Çıldırtan sessizlik

Metal işçisi, bu saldırının ölüm anlamına geldiğinin sınıf adına konuştuğunu söyleyenlerden daha fazla bilincinde

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 6 Temmuz 2015 (11 yıl 3 ay önce)

Nəriman Bakı



 




Saraylar saltanatlar çöker



kan susar bir gün



zulüm biter.



menekşeler de açılır üstümüzde



leylaklar da güler.



bugünlerden geriye,



bir yarına gidenler kalır



bir de yarınlar adına direnenler...




 



Adnan Yücel



 



 



Haziran İsyanı ile büyüyen dalga öz itibariyle küçük burjuva ruh halinin duvarına çarpıp dağılmaya başlayalı çok oldu. Türkiye’nin neredeyse en büyük fabrikalarındaki onbinlerce işçinin harekete geçtiği metal fırtınası sırasındaki sessizlik ve kayıtsızlık bu dağılmanın geldiği boyutu gözler önüne serdi.



 



İşçi sınıfının Tekel direnişinden sonraki bu en kitlesel direnişi, “sınıfın öncüsü” olduğunu iddia edenler dahil ‘sol’un çok büyük bir kesimi tarafından düpedüz ıskalandı. Üstelik metal fırtınası, sadece kitleselliğiyle değil tabana dayalı örgütlenmesi, MESS patronları yanında burjuvazinin sınıf içindeki ajanı faşist sendika ağalığını hedeflemesi ve üretimden gelen gücün etkin bir tarzda kullanılması yönleriyle de tarihsel bir anlam ve öneme sahipti. Herkesin gözü önündeki bu çıplak gerçeğe rağmen günlerce süren bu direniş büyük bir kayıtsızlıkla seyredildi.



 



Bu aslında “sınıf ve emek siyaseti” izlenildiği iddialarının içinin ne denli boşaldığının, söylem düzeyindeki iddialarla pratik arasındaki uçurumun ne denli büyüdüğünün çok çarpıcı yeni bir kanıtı oldu.



 



DİSK ve KESK gibi “emek örgütleri”, Haziran İsyanı da dahil uzun bir süreden beri kabarma anlarında kitlelerin peşinden nefes nefese koşmak dışında bir varlık gösteremiyorlar. DİSK’in en son 2015 1 Mayıs’ındaki tutumu, barutunu sokakta da tükettiğini gösteriyor. Metal fırtınasında ise DİSK’in esamisi okunmadı, KESK zaten yoktu.



 



Yüzünün emeğe de dönük olduğunu iddia eden HDP de bu sınavda sınıfta kaldı. Var gücüyle sahiplenip desteklemek şurada dursun doğru dürüst ilgi bile göstermedi.



 



Sınıf devrimciliği yaptığını iddia edenlerin küçük bir kısmı işçi sınıfını kendilerinden uzaklaştıracak kadar işleri eline yüzüne bulaştırırken, enternasyonalizm adına şehit verenler metal direnişini sayfalarına haber olarak taşıma dışında neredeyse hiçbir şey yapmadılar. Bu da bir kez daha gösterdi ki, mücadelenin bir cephesinde öne çıkan anlamlı tutumların sahibi olmak devrimci öncülük iddiasının gereklerine her cephede uygun bir tutum ve duruş sahibi olmak anlamına gelmiyor (Bu ölçü kuşkusuz işçi sınıfı ve sınıfın direnişleriyle ilişki kurma konusundaki göreli gelişkinlikler açısından da geçerlidir).  



 



Metal işçisi şahsında sınıf direniyor. Sınıfın bu bölüğü kelimenin tam anlamıyla yaşam mücadelesi veriyor. İşin daha da ilginç yanı metal işçisi, son TİS’lerin ve MESS-Türk Metal cenderesinin kendisi için ölüme eşdeğer olduğunun sınıf adına konuştuğunu söyleyenlerden daha fazla bilincinde. Direngenliği de buradan geliyor.



 



Haziran başlarında dinmiş gibi görünen metal fırtınası, MESS patronlarının beklenenden erken kustukları kudurganlığı  yüzünden yeniden alevlenip sert rüzgarlar estirmeye başladı. Çatışmanın şu anki öncü mevzisini Arçelik LG oluşturuyor. Bursa’da patlak veren yangının bu kez Gebze gibi kilit bir sanayi havzasında yayılmasından korkan burjuvazi ve polisin azgınlığı yüzünden çatışma sert geçiyor.



 



Arçelik LG dışında Renault, TOFAŞ, Türk Motor ve diğerlerinde de işçi kıyımı ve mobbing biçimindeki saldırılar son hızla sürerken işçilerin görünürdeki sessizliğinin altında yeniden mayalanan kasırgayı görmemek için kör olmak lazım. Zaten MESS başta olmak üzere burjuvazi ve devlet, fırtınanın gücünü hissettiklerinden kasırgayı engellemek için bu kadar vahşice saldırıyor. 



 



Ancak diyalektiğin nicelik-nitelik ilişkisi bu süreçte kendisini acımasız biçimde hissettiriyor. Ya niteliği yüksek olanın niceliği direnişi büyütmeye yetmiyor ya da  niceliği yüksek olanın niteliğindeki deformasyon, bırakalım bu dip dalgalarını yakalamayı yüzeydeki direnişi dahi görmüyor. Öyle ki, 5 Temmuz’da (dün) Arçelik LG’deki polis saldırısı, Yunanistan’daki referandum kadar ilgi görmedi Türkiye’nin sol semalarında...



 



Ama yılmak yok! Bugün direnen metal işçisine katılan her damla, ilerde Türkiye işçi sınıfına sel olup akacak.



 



İşçi sınıfı adına hareket ettiğini iddia edip de gözünün önündeki direnişe yabancılaşanlara bir çift lafımız var yalnız:



 



İşçi sınıfına yabancılaşan sizler, yakın zamanda işçi sınıfı tarafından yabancılaştırılırsanız -ki metal fırtınasında başınıza bir miktar geldi aslında-, buna hiç şaşırmayın.