Nasıl bir yol izlemeliyiz? Bütünün çıkarlarını esas almalı, çözümü kurultaylarla aramalıyız!
Türk Metal çetesiyle köprüleri atan metal işçilerinin önünde şimdi “ne yapmalı” sorusu var. Direniş sürecinde yaygınlaşıp pekişen birliğin zamanla gevşeyip dağılma ve örgütsüzleşmeye dönüşmemesi için bu sorunun yanıtı fazla gecikilmeden verilmek zorunda.
Metal işçilerinin önünde fazla bir seçenek yok aslında. TM bir daha asla düşünülemeyeceğine göre geriye ya sektördeki 2 sendikadan birini seçmek (*) ya bağımsız bir sendika kurmaya yönelmek ya da “Toyota sistemi” olarak da adlandırılan her fabrikanın kendi başına hareket ettiği küçük parçacıklara bölünmek seçenekleri kalıyor.
Sektördeki diğer iki sendikadan Çelik-İş, sendikacılık anlayışı, işleyişi ve en önemlisi bugüne kadarki pratiğiyle TM’in çift yumurta ikizi. Öncü bir Renault işçisinin tanımıyla “Çelik İş, Türk Metal’ın laciverdi…”. Onun için al birini, vur ötekine!.. Nitekim Çelik-İş’in pratiği ortada: Bugüne kadar her TİS döneminde TM’le elele vererek MESS’in bütün dayatmalarına “evet” demiş bir sendika.
Bu ikilinin 2009 TİS’inde ücretleri yüzde 35 oranında biçilen ERDEMİR ve İSDEMİR işçilerini nasıl sattıkları hala akıllarda. Üstelik bu Çelik-İş’in ilk ve son satışı da olmadı.
Çelik-İş’in gerçek yüzünü görmek açısından bağlı olduğu Hak-İş üyesi sendikanın Ülker’in dindar işçilerini bile nasıl sattığı uyarıcı bir başka örnek olarak hatırlanmalıdır.
Onun için Çelik-İş bir “alternatif” olarak gündeme bile alınmamalı. Yoksa metal işçileri, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olurlar. (**)
BMİS de bu haliyle bir alternatif olamaz metal işçileri için. Belki TM kadar mafyalaşmamış, Çelik-İş kadar pervasız bir satıcı haline gelmemiş olabilir ama tabanın iradesi ve enerjisinin önünü açmaktan çok tıkayıcı olan taşlaşmış bürokratik yapısı, yasallığın sınırlarını aşmaktan korkan pısırık ve sinik sendikacılık anlayışıyla o da metal işçilerinin iradesini temsil edebilecek bir yapı olmaktan uzak.
Artık kabak tadı veren bir “taktik” olarak her TİS döneminde önce yükseklerden uçup sonra da TM-Çelik İş ikilisinin satış pratiklerinin arkasına saklanarak onların peşinden sürüklenmesinden de vazgeçtik sırf şu son TİS ve metal grevleri sırasında takındığı sinik ve silik tavır bile bu uzaklığın en somut kanıtlarıdır.
BMİS’in ruhsuz bürokratları, bundan 6 ay önce kendi tabanlarındaki grev isteğini, iradesi ve kararlılığını burjuva yasallığı esas alarak dizginleyip frenlemeleri yetmezmiş gibi binlerce metal işçisinin ayağa kalktığı son metal fırtınasını da enerjik ve eylemli bir tutumla sahiplenip desteklemeyi akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdir. İçi bu denli boşalmış bu ruhsuz bürokratizmin saltanatı yıkılıp yerle bir edilmedikçe BMİS metal işçilerinin hangi derdine ve arayışına nasıl bir “çare” olabilir?..

Metal işçileri arasında tartışılır olmaktan çok “onlar adına” tartışanların üzerine konuştukları yollardan biri de “Toyota sistemi” olarak adlandırılan fabrika bazlı “örgütlenme” seçeneği.
