Arçelik LG işçileri yaşadıkları sıkıntıları, direnme kararlılıklarını ve destek-dayanışma ihtiyacını dile getiriyorlar
Bizler Kocaeli/Gebze Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Arçelik LG Klima A.Ş fabrikasında çalışan Türk Metal -sözde- sendikasına üye işçilerdik. Fakat adı geçen sendika biz işçilerin çıkarları doğrultusunda hiçbir zaman hareket etmedi.Her zaman işveren çıkarlarını gözetecek kararlara imza attı. İşverenin taşeronluğunu yaptı ve yapmaya devam ediyor. Biz bu sendikayı tanıdığımız günden bu yana kurtulmak istiyorduk.
Bursa’da başlayan ve sonrasında Eskişehir, Ankara, İstanbul, Sakarya ve Kocaeli’ye sıçrayan bu sözde sendikaya yönelik nefretin doğurduğu istifa sürecine dahil olduk.
27 Mayıs 2015 tarihinde çoğunluğu sağlayarak Türk Metal’den istifa ettik. Bunu duyan fabrika yönetimi bu istifa sürecinin daha fazla büyümesini engellemek için çeşitli önlemler aldı. Bu önlemlerin başında istifa ettiğimiz gece yarısı çalışanların telefonlarına -tarihte benzeri olmayan bir biçimde- mesaj yoluyla 27 Mayıs-2 Haziran tarihleri arasında ücretli izne ayırdığını duyurdu. İşverenin bu tutumuna karşılık yaptığımız eylemler neticesinde 1 Haziran günü seçmiş olduğumuz sözcülerimiz yönetimle görüşmeler yaptı. Görüşmeler sonucunda genel müdür Ahmet Sakızlı sunduğumuz taleplerin makul talepler olduğunu ve değerlendirmeye alacağını, istifa eden çalışanlara karşı baskı yapılmayacağını, bunun anayasal bir hak olduğunun sözünü verdi ve aynı gün ikinci bir mesajla 2 Haziran günü işbaşı yaptık.
İşbaşı yaptığımız ilk bir hafta her şey normal ilerliyordu.Ta ki bizim kararlı olduğumuzu ve bu kararımızdan geri adım atmayacağımızı anlayıncaya kadar… Bir haftanın sonunda belirli arkadaşlarımızdan hiç olmadık sebeplerle savunmalar istendi, çeşitli yollarla psikolojik baskı diğer bir adıyla mobbing uygulanmaya başlandı. Fabrika yönetimi başta sergilediği “tarafsızlığını” yitirmiş, anayasal hakları olmasına rağmen sendikadan istifa edenler üzerinde antidemokratik uygulamalar devreye sokmaya başlamıştı. Psikolojik açıdan olumsuz yönde etkilenen arkadaşlarımızdan bazıları bu uygulamalardan duydukları rahatsızlığın etkisiyle iş kazası riskiyle burun buruna çalışmak mecburiyetinde bırakıldılar.
Bütün bu baskılar dayanılmaz noktaya geldiği ve bunların sonucunda işkazası riskinin günden güne artmaya devam ettiğini gördüğümüz için 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununun belirli maddelerinde tanınan haklarımızı kullanarak böylesi bir ortamda çalışamayacağımızı, uygulanan psikolojik baskının kalkmasını işverene iletip güvenli olan bir bölgeye geçerek yasal ve barışçıl olan eylem hakkımızı kullandık. Biz iş durdurmadık! Hatta bu süreçte fabrikada bazı bölümler çalışmaya devam etti.
Yönetime bu durumu izah ettik; çalışamadığımızı, yaşadığımız sıkıntıların çözümü için seçilmiş temsilcilerimizi tanımasını ve baskıya (mobbing) son vermeleri gerektiğini söyledik. Fakat yönetim -başta kendilerinin de ifade ettikleri- bu makul taleplerimize sırt çevirip aynı gün telefonlarımıza mesaj yoluyla iş akdimizi iş kanununun 25/2 maddesine dayanarak tazminatsız olarak feshetti.
Bizler de bu haksızlığa karşı barışçıl olan eylemimizi fabrika içerisinde sürdürmeye devam ettik. Fabrika yönetimi 5 Temmuz 2015’e kadar fabrikadan çıktığımız taktirde bizleri işten atmayacağını söyleyerek güven sorununa bir yenisini daha ekledi. Sürecin başından beri bizleri oyalama yolunu seçtikleri için işten atılmama garantisini yazılı ve imzalı bir belge yoluyla bizlere sunmalarını istedik ve hep yaptıkları gibi bunu da kabul edemeyeceklerini söylediler. Böylece sözlerinde durmayacaklarını bir kez daha anlamış olduk.

İlk gün oruçlu olan arkadaşlarımıza iftar vakti yemek vermediler. Dışardan temin edilen yemek siparişlerine engel olmaya çalıştılar. İlerleyen günlerde tuvaletleri kilitlediler. İçeriye yüzlerce çevik kuvvet polisini aldılar. Fabrika önüne TOMA getirttiler. Bütün bunların fotoğraf ve video kayıtları elimizde mevcut. Bizleri oyalama yoluna gitmeyip bol keseden attıkları sözleri yazılı olarak verebilme ‘erdemini’ gösterebilmiş olsalardı bize yaşattıkları bütün bu sıkıntıları çözmüş ve işimize devam ediyor olacaktık. Barışçıl olan eylemimize karşı aldıkları önlemler niyetlerini ortaya koymaya yetiyordu.
Sonuç olarak 5 Temmuz 2015 Pazar günü iftar vaktine 5 dakika kala çevik kuvvet zoruyla fabrika önüne atıldık. Biz işçilerin en tabiİ ve yasal olan sendikadan istifa sürecinde yaşadığımız sıkıntılara karşı başlattığımız mücadelede polis teşkilatı amirlerinin konumundan, takınmış oldukları tavırdan ve birliğimize olan saldırılarından dolayı kendilerini kınıyoruz.
Böylelikle 168 işçi tazminatsız ve aslı olmadan dayandırdıkları 25/2 maddesince tazminatsız ve işsizlik maaşı alma hakkı bulundurulmadan işsiz kaldı. Daha sonrasında beş arkadaş ta bu kıyıma eklenerek bu sayı 173 işçiyi buldu. Niye mi? Sözde sendika Türk Metal’den istifa ettiler diye!..
Yıllardan beri işverenler işçiyi kontrolü altında tutabileceği bir sendika olan Türk Metal aracılığıyla işçiyi sömürmekte ve böylesi bir sendikayı kontrol edebilirken bunu kaybetmemek pahasına 173 işçiyi ve nicelerini zor kullanarak, iftira atarak, baskı yaparak ve aslı olmadan dayandırılan maddelerce işten atabilmektedir.

Bizler kabul edilemeyecek türden sıkıntılar neticesinde fabrika önünde de direnmeye devam ediyoruz. Kocaeli/Gebze bölgesinde yerel basın, çevre illerde de standlar kurarak, bildiriler dağıtarak ve sosyal medya aracılığıyla bizlere yaşatılan haksızlıklara karşı direniyor ve sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.
Bu yaşananlara sizlerin de duyarsız kalmayacağınızı düşündük. Hem yaşadığımız süreci sizlere de aktarmak hem de bu konuda sesimizi sizlerin aracılığıyla daha büyük kitlelere duyurabileceğimizi düşündük.
Bu konudaki yardımlarınızı bekliyor, iyi çalışmalar diliyoruz…