Evdeki hesap çarşıya uymayınca

Musul operasyonuyla birlikte, “ortak düşman” IŞİD’e karşı ABD ile İran aynı safta savaşıyor olacak!..

DÜNYA
Cuma, 20 Mart 2015 (11 yıl 5 ay önce)

Irak’ta geçen yaz aylarından beri IŞİD’in kontrolü altında olan Musul’a yönelik -Türkiye’nin de katılmaya mecbur edileceği- büyük operasyon için gün sayılırken, ABD desteğindeki Irak Ordusu ve peşmerge kuvvetleri, Tikrit ve Kerkük’te IŞİD’e karşı kapsamlı operasyonlara başladı. Peşmerge ayrıca, Enbar ve Selahaddin’de Şii milisler ve İran askerlerinin desteğinde IŞİD’i vuruyor.



 



Böylece, Musul operasyonuyla birlikte, “ortak düşman” IŞİD’e karşı ABD ile İran aynı safta savaşıyor olacak!



 



Daha geçtiğimiz bahar aylarında İran’a yeni yaptırımlar ve ekonomik-siyasal-diplomatik tecridi ağırlaştırma planları tartışılır, yanı sıra Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi için uğraşılırken bugün “Esad’ı dışlamayan çözüm” seçeneklerinden, “İran-ABD yakınlaşmasından” söz ediliyor.



 



ABD Başkanı Obama ile İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Rouhani arasında gerçekleşen telefon görüşmeleri, dışişleri bakanları düzeyindeki Kerry-Cevat Zarif buluşması sıradan bir diplomatik görüşme olarak görülemez. ABD’nin ve genel olarak Batı emperyalizminin Ortadoğu’da karşılarına çıkan yeni riskler karşısında belki stratejik değil ama kesitsel-taktiksel tutum değişikliğine gitmiş olmaları söz konusu.



 



Bölgede yürütülen “vekalet savaşları”nda sınanarak değişen (açığa çıkan) güç dengeleri; Irak’taki, Yemen’deki, Suriye’deki ve Mısır’daki gelişmeler ABD’nin bölgeye yönelik hamlelerinde farklılaşmaya gitmesi sonucunu doğurdu.



 



En başta, İran’ın Irak merkezi iktidarı üzerindeki öyle kolay sarsılamayacağı anlaşılan etkisi (öyle ki, İran Dışişleri Bakanı’na “Bağdat imparatorluğumuzun başkentidir” lafını ettirdi); yine İran’ın Yemen’de sürdürülen vekalet savaşında Husiler marifetiyle üstün duruma gelmesi; Suriye’de bir yanda Rojava kopuşması diğer yanda emperyalistler açısından da yeni riskler içeren IŞİD tehdidi gibi gelişmelere rağmen (İran destekli) Esad rejiminin konumunu sağlamlaştırmış olması; tüm bu ve benzeri gelişmeler ABD’nin İran ve Suriye’deki iktidarların devrilmesini de içeren “Genişletilmiş Ortadoğu Projesini”nin bugün itibariyle fiyaskoyla sonuçlandığının göstergeleri.



 



Parantez açıp söyleyelim; İran’ın hatırı sayılır bir bölgesel güç olarak konumunu üste taşımış olması “stratejik derinliği” bataklığa dönüşen Türkiye açısından kabus dolu günlerin kapıya dayandığı anlamına geliyor. Ekonomik-mali kriz öğelerinin (hem içsel hem de dışsal faktörlerin birleşik etkisiyle) üst üste ve iç içe yığılmasıyla da birleştiğinde Türk tekelci sermaye iktidarını nelerin beklediği az çok kestirilebilir.



 



Yine de İran ve Suriye’deki iktidarların devrilmesi üzerine kurulu ABD stratejisinin şimdilik tutmamış olması ve ABD’nin buralardaki rejimlerle işbirliğine yöneliyor olması, onun stratejik zihniyetindeki ittifaklarda köklü değişikliklere gittiği yanılsamasına yol açmamalı.



 





 



Her şeyden önce, Rusya-Çin-İran eksenine karşı ABD’nin ve ittifaklarının temel tutumunu değiştirecek tarihsel bir gelişme söz konusu olmadığı gibi, vekalet savaşlarıyla yürüyen emperyalist kapışmada bir yumuşama değil aksine yeni savaşları doğuracak ve özelde Ortadoğu’daki yangını büyütecek düzeyde sertleşme söz konusudur.



 



Bağıra bağıra gelen Musul operasyonu, bu nedenle, hangi güçlerin ne düzeyde katılacağına da bağlı olarak, sadece emperyalist yeniden paylaşımda bölgede “parselleme işlemi”ni gerçekleştirmeye yarayacak bir askeri savaş olmaktan ibaret kalmayacak. Emperyalist güçler arasında yapılagelen pazarlıklara olduğu kadar yerel işbirlikçi güçlerin hangi noktalarda nasıl konum alacaklarına da yön verecek şekilde siyasal taktik ve stratejik anlamlar kazanacak.



 



Ki asıl problemler de bu noktada başlamaktadır. Musul’a saldırı için gün sayıldığı halde operasyona -Türkiye örneğinde olduğu gibi- kimin hangi düzeyde katılacağı bile netlik kazanmış değil. İran’a yanaşan ABD, birçok noktada Suudi Arabistan, İsrail gibi geleneksel yerel ittifaklarını dahi ikna edebilmiş değil henüz.



 



Bölgede Şii eksenine karşı Sünni ekseni güçlendirmeye çalışmış Batı emperyalizminin şimdi Musul özelinde Şiilerle aynı safta savaşacak olmasının yarattığı paradoks bile olası Musul operasyonunun, sonrasında gelişecek rekabet savaşları bir yana, bizzat kendisinin “başarısını” riskli hale getiren bir dizi -gerek emperyalist düzeyde gerek yerel düzeyde- iç içe geçmiş karşıtlıklarla birlikte yürüyen bir sürecin söz konusu olduğunu göstermeye yeter.



 





 



Türkiye ise, Musul operasyonuyla farklı boyutlar kazanacak olan savaşa, zoraki katılacak olmasının da ötesinde, kendi kirli emellerini gerçekleştirmenin fırsatlarını kovalayacağı bir süreç olarak bakacak. Türk devleti bir yandan bölgede konumu güçlendiren Şii gücüne karşı -ne ölçüde başarabileceği meçhul- denge güçleri oluşturmaya çalışacak bir yandan da -eğer Musul saldırısı başarıya ulaşırsa- IŞİD tehdidinin ötelenmesiyle birlikte Rojava’ya yönelik yeni kuşatma hamlelerinin hazırlıklarını yapacak.



 



Karşıdevrim cephesindeki evdeki hesapla çarşının koşulları ne derece uyuşur göreceğiz ama önümüzdeki süreçte kirli ittifaklarla yürütülecek kirli savaşların yoğunluğu ve çapı büyüyecek. Ve bunlar, başta Rojava devrimi olmak üzere bölge halkları açısından ciddi tehlikeleri de beraberinde çoğaltacak.



 



[Alınteri'nin 18 Mart 2015 tarihli 9. sayısından alınmıştır]