAD'a geçiş yapacak kadar hızla palazlanıp, tekelleşmesidir. Son günlerde burjuvazinin kapsamlı bir denetim kurduğu bu ilerden gelen işçi haberleri bu açıdan son derece özel bir anlam kazanıyor.
Bu illerdeki işçilerin sınıf kültürünün tarihsel birikimiyle şu ya da bu şekilde buluşamamış olması, burjuvazi açısından buraları karlı yatırım üssüne dönüştürdü. Fakat bunun ilelebet olmadığını bizzat işçilerin patlayan öfkelerinden görüyoruz. Bu patlamalar hem işçi sınıfının yıllardır içten içe biriktirdiği öfkenin düzeyinin hem de burjuvazinin tüm kültürel hegemonya çabalarının bir noktadan sonra hükümsüz kalacağının görülmesini açısında çarpıcı veriler sunuyor. Havanın işçiden yana döndüğünü son bir yıldır pekçok eylemde hissettik. Her eylem ve çıkış bu kaynamanın örgütlenme sorumluluğunu daha yakıcı bir şekilde hissettiriyor.