Susmayan kadın işçi sınıfına...

“Bir kadın olarak sus”... Sesimizin kesilmek istenmesinde, çelişkilerin keskinliği kendisini iyice hatırlatır

KADIN
Cumartesi, 1 Ağustos 2015 (11 yıl 2 ay önce)

Rosa İnci Bozdoğan





Kadın varlığı; geleceğin işçi neslini üretmek, hane halkının –koca, yaşlı ve çocuk bakımı-hizmetini görmek, sermayenin kendisini daha da değerlendirmesi için en ucuz emek gücünü sağlamak, patronun gözden çıkaracağı ilk işçiler olmak, giderek alışkanlık haline gelen bir ahlak düşkünlüğünün ilk kurbanları sayılmak; kısaca kar döngüsünün bekasını sağlamak adına kendisine çizilen bir kaderi sindirmek zorunda bırakılmıştır. Kapitalizmin kadın emeği üzerine egemenliğini, bu emeğe biçim verişini ve bunun tarihi aşamalarını şimdilik ayrıntılı konuşmayalım.





Başka ellerce çizilen bu kader içinde kadın; duyguları düşünceleri ve onuruyla kendisini var edemediği gibi, bağımsızlığını ortaya koymak konusunda da incelikli düşünmekten uzak yaşamaktadır. Kemiğimize, etimize, sinirimize, ruhlarımıza kadar yapışmış, kişiliğimizde dahi gedikler oluşturmaya başlayan bu köhnemiş haller bize hangi durumlarda yabancı gelmeye başlar artık? Sınıfımızı tanımaya, birbirimizi tanımaya ve daha ana kucağında üstümüze yapışmaya başlayan görevlerin zincirleri külçe gibi ağır gelmeye başladığında. Okuma yazması dahi olmayan, yaşamına yön vermenin biricik imkanı elinden alınmış kadınlar, kendisini temsil etmekten ne kadar uzak olduğunu bilince çıkaramadan burjuva parlamentolarınca verilen ince mesajlarla susturulabiliyor. “Bir kadın olarak sus” deniyor. İşte tam da burada, sesimizin kesilmek istenmesinde, çelişkilerin keskinliği kendisini iyice hatırlatır.





Karına kar katanların sözcülüğünü yapan bu zihniyet, bize, kartondan karakterlermiş gibi davranabilir. Bunu rahatlıkla, pervasızca, azgınca rekabetin, pazar kapma yarışının ortasında bir hayvanı terbiye etme edasıyla da yapabilir. Buna cüret edenlere hatırlatırız, biz bu hayatın en ağır bedellerini ödeyenlerdik: devrilen bir kamyonetten yollara savrulan onlarca tarım işçisiydik, bir tekstil fabrikasında yakılan yüzlercesiydik, kirli savaşlarınızda canını aldığınız çocukların anneleriydik, uğursuz bir yaşama layık görülüp hayattan tek tek kopartılanlarıydık.





Bu meş’umluğun silinmez bir alın yazısı olmadığını da hatırlatalım. Kadınlar kendi kurtuluşunu, bağımsızlığını; bir fabrika direnişinde, tecavüzcü çetelere karşı Kobané savunmasında,  bilgisine susadığı kitaplarda bulacak. Daha fazla düşünecek, karar alacak, konuşacak, dayanışacak ve bu gidişe dur demenin yollarını, yöntemlerini kendi iradesiyle ortaya koyacaktır. Kafası gündelik işlerin sıradanlığı ile değil, sınıf bilincinin incelikleriyle dolacak. İşyerinde, mahallesinde, evinde kurduğu her ilişkiyi edindiği yeteneklerle geliştirebilen, çoğaltan bir özne olmasını öğrenecek. Sınırlarını artık aşmayı öğrendiği yepyeni örgütlü hayatıyla başaracaktır bunu. Bu öyle kolay da olmayacaktır, uzun ve zahmetli bir yoldur bu. Bir öğrenim gibi düşünelim bunu, gözümüze düşen gölgenin dağıldığı, zihinlerin aydınlandığı, özgüvenimizin yükseldiği, sloganlarımızın gürleştiği, mücadele yeteneklerimizin giderek belirginleştiği bir öğrenim süreci.





Kadınlara özgü yeteneklerle karakterize olmuş nice direniş örnekleri var önümüzde. Çok iyi gördük ki kadınlar mimarı oldukları hiçbir güzellikten kolay kolay vazgeçmez. İnandığı bir davayı çürümeye terk etmez. Bizler bir akarsuyun derinliği gibi algılarız dünyayı. Yaratıcılığımızın el değdiği her yerde yeni bir yaşamın yeşereceğini biliriz. Madem sömürülmenin en ağır faturası bize çıkartılmış, mücadelenin yarısından fazlası da bizim hakkımız olsun!