Burjuvazinin kadınların özneleşmesine duyduğu öfkenin derinliği Fuat Uğur gibi faşistler üzerinden dile geliyor
Kirli savaş konseptinin kirli kalemi Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur 13 Ağustos 2015 tarihli yazısıyla, ABD Konsolosluğu operasyonunda vurulan Hatice Aşkın ve HDP Eşgenel Başkanı Figen Yüksekdağ üzerinden devrimci, mücadeleci kadınlara öylesine seviyesiz bilindik argümanlarla saldırdı. Ahmet Arif’in şiirinde “Düşmanlığınızın bir kuralı olsun” isteminde sözü edilen “erkeklikle” alakası olmayan erkek egemen bakış açısının kuralsız dizginsizliğiyle yürüttü bu saldırganlığı. Üstelik bir zamanlar solculuğa da bulaştığı, yani devrimci kadınları “içten” bildiğini de delil olarak sunmayı ihmal etmeksizin….
Vurulsam kaybolsam derim
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da...
Şairin isteminin tersine Uğur denilen ruh hastasının düşmanlığının düsturu yok. Burjuva kapitalist sisteme karşı mücadele eden kadınları şiddet tutkunu “Ruh hastası” olarak gösterebilmek için faşizmin bilindik yöntemleri ile yazısına sözümona bilimsellik de katmayı da ihmal etmiyor. Onları, “Bir çeşit psikolojik ön savunma ya da davranış bozukluğu” olan tiplemeler diye nitelendiriyor.
Oysa kapitalizmin teknolojik gelişmeyi toplumsal denetim ve kültürel yozlaşma yönünde kullanarak, kadını da en temel malzemesi haline getirmesi, kadının cinsel bir meta olarak kullanılmasına karşı durmak değil durmamak, kabullenmek, asıl bu ruhsal bir bozukluk olurdu.
Faşist kalemşörün söyledikleri özgünlük taşımak bir yana her cümlesisi çalıntı. Hem de öyle yalakalığını yaptığı günümüz faşist tipolojilerden filan da değil 1800′lü yıllarda yaşamış Freud’dan: “Bireyler bilinçli düşünceler ile değil, ilkel bilinçdışı arzu ve hislerle hareket ederler”. Yazar bozuntusu, Freudçu yorumla Yüksekdağ’ın davranışlarını libido eksikliğine, baba özlemine bağlıyor. Çünkü onun eril zihniyetine göre sınıfa emekçilere, Kürt halkına, katliamlara, kirli savaş konseptine karşı çıkmak, ancak ve ancak ‘devrim şehitliği’ne, yani kahramanlığa dönük bir erkeklik özleminin sonucu olabilir.
Hatice Aşkın mı?! “O zaten 19 Aralık katliamını görmüş, bununla bilenmiş, yaşadığı kadar yaşamış üstelik de kanser hastası!!! “Devrim şehidi” mertebesine yükselmek için kendilerini ölümün ortasına atanlardan”…
Oysa yazar bozuntusunun da tekerleme gibi tekrarladığı faşist eril zihniyetin kadını libidodan, cinsel objeden ibaret gören mantığından tiksinmekten, isyan etmekten daha doğal ne olabilir? Kadınların kitlesel halde mücadeleye atılması için böyle “yazanların, yazabilenlerin” olduğu bir ülkede yaşamak dahi yeterli değil mi?!
Burjuva devletin tepesindekilerin, çalışan, kendi çizdikleri sınırların dışına çıkan, kürtaj olmak ya da boşanmak isteyen kadınları düşman olarak kodlamaları, sisteme karşı isyan etmek için yeterli bir neden değil mi?!
Tayt giyen, özgürce gülen, çalışan kadının cinsel bir meta olarak damgalanması, taciz ve tecavüze uğramalarının meşrulaştırılması, kadınların mücadelede öne çıkmasının nedenlerinden değil mi?
Kadından istenen, evinden dışarı çıkmaksızın hem ev işlerini yapması, hem çocuk doğurması, hem erkeğin hizmetçisi olması, hem de tüm bunlarla birlikte evden yapacağı işlerle kapitaliste artı değer sunmasıdır.

Uğur’un yazısında Yüksekdağ’a yönelik “çirkin ördek yavrusu öfkesi” yakıştırması yine erkek egemen zihniyetin kadınların direnişçi özelliklerini aslında “Erkeklerin kadınlara yüklediği güzellik sevdasına erişememiş olmanın hasedi’ diye nitelendirip görünmez kılmaya çalışma zavallılığından ibarettir. Özünde ise kadınların mücadeleye atılmasından duyulan korkunun dışavurumudur.
Erkek egemen tarih yorumu kadınların sisteme karşı mücadelesinin, histerik davranışlar üzerinden açıklanması da yeni değildir. Oysa mücadele tarihi aksinin ispatıyla doludur. Uzağa gitmeye de gerek yok. İşte Kobane, Kobane’nin sadece askeri değil, toplumsal dönüşümüne de öncülük eden kadınlar. Savaş konseptine karşı çıkarak bedenini canlı kalkan yapan kadınlarımız….
Dostun da düşmanın da teslim ettiği bu gerçekler ortadayken kendi sıfatını başkasına yakıştırmaya çalışan faşist erkek egemen zihniyetle sulanmış “beyin” ne yapıyor? Sadece devrimci kadınlar değil, muhalif her bir kadını Yüksekdağ şahsında “dırdırcı”, ‘ruh kanseri,’ ‘hiç susmayan,’ ‘otomatiğe bağlamış,’ hırslı, ‘bir erkeğin eşi’ veya ‘bir babanın kızı’ kategorisine sıkıştırma cüretini gösterebiliyor. Kadınların kadın olarak direnişlerini hiçleştirmek için çırpınıyor.
Bu saldırılar aslında bir yönüyle de sevindirici; düşmandan al haberi. Burjuvazinin kadınların özneleşmesine duyduğu öfkenin derinliğini bu tiplemelerle dile getiriyor. Lenin’in deyimiyle özgürlük kadına altın tepsi içinde bahşedilmiyor! Asıl olarak onun hem kendisindeki erkek egemen zihniyetin, toplumsal cinsiyet rollerin izlerini yıkması hem de bunun toplumsal bir mücadeleye dönüşmesi için bu sorunun öznesi olması yaşanıyor.
Alınteri okuru