Kartal Adnan Yücel Edebiyat ve Sanat Derneği’nde işçilerle bir araya gelerek savaşı konuştuk
Söyleşiye Arçelik LG direnişinden işçiler, Afganlı inşat işçileri, devlet demiryollarında çalışan işçiler, hasta bakımında çalışan işçiler, Gülsuyu emekçileri, İnşaat İşçileri Sendika Başkanı Mustafa Adnan Akyol ve sendika üyeleri katıldılar.
Arçelik LG direnişçileri kendilerinin bu söyleşiye bireysel olarak katıldıklarını, direniş adına gelmediklerini özellikle belirttiler. Bunun nedenini ise şöyle ifade ettiler:
Arçelik direnişinde olan direnişçilerle bu savaşa aynı yerden bakmıyoruz. Direniş çadırında bunu ön plana çıkarmadan direnişi sonuna kadar götürmeye kararlıyız. O nedenle bizler kendi insiyatifimizle bu söyleşiye gelmeye karar verdik.
İşçilerle kirli savaşı konuşmadan önce birçok direnişteki sohbetlerden edindiğimiz izlenimle işçilerin yıllardır Kürdistan’da yapılan katliamlarla ilgili bilgilerinin olmadığını düşünerek “Küçük Kara Balıklar” belgeselini izledik.
Alınteri olarak böyle bir söyleşinin işçiler ve emekçiler cephesinden bir ihtiyaç olduğu dile getirildikten sonra söyleşi başladı. Söyleşide genel olarak PKK, devletin ona ve Kürtlere düşmanlaştırmasının sebepleri, özyönetimler ve işçilerin bütün bunların karşısında tutumlarının ne olması gerektiği konuşuldu. Ayrıca, burjuvazinin, ve sermaye yandaşı işveren sendikalarının çağrısıyla yapılan “Teröre lanet, bayrağa saygı” yürüyüşü üzerinde duruldu.
İlk olarak söz alan işçi, belgeseli izlerken çok etkilendiğini söyledi:
Kafamda iki şey şekillendi. Bunlardan birincisi, devletin düşmanlaştırdığı, Kürtçenin sürekli yasaklandığı, orada katliamı yapan devlet değil, devletin mekanizmalarını elinde bulunduran sermaye, zenginler yapıyor. Neden bunlar cepheye gönderilmiyor?
İkinci olarak ise PKK konusunda net olmayan şeyler var. PKK gerçekten Terör örgütü müdür. PKK hangi nedenlerle ortaya çıkmıştır. Zorunluluk sonucu mudur? Bunun işçilere anlatılması gerektiğini düşünüyorum; bu konuda işçilerin kafası hiç açık değil, onu bir terör örgütü olarak görüyorlar.
İnşaat İş Sendikası Başkanı Mustafa Adnan Akyol, işçinin bu sorularını kendi yaşadıklarından yola çıkarak yanıtladı. Akyol, yıllar önce Bulgaristan’a göç eden Türk işçilerinin üzerinde yoğun baskılar olduğunu, Türk işçiler bu baskılara karşı mücadele ettikleri zaman onlara gerilla dendiğini, ancak Bulgaristan’ın terörist olarak ilan ettiğini söyleyerek PKK’nin de baskılara ve katliamlara karşı mücadele etmek için dağa çıkmak zorunda kaldığını bu nedenle devletin PKK’lileri terörist olarak ilan ettiğini ve işçilere emekçilere böyle gösterdiğini söyledi.
“Neden devlet düşmanlaştırılıyor, devlet başkalarının elinde de olabilir ve daha iyi yaşam koşulları olabilir…” sorusu ise şöyle yanıtlandı:
Kürdistan’da saldıran asker, polis, jandarma kendi isteğiyle değil kendilerine verilen emirlerle oradasaldırıyor, katliam yapıyor. Orada devlet adına var. Polisi, jandarmayı, askeri… yediden yetmişe herkes devlet olarak görür, tanır, bilir. çünkü saldırırken de konuşurken de ‘devlet biziz’ derler. Bunu kendi yaşadıklarımızdan da gördük.
Kürdistan’da devletin saldırılarıyla birlikte özyönetimlerin ilan edilmesinin gerekçeleri de şöyle anlatıldı:
Yıllar öncesinde de yasalarda geçirilmeye çalışılan yerel yönetim konuları vardı. Ancak hayata geçirilmedi. Yerel yönetimler bulundukları yerellerdeki sorunları daha iyi bilirler; o sorunlara çözümü kendilerini daha iyi bulabilirler. O yerelin nelere ihtiyacı olduğunu ancak yaşayanlar kararlaştırabilir ve kendilerini daha iyi yönetebilir. Dışardan atanmışlar yerele hakim olamaz, ihtiyaca cevap veremez. Ayrıca bir bölgenin valisinin, kaymakamının orada yaşayanlar tarafından seçilmesi daha gerçekçidir.
Ayrıca, burjuvazinin fabrikalarda işçileri etnik kimlikleriyle ayrıştırarak onların bir sınıfa ait oldukları gerçeğinin karartılmasını sağladıklarından; milliyetçi ve şovenist duygularla işçiyi işçiye kırdırarak emek sömürüsünü görünmez hale getirmeye çalıştıklarından söz edildi. Aynı zihniyetin bugün Kürdistan’da, yaşayanların sadece Kürt olmalarından kaynaklı katliamlar gerçekleştirdikleri konuşuldu.
Bütün bunlar konuşulduktan sonra bu savaşı ancak işçi sınıfının durdurabileceği ifade edildi. İşçilerin etnik kimliklerine bakılmaksızın aynı fabrikada, aynı sömürüye, baskıya maruz kaldıkları, işçileri sömüren, etnik kimlikleriyle ayrıştırmaya çalışan egemenlerin Kürdistan’daki katliamlarına karşı birlikte mücadelenin önemine değinildi. “Ezilen, katledilen Kürtlere omuz vererek kirli savaşa karşı topyekun karşı konulmalıdır” denildi.
Belgeselden sonra başlayan söyleşi, yaklaşık bir saat kadar sürdükten sonra sonlandırıldı.