Sözkonusu olan "vatan"sa

Tekmelerde şaşıracak bir şey yok, “vatan”ın bütünlüğünü, milletinin çıkarlarını savunuyordu

DÜNYA
Cuma, 11 Eylül 2015 (10 yıl 11 ay önce)

Aylan’ın cansız bedeninin sahil kenarındaki fotoğrafı, Suriye gerçeğinin en çıplak ve en belirgin haliydi. Aynı gerçeklik bu sefer bir başka görüntüde, başka bir biçimde gözler önüne seriliyor. Çocuğuyla sınırı geçmeye çalışan bir mülteci, bir kadın kameraman tarafından çelmelenip düşürülüyor. Babanın, dengesini kaybedip düşmesiyle küçük çocuğun cansız bedeni babasının altında kalıyor. İzleyen herkeste bir öfke! İnsan olan nasıl böyle bir şey yapar?!!



 



Sınırlarımızın çok uzağında gerçekleşen bu sahne ister istemez herkeste bir tepki yarattı. Bir çelme birden herkesin gündemi oldu. Kimileri gerçekten insani duygularla buna tepki verdi, kimileri tıpkı Aylan Kurdi’de olduğu gibi bunu politik bir malzeme haline getirip kullandı. Ortadoğu’yu bu hale getirenler, ortaya çıkan bu kareler üzerinden insanlık dersi verme yarışına girdiler.



 



Çok zor durumda olan, sırtında çocuğu ile sadece yaşamak için didinen birini nasıl bir zihniyet tekmeleyebilir? Adına ne dersiniz? O kareleri izlerken nasıl cümleler kurdunuz? Gazetecilik etiğinden mi dem vurdunuz? Bu kadında insanlık namına bir şeyin kalmadığını mı söylediniz? “İnsanlık bitmiş” mi dediniz? “Hayvan” mı dediniz? Kadın ya da erkek olmamız fark etmez, genetik erkek egemen kodlarımızın egemenliği altında dilinizden bir an “orospu” haykırışı mı döküldü? Sessiz sesiz iç geçirip, sadece “yazık…” demekle mi yetindiniz?



 



Avrupalıların göçmenleri sevmediğinden dem vurup, yıllardır Avrupa’da yaşayan göçmenlerin maruz kaldığı muameleleri hatırlayıp milli duygularınıza daha çok mu sarıldınız?



 



Herkes bir şeyler söyledi. Ama en çok “vatan” davası peşinde koşan milliyetçiler söylendi, homurdandı. Atılan her tekme, yıllardır Avrupa’daki ırkçıların göçmen Türk işçilerine çektirdiklerini hatırlattı. Öfkeye kaynaklık eden nedenlerden biri daha çok da bu. Öyle bir öfkelendiler ki, kendilerini hazır hissetseler ikinci bir ‘Viyana Kuşatması’ başlatacaklardı!.. Zaten en çok bu yüzden özlemiyorlar mı “büyük” Osmanlı İmparatorluğu’nu…



 



Peki o tekmeleri yağdıran kadınla hiç empati kurdunuz mu? Büyük bir hışımla düşman kalelerini topa tutar gibi tekmeler savuran kadının bunları hangi düşünce ve duygular içinde yaptığını? O tekmelere kaynaklık eden duygu ve düşünceleri Mazluma atılmış her tekmeyi kendisine atılmış sayanlar kurmasın o empatiyi…



 



Onlarla aynı dili konuşmayan, aynı kültürü temsil etmeyen, aynı düşünmeyen, yaşam koşullarının bozulmasına neden olacak mülteci görünümlü “istilacılardan” “vatan”ını koruyordu kadın. Tekmelerde şaşıracak bir şey yok “vatan”ın bütünlüğünü, milletinin çıkarlarını savunuyordu. Şaşırmayın, “Vatan”ını, milletini seven her cengaverin yaptığını yapıyordu.



 



Aradaki bağı gördünüz mü? Ne çok benziyor; inşaat işçisini arkadan ellerini kelepçeleyip yere yatırıp “Türk’ün gücünü” gösteren Özel Harekat Polisi’ne… Ne çok benziyor; Atatürk büstünü öptürmeye çalışan güruha… Ortalıkta polislerle beraber naralar atan, her Kürdü -çocuk da olsa- öldürmekten bahsedenlerle, tekmeyi atan arasında hiç fark var mı?



 





 



Kadının bağıra bağıra “söz konusu ‘vatan’sa tekmeler teferruattır” dediğini duymuyor musunuz?



 



Eylem biçimleri farklı zihniyet aynı.



 



Tarih boyu egemenlerin iktidarını koruyup güçlenmesinde önemli bir rol oynamış milliyetçilik kusuluyor o karelerden. İşte o milliyetçilik ki; hayvanlaştırıp insanlıktan çıkartarak tekme olarak dışa vuran…



 





 



Aynı zihniyet Sırbistan sınırında bir gazeteci kadın olarak karşımıza çıkarken Türkiye de, “AK” gençlik, “Ülkücüler”, TGB ve benzerleri olarak karşımıza çıkıyor.



 



Bilmeden, farkında olmadan yolu oralara düşenler, henüz vakit varken farkına varın; bu yolun sonu hayvanlaşmaya çıkıyor. Milliyetçiğin, şovenizmin, ırkçılığın çıkacağı başka kapı yok.



 



Cebinde insan gibi yaşamak için parası olmayan, sokaklara dökülen paralı askerlere yedeklenen sizler içinse, o kapının çıkışı yok!



 



Alınteri okuru