Adından da anlaşılacağı üzere bu aslında emeğin posasını çıkarmanın yöntemi olarak ün yapan Japon üretim modeli “yalın üretim/kalite çemberleri” uygulamasının bir devamı. Bu sistemde merkezi bir sendika -dolayısıyla birlik- yok. Toplusözleşme diye bir hak ve uygulama yok. Her fabrika kendi içinde kendisi “örgütleniyor”. Bölümlerden temsilciler seçiliyor, bu temsilciler işçilerin taleplerini fabrika yönetimine taşıyorlar, bu taleplerden hangisinin ne ölçüde karşılanabileceğini fabrikanın üretim ve kar durumunu esas alarak yönetim belirliyor.
Bugün Türkiye’de örneğin Hyundai fabrikasında uygulanan bu sistem, dışardan bakıldığında sendika aidatı ödememek, her TİS sürecinde “ne olacak” gerilimi yaşamamak, bazı ufak tefek düzeltmeleri çabuk elde etmek türünden kimi avantajlara sahip gibi görünebiliyor bilinçsiz işçilere. Ama gerçekte sınıfı sadece genel ve sektör bazında değil aynı fabrikanın içinde bile bölen, birbiriyle rekabete sürükleyen ve en önemlisi fabrikanın karını merkeze koyarak işçiyi patronların ve fabrika yönetimlerinin iki dudağına bakar hale getiren çözücü ve bağımlılaştırıcı yapısıyla işçiye sınıf kimliğini dahi unutturacak bir tuzak özelliğini taşıyor.
İlk ağızda akla gelen alternatiflerden geriye bir tek, mevcutların hepsinin üzerini çizip bağımsız yeni bir sendika kurmaya yönelmek kalmakta.
TM tecrübesinden çıkardıkları sonuç ve derslerle taban örgütlenmesine dayalı görkemli bir kitle grevi gerçekleştiren, bu sayede hem örgütlü bir birlik oluşturup bunu korudukları sürece neleri başarabileceklerini somut olarak gören hem de yeni tecrübeler kazanan, bunlara ek olarak daha şimdiden sektördeki belli başlı bütün büyük fabrikalarla irili-ufaklı yan sanayi işletmelerinde aynı arayış içinde 30-35 bin işçinin söz konusu olduğu düşünülecek olursa bağımsız bir sendika kurmak mümkün ve kolay görünmektedir.
Bunlar kuşkusuz lehte etkenlerdir. Ancak bu avantajların varlığı yeterli midir? Metal işçilerinin kendilerinin bile şundan 1-2 ay öncesine kadar hayal edemedikleri kazanımlarla sonuçlanan müthiş bir direnişin coşkusu ve başarı sarhoşluğuna kapılarak bu tercihin beraberinde getireceği olumsuzluk ve dezavantajlar gözden kaçırılmamalıdır.
12 Eylül faşizminden miras mevcut sendikalar ve toplusözleşme yasalarına göre herhangi bir sektörde yeni bir sendika kurup TİS yetkisini alabilmek göründüğü kadar kolay bir iş değildir. (***) Sektör ve işyerleri bazında kimi barajları aşma zorunluluğu yanında bu yönelim aynı zamanda çok masraf gerektirir.
Bunlar gerçi bir biçimde aşılabilir engellerdir ama yeni bir sendikanın kurulup kurumsallaşması, kişiliğini bulup kendinden beklenen işlevleri yerine getirecek bir olgunluğa kavuşması öyle “ha” deyince gerçekleşmeyecek bir süreç işidir. Ve bu süreç, doğasından kaynaklanan bazı iç güçlük ve sorunlar yanında -onları da kaşıyıp azdıracak bir etken olarak- MESS patronları, burjuva devlet ve TM çetesinin birleşik ve ayrı ayrı kuracakları tezgahlarla, baskı ve çelmeleriyle boğuşarak yol almaya çalışılacak zorlu bir süreç olacaktır. Ayrıca üyelikten istifalarla altı büyük ölçüde boşalmış olsa da TM, 2017’ye kadar “yetkili sendika” konumunu koruyacaktır. Öte yandan arkasında AKP Hükümeti ve burjuva devletin desteği de bulunan Çelik-İş’in çakallığıyla boğuşma zorunluluğu da gözden kaçırılmaması gereken bir başka cephedir.

Bunları göz korkutmak için söylemiyoruz. MESS patronlarını ve TM çetesini dize getiren örgütlü işçi iradesi ve gücü bunlarla da baş edip aşmanın yollarını düşe kalka da olsa nasılsa bulur. Ancak bu noktada sorulması gereken, daha doğrusu bundan sonra nasıl bir yol izlemenin daha doğru olacağı kararlaştırılırken sorulması gereken asıl soru şudur:
Seçeceğimiz yollardan hangisi, sadece metal işçilerinin çıkarları ve geleceği için değil Türkiye işçi sınıfının bütünü ve işçi hareketinin geleceği açısından daha doğru olur? Hangi seçim, parçayla birlikte bütünü de daha fazla geliştirip güçlendirir; hangisi daha dar, parça açısından bile olabileceğinden daha zayıf bir tercih olur?..
Tarihsel anlam ve önemi büyük net kazanımlarla sonuçlanmış büyük bir kitle grevinin ardından, elden edilen sonucun coşkusuyla da önü arkası yeterince düşünülmemiş önerilerin havada uçuştuğu bir ortamda sınıfının çıkarlarını küçük hesapların ve dar kesimsel çıkarların üstünde tutan her sorumlu işçi, çözümü öncelikle bu sorunun yanıtı ışığında aramalıdır.
O zaman karşımıza, akla hemen gelmeyen başka seçenekler üretip yeni kompozisyonlar yaratma olanağı çıkar. Örneğin aşağıda vurgulayacağımız belirli koşulların yerine getirileceği sözü karşılığında BMİS’e katılma düşünülebilir.
Bunun ilk başta “şaşırtıcı” hatta yukarda söylediklerimizle “çelişkili” bulunacağını biliyoruz. Ancak “belirli şartların yerine getirileceği sözü karşılığında” vurgusunun altını bir kez daha çizerek, bu koşulların neler olabileceğinden önce önerimizin temel dayanağını, daha doğrusu hareket noktasını belirtelim:
Biz sadece metal işçilerinin de değil sınıfın mümkün olan en geniş birliğinin sağlanmasını esas alıyoruz. Tabii ki bu birlik, emeğin çıkarları ve taban iradesinin esas alınması temelinde kurulacak militan mücadeleci bir birlik olmak zorundadır. İşçi sınıfının olumsuz önderlerinden birinin ünlü bir sözünü biraz değiştirerek kullanacak olursak, işçi sınıfı örgütlü birleşik bir güç olduğu sürece her şeydir. Dağınık, örgütsüz, bölünmüş olduğu ölçüde de etkisizdir, zayıftır, hiçbir şeydir.
Bu yol gösterici ilkeden hareketle düşünecek olursak, metal işkolunda dördüncü bir sendikanın kurulması bir yönüyle taze bir başlangıç, yeni ve temiz bir sayfa açmak gibi görünmektedir. Ancak -diğer zorluk ve riskleri de bir yana- sektördeki işçiler arasındaki bölünmüşlüğü çoğaltıp pekiştirmenin yanında TM, Çelik-İş ve BMİS’in başına çöreklenmiş sendika ağaları ve bürokratların saltanatlarını değişik ölçülerde zayıflatacak olsa bile bir taraftan da koruyup sürdürmelerine imkan sağlayacaktır. Bu sendikaların işçilerin emeğiyle yaratılmış zenginlikleri, malı-mülkü, kasaları bu asalakların elinde kalmaya devam edecek ve onlar, MESS patronları ve burjuva devletin yardım ve destekleri yanında sınıfın gözünü boyayıp aldatma konusundaki deneyimlerini de kullanarak sınıfa yeni tezgahlar kurmayı sürdüreceklerdir.
Bunun yerine, son grev dalgasıyla TM’den kopan on binlerce işçiyle sendikal işlerlik ve mücadele anlayışı bakımından onlarla çok kolay birleşip buluşabilecek BMİS tabanındaki işçiler -Çelik-İş tabanındaki sınıf kardeşlerine de kapıyı açık tutarak- güçlerini birleştirip BMİS yönetiminin karşısına, “işçinin iradesinin belirleyici olacağı bir sendikal demokrasinin eksiksiz işletileceği koşulların yerine getirilmesi” talebiyle çıksalar bu iki sakınca da kendiliğinden ortadan kalkar.

Bu koşullar neler olabilir:
1) Sendikanın bütün karar süreçlerinde işçilerin istekleri ve iradesi belirleyici olmalıdır;
2) Bunun ilk koşulu olarak bütün temsilciler (ve delegeler) atama yoluyla değil seçim yoluyla belirlenmeli; işçiler, seçtikleri temsilciler ve delegeleri istedikleri zaman görevden alıp yerlerine yenilerini seçebilmelidir;
3) Genel Merkez dahil sendika yönetimlerinde profesyonel çalışma mümkün olan en az sayıya indirilmeli, profesyonel yönetici ve kadroların alacakları bütün ücret ve haklar sektördeki ortalama işçi ücretinin üstünde olmamalıdır;
4) Sendika aidatları, işçilerin ücret düzeyleri dikkate alınarak düzenlenmeli ve aylık aidat yarım günlük ücret karşılığını geçmemelidir;
5) Toplusözleşme taslakları üyelerin bulunduğu bütün fabrikalarda tartışmaya açılmalı, bu tartışmalar sonucu tabandaki çoğunluk tarafından benimsenen öneriler esas alınmalı, patronlar ve patron sendikalarıyla yapılacak TİS pazarlıklarına yetkili yönetici ve uzmanların yanı sıra taban tarafından seçilen en az 7 kişilik bir işçi temsilcisi grubu da mutlaka katılmalı, TİS pazarlıklarının her aşamasında üye fabrikalardaki bütün işçiler düzenli bilgilendirilmeli ve üzerinde uzlaşmaya varılan TİS, sendika üyesi işçilerin çoğunluğu tarafından da onaylanmadıkça imzalanmamalıdır;
6) Sendikanın gelir gider tablosu ve faaliyetleri konusunda en geç 3 ayda bir bütün üyeler düzenli bilgilendirilmelidir;
7) Şube ve genel merkezde profesyonel yöneticilik en fazla iki genel kurul dönemiyle sınırlandırılmalıdır; uzmanlıklarına ve deneyimlerine ihtiyaç duyulan eski yöneticiler gerektiğinde ücretsiz danışmanlık yapmakla yükümlü tutulmalıdır;
8) Sendikanın faaliyetlerinde yasallık değil işçi sınıfının çıkarları temelinde meşruiyet ve fiili mücadele esas alınmalıdır;
Sınıfın çıkarları ve işçi demokrasisinin esas alınması temelinde bu maddeler genişletilip daraltılabilir, farklı biçimlerde formüle edilebilir, vb. Bu noktada önemli olan özdür ve onun belirgin bir biçimde gerçekleşmesidir.
Bu çerçeve temelinde yanıtını aradığımız alternatif sorununa dönecek olursak, son grev dalgasıyla birlikte TM çetesiyle köprüleri atan metal işçileri, “bu koşulların eksiksiz yerine getirileceği ve en geç bir yıl içinde bu temelde seçimli kongre yapılacağı” sözünün dünya alem önünde verilmesi karşılığında BMİS’e üye olacaklarını açıklayacak olsalar, sınıfın birliği ve mücadelesi açısından bu seçim mi daha doğru ve akılcı bir tutum olur, bağımsız yeni bir sendika kurmaya yönelmek mi?..
Bu sorunun yanıtı yanında başka ne gibi alternatifler üretilebileceğinin yanıtı yine hep birlikte kitlesel olarak aranmalıdır. Bu bağlamda;
TM’den kopan ve önümüzdeki günlerde kopacak olan bütün fabrikalarda mevcut moral coşku ve özgüvenin zayıflamasına meydan vermemek için en geç 1-2 ay içinde fabrika kurultayları düzenlenmelidir.
Bu kurultaylarda ortaya çıkan irade ve eğilimlerin ortaklaştırılması amacıyla en geç 3 ay içinde her fabrikadan seçilen işçi temsilcileri örneğin Büyük Metal Kurultayı adı altında bir araya gelmelidir.
Bu büyük kurultaya BMİS ve Çelik-İş üyesi fabrikalardan da temsilciler katılabilmeli ve metal işçileri olarak hep birlikte ortak bir çözüm aranmalıdır. Eğer kabul görürse BMİS’in kapısı bundan sonra çalınmalıdır. Bağımsız sendika kurma yolu tutulacaksa da kararı yine bu kurultaylar vermelidir.
Bütün bu süreç kamuoyuna açık olarak, onun önünde yürütülmelidir. Bugün pusuya yatmış kurt misali işçilere “bize gelin” çağrıları yapan BMİS ve Çelik-İş yönetimlerinin tutumları ve gerçek yüzleri bu sayede herkes tarafından daha net görülecektir.
Şunu da ekleyelim ki, metaldeki bugünkü arayışın bu yolu izlemesi ve mevcut sendikalar üzerinde bu içerikte bir basıncın yaratılması, sadece metal sektöründeki sendikal bürokrasiyi sarsıp sallamak ve onların gerçek yüzlerini bir kez daha iyot gibi açığa çıkarmakla kalmaz, diğer sektörlerdeki işçilere de esin kaynağı olarak DİSK’inden Hak-İş’ine kadar taşlaşmış bütün bürokratik yapılarda zincirleme depremleri tetikler.
Türkiye işçi sınıfının önüne yeni bir sayfa ve yol açan metal işçileri şimdi de sınıfın sendikalarını geri almasının öncülüğünü yapmalıdırlar!

(*) Metal sektöründe TM, BMİŞ ve Çelik İş dışında halen 8 sendika mevcut. Ama bunlar küçük bazı çevreleri bir araya getiren “mezhep örgütlenmeleri” şeklinde etkisiz sendikalar. İçlerinden biri de Fethullah Gülen cemaatine ait zaten.
(**) TM’in belini kıran son direnişlerden sonra “fırsat bu fırsat” diyen Çelik-İş’in atağa kalktığı görülüyor. Bu atağın arkasında “TM gitti bari yerine kardeşi gelsin” düşüncesiyle hareket eden MESS patronlarının bulunması olasılığı çok yüksek. Yoksa İşçi Kurulu’ndan habersiz fabrika içinde sinek bile uçurulmayan Renault’da direnişin hemen ardından ortalığı Çelik-İş bildirilerinin kaplaması nasıl mümkün olur?.. Çelik İş TOFAŞ’ta da saldırgan bir stratejiyle atağa kalkmış durumda. Adamları işi yemekhane önünde tekbir getirip slogan atarak gösteri yapacak kadar ileri götürmüş durumdalar. El altından da hızla üye kaydı yaptıkları anlaşılıyor. Bu gelişmeler aynı zamanda metal işçilerinin ellerini çabuk tutmaları gerektiğini hatırlatan alarm zilleri olarak görülmeli.
(***) AKP’nin 2012 yılında yaptığı değişiklikler sonrası 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na göre Ekonomik ve Sosyal Konseye üye olan sendikalar için işkolu barajı yüzde bir iken, olmayanlar için yüzde 3’tur. Bugün metal sektöründe çalışan toplam işçi sayısı 1,5 milyona yakındır. Dolayısıyla, metal işçileri eğer bağımsız bir sendika kuracak olursa bu sendikanın toplu sözleşme yapabilmesi için yaklaşık 45 bin üyesi olmak zorunda.