IFF direnişinde 16. gün

IFF direnişinin 16. gününde direnişçi işçilerle konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 24 Eylül 2015 (11 yıl 1 ay önce)

IFF Aroma ve Esans Fabrikası’nda sendikalı oldukları için işten atılan yirmi beş işçinin direnişi 16 gündür fabrika önünde devam ediyor. Direnişçi IFF işçileri, sendikal süreç ve sonrasında yaşadıkları baskıları anlattılar. Kurban Bayramı'nda fabrika önünde direnişlerine devam işçiler, bayramdan sonra işe iade davasını açıp haklarını yasal yollardan da aramaya başlayacaklar.



 



IFF direnişinin 16. gününde direnişçi işçilerle konuştuk



 



Alınteri: Çalışma koşullarınızdan bahseder misiniz?



 



Murat: İlk defa fabrikada çalışmıyorum. 7-8 senelik fabrika hayatım var. Uygulamalara yabancı değilim. Buradaki eksiklikleri dile getirdik, ama karşılığında hiçbir gelişme olmadı. Bizi sadece oyaladılar; şu olacak, bu olacak gibi belirsizliklerle geçiştirmeye çalıştılar. Bakıyoruz ki hiç kimseye değer verilmiyor. Arada bir pohpohlayarak geçiş yapılmaya çalışılıyor. Bizim insanlarımız biraz pohpohlamayla her şeyi unutuveriyor, genellikle yapılan şeyler böyleydi. İnsana verilmeyen değeri görünce, bazı şeylerin yanlış gittiğini anladık.



 



İki vardiya çalışırken Cumartesi ve Pazar günleri tatildi. Bize fabrikanın büyümeye başladığını söylüyorlar, bunu söylerken de vardiya sistemini değiştirip üç vardiyaya çıkarıyoruz dediler. Yani Cumartesi Pazar tatilini elimizden almaya kalktılar. Eğer fabrika büyüyorsa bu biz işçilerin sayesinde oluyor, 'bizim de ücretlerimizde gelişme olmalı' diye düşünüyoruz. Ama fabrika büyüdükçe bizden daha çok üretim ve çalışma istediler. Ama bizleri bir araya toplayıp "Arkadaşlar bizim şöyle düşüncelerimiz var bu konuda siz ne diyorsunuz" demediler. Bize sormak yok, "Biz istedik oldu" dediler. Böylece Cumartesi tatilimizi aldılar. Çalışma koşulları daha zorlaşmaya başladı.



 



Alınteri: Çalışma koşulları böyle değiştirilirken siz bunun böyle gitmemesi gerektiğini fark ettiniz; ya çalışan diğer işçiler bu konuda ne düşünüyorlardı?



 



Murat: Bunu herkes gördü, herkes biliyor koşulların ağırlaştığını ama bazı şeylere herkes cesaret edemez. Ben senelerdir çalıştığım hiçbir yerde altta kalmadım. Hep işverenin karşısına çıktım. Bunun için de hiçbir yerde fazla tutunamadım. Ama pişman değilim; en azından kendimi ezdirmedim, haksızlıklara sessiz kalmadım. Şunu da belirteyim, buradaki konumum çok iyiydi, karışanım falan yoktu. 2000 lira ücret alıyordum, istediğim saatte geliyordum, istediğim zaman senelik izin kullanıyordum. Birçok işçi burada senelik izin kullanamazken ben çok rahat kullanabiliyordum.



 



Alınteri: Sizin konumunuz nasıl böyle rahatlık sağlıyordu, biraz açar mısınız?



 



Murat: Farklı bir üretim yapıyordum. Biraz da diyalogla alakalı bir durum, bazı şeylerin yanlış gittiğini görünce, nasıl düzeltebiliriz, dedim. Bunun üzerinde düşünmeye başladım; biliyorum daha kötü olacak koşullar. Genelde büyümeye başlayan firmalar çalışan açısından iyi olmaz. Fabrika büyür, çalışanın koşulları daha kötüye gider. Koşullar kötüye gittiğinde bizi kurtaracak olan en temiz şey sendika olabilirdi, "sendikaya üye olursak içerde temsilciliğimiz, söz hakkımız olacak ve işveren sendikadan habersiz hiçbir şey yapamaz" diye düşündüm. Bunu önce hiç kimseye söylemeden kendim araştırmaya başladım. Konuştuğum arkadaşlar beni Tek Gıda-İş Sendikası’na yönlendirdiler, Yunus Başkan’ı önerdiler. Yunus Başkan’ı telefonla arayıp konuştum, daha sonra yüz yüze konuştuk. Ben daha çok sendikaya değil de Yunus Başkan'ın kendisine güvendim.



 







Alınteri: Bu sektörde sendikal örgütlenme yapan biliyorsunuz sadece Tek Gıda İş değil, DİSK Gıda-İş Sendikası da var. Neden DİSK değil de Tek Gıda İş’i tercih ettiniz?



 



Murat: Valla bunun bir cevabı yok, özel bir tercih değil, ilk oraya gittim, Yunus Başkan’la konuştuktan sonra ona güvendim o yüzden. İlk DİSK’e gitmiş olsaydım belki de orası olurdu bir tercih değil işin açıkçası. Yunus Başkan da o güvenimizi şimdiye kadar boşa çıkarmadı. Bizi hiç yalnız bırakmadı, bizimle birlikte burada gece gündüz yanımızda.



Fabrika içinde sendikal örgütlenme çalışmalarına başladık. Önce benim çok samimi olduğum arkadaşlarıma, sonra fabrikanın her bölümünde örgütlenmek için baharat bölümüme gittik. Böylece bir buçuk hafta gibi kısa sürede sendikanın söz sahibi olabileceği üye sayısını bulduk, bakanlığa gönderdik. Yasal çoğunluğu elde ettik, ardından sözleşme yetkisini bakanlıktan aldık. Yönetim itiraz sürecini geçirdi ve ilk önce itiraz edemediler, ama ne yapıp edip bir yolunu buldular ve ek itiraz süresi aldılar.



 



Bizde nasıl yaptıklarını hala anlamış değiliz. Bunun üzerine işçilere davranış şekilleri değişti, baskıları arttırdılar.



 



Burada 9 senedir çalışan biri mutlaka bu süre içinde işe geç geldiği zaman olmuştur. Ama şimdiye kadar hiç tutanak tutulup da savunma istenmemiştir hiç kimseden, ama sendikal örgütlenmeye itiraz ettikleri andan itibaren bunları yapmaya başladılar. Sormazlar mı, hiç kimse dokuz senedir hiçbir şey yapmamış da, şimdi sendikalaşmadan sonra bunlar yapılmaya başlandı diye.



 



Fatih: Ben emisyon bölümünde çalışıyorum. Bu süreç başladıktan sonra beni en ağır bölüme göndermeye başladılar. Bir süre orada kendi bölümümde çalışıyordum. İlk önce, bu belki gereklidir diye düşündüm. Ama kendi şefim, beni gönderdikleri bölüme geldiğinde, oradakilere gözümün içine baka baka; "Bu adamı iyice ezin, en ağır yere verin" dedi. Oradakiler kendi adamlarıydı, seve seve söylediğini yapıyorlardı. Yıllarca hiçbir şekilde tutanak yemediğimiz şeylerden tutanaklar tutulmaya ve sık sık tekrarlanmaya başlandı. Biz daha önceleri sakal bıraktığımızda, fabrikanın Genel Müdürü "Bone taksınlar bir şey olmaz" diyordu. Fakat sendikalaşmaya başladıktan sonra 'neden sakal bırakıyorsunuz' diye tutanak tutmaya başladılar. Bunlarla da yıldıramadılar, kuralsa kurala uyarız dedik.



 



Baktılar ki bizi sendikadan vazgeçiremiyorlar, içimizden iki arkadaşı kenara çekerek sendikadan istifa etmelerini sağladılar. Nasıl yaptılar anlamadık. Bu istifa eden arkadaşlar, diğer arkadaşları tek tek odalara ya da köşeye çekip istifaları arttırmaya çalıştılar. Önce "Herkes ister üye olur, isterse istifa eder, bu kendi tercihleri dedik," ama baktık ki işin gerçek yüzü öyle değil. Murat arkadaş gitti konuştu: "Bu arkadaşlara baskı mı yapıyorsunuz, ne söylüyorsanız bunu yapmayın, bu yaptığınız yasal olarak suçtur ve cezası 6 aydan başlar, ona göre bundan vazgeçin yoksa savcılığa şikayet ederim" dedi. Bu adamlar bunu tehdit olarak algılayıp yönetime "Murat arkadaş bizi tehdit ediyor" diye şikayette bulundular. Bu da bizim işten atılmamıza zemin oldu.



 



Mahkemeye gidip süreci bekleyeceklerine, patron ne dediyse bize burada onu yaşatıyorlar. Çıkış kağıