İsrail seçimlerinde bir Filistin devleti kurdurmayacağını söyleyen Netanyahu'nun partisi birinci oldu
Toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği İsrail'de yapılan parlamento seçimlerinde oldukça saldırgan bir seçim kampanyası yürüten Netanyahu'nun Likud Partisi, 120 sandalyeli Parlamento'ya (Knesset) 30 milletvekili göndererek seçimin galibi oldu. Seçim öncesi yapılan anketlerde Likud'la başabaş görünen merkez sol birliğin temsilcisi Siyonist Birlik'se (İşçi Partisi ile merkezdeki Hatnuah Partisi) beklenenin aksine ancak 24 sandalye çıkarabildi. Bu seçimlere birleşik bir listeyle giren İsrail'de yaşayan Araplar ise 13 milletvekiliyle parlamentoda yer alacak. Sol ve sağdan diğer partilerse 8 koltuktan başlayarak 3'e kadar inen rakamlarla parlamentoda olacak.
2013 yılında yapılan seçimlerle kıyaslandığında bu seçimlere yüzde 4 oranında daha yüksek bir katılımın olduğu görülüyor (yüzde 72). İsrail'de son zamanlarda yaşanan kutuplaşma bu 4 puan artışta önemli bir etkiye sahip olsa da yüzde 30'lara yakın bir sayının seçim dışında kalması, yıllardır yaşanan siyasal ve toplumsal krizin somut ifadesi olmaya devam ediyor.
Netanyahu'nun diğer sağcı partilerle ittifakla hükümeti kurmasının beklendiği İsrail'de, Cumhurbaşkanı henüz kimi görevlendireceğiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.
Koalisyonlarla yönetilen İsrail'de bu seçimden sonra bir öncekinde olduğu gibi hükümet kurmanın da yeni bir krize dönüşmesi olası.
Bunlar işin görünen somut tarafları. Arka planına baktığımızda ise İsrai'in bundan sonraki yürüyüşünün oldukça krizli ve kanlı süreçlere neden olacağını somut olarak görebiliriz. Seçim dönemindeki kampanyada şimdi hükümet kurması muhtemel olan Likud'un başındaki Netanyahu'nun açıktan “Bir Filistin devleti kurulmasına izin vermeyeceğiz!” demesi, Dışıişleri Bakanı'nın çıkıp “İsrail'e karşı olan Arapların başını baltayla kesmek gerekir” diyecek kadar Hitlerleşmesi bile bunun görülmesi açısındnan yeterlidir.
Özellikle son bir yıldır İsrail'de yaşayan Arap emekçilerin ve Filistinlilerin, yılların Siyonist barbarlığına karşı tahammül sınırlarını çoktan aştıklarını gösteren sayısız bireysel eylem ve tepkiyle karşılaştık. Bu gerçek işin bir tarafını oluştururken diğer tarafını da İsrail'de giderek keskinleşen ve kemikleşen bir toplumsal gericileşme ve faşistleşmenin sözkonusu olduğudur. Netanyahu'nun seçimi açık arayla önde bitirmesi ve bunun yürüttüğü seçim çalışmasının içeriğiyle doğrudan ilişkili olması bu açıdan çarpıcı bir veridir.
Fakat İsrail seçimleri sadece İsrail'le sınırlı okunmayacak kadar kapsamlı anlamlar taşır. Keza İsrail sadece İsrail değildir. Bölge halklarının bağrına saplanmış bir emperyalist jandarma olan bu devleti giderek istikrarsızlaşan Ortadoğu'daki o uğursuz rolüyle birlikte ele almak ve bunun bundan sonra hangi biçimlerle karşımıza çıkacağını görmek önemlidir.
Seçim kampanyasını bölgesel istikrarsızlık, İsrail halkının güvenlik korkuları ve bunun üzerinden şekillenen saldırgan bir söylemle kuran Netanyahu, bunu sadece seçimlerde toplumsal bir kutba seslenerek oy devşirmek için yapmadı. Ortadoğu'nun bu kaotik tablosu içinde izleyecekleri stratejinin özeti, o kampanyanın esas argümanlarında saklıdır. Nitekim ABD ile İran arasında dönen son görüşmelerde aldığı tutum, bunu bölgedeki gerilimi tırmandıracak, halkları birbirine boğazlatacak somut bir eksene dönüştürme çabasını da açıkça gösteriyor.
İsrail'le birlikte Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer bazı Körfez ülkelerinden oluşacak bu eksen, önümüzdeki günlerin tüm kanlı/kirli gelişmelerinin esas aktörü olmaya devam edecek. ABD ve diğer emeperyalist güçler de strateji ve politikalarını bu gerçekle birlikte belirleyecekler. ABD açısından atılan her adımda ezeli ve ebedi jandarması olan Siyonizmin gücünün korunmasını gözeterek hareket ettiği zaten bilinen bir gerçek. Bunun şimdiki krizli süreçte nasıl ve hangi biçimlerle karşımıza çıkacağını da önümüzdeki günlerde göreceğiz. Tüm sürtünme ve gerilimleriyle birlikte...
Kısacası İsrail seçimlerindeki sonuç, esas olarak bu gerçeklere verilen toplumsal desteğin ifadesidir.