İlkbaharda dallarıma su yürürken insanlar renklerime vurulurdu...
Adil Okay
Ben bir ağaçtım… bir zamanlar…
İlkbaharda dallarıma su yürürken insanlar renklerime vurulurdu.
Âşıklar kimseye göstermemeye çalışarak çiçeklerimden aşırır, daha cesur olanlar ise taze gövdeme dayanıp öpüşürlerdi.
Yaz sıcağında gölgemde serinleyen insanlar çoğalırdı. Sokak çocukları sofra kurardı eşiğimde. Giderken arkalarında çöp bıraksalar da hoşuma giderdi bana sığınmaları.
Mevsim güze dönüşünce kızıl ve kahverenginin tonlarını kuşanan yapraklarım, bakmayı bilenleri hayran bırakırdı. En çok bu mevsimde deklanşörler bana doğru patlardı. Kimi fotoğrafçı sadece beni çekerken kimisi de sevgilisini kollarıma bırakır, ikimizi birden fotoğraflardı.
İmbatla gelen yaz, lodosla veda ederdi dünyaya. Yeşilin hâkim olduğu ilkbaharın aksine vişneçürüğü, gülkurusu, mor ve kiremit renkleri giyinirdi doğa.
İşte, balta inmeden bedenime, o doğanın parçasıydım ben de. İnsanlar benimle güzelleşirdi, ben insanlarla... Ve tabii dört mevsim kollarımda cıvıldayan ispinozlarla.
Sonbahar başka diyarlara gök gürültüleri ile göçünce ben de kendime kapanırdım. Kış uykusuna yatan diğer canlılar gibi.
Ama bilirdim ki kış, şimşeklerin çılgın temposu ile baharı emzirecektir. Ve ilkbahar yine çalacaktır kapımı.
Bilirdim âşıklar yine kollarıma sığınacak, evsizler eşiğime sofra kuracak, çocuklar sırtıma binmeye çalışacak, ispinozlar yapraklarım arasında sevişirken, aşk nameleri ile beni mest edecekti.
Ama bu kış biterken, bir yüzyıllık daha ömrüm varken, mevsimin bahara evrilmesine az kalmışken, “bilmem ne konseyi”nin kararıyla katlime karar verildi. Evsizlere ev yapmak değildi amaç. Yaşadığım parkı, para makinelerine çevirmekti dilekleri.

Taze gövdeme inerken darbeler, bir grup genç beni kurtarmak için makinelerin önüne yatmak istediler. Etrafı gaz bulutu sardı. Soluğum kesildi. Önce başım gövdemden ayrıldı. Sonra da kollarım, bacaklarım.
Kökümden sökülmeme ramak kalmış, son nefesimi vermek üzereyken, kendilerini makinelerin önüne atıp, canlı kalkan olan insanlar çoğaldı.
Taşlar, molotof kokteyller, bağırışlar, sloganlar, gaz bombaları, silah sesleri.
Kaç insan öldü. Kaç insan yaralandı. Kaç insan zindana atıldı bilmiyorum. Ama yine de o “bilmem ne konseyi” başaramadı tümümüzü kesmeyi. Kökümüzü kurutmayı.
Ve işte fotoğrafımda gördüğünüz gibi, kesilmiş gövdeme rağmen yeniden filiz verdim.
Bekleyin beni…
Çok yakında, bin bir renge bürünecek dallarımla, yeniden kucaklayacağım sizleri.
* Sancı - Sanat Edebiyat Dergisi. S.3. Haziran 2015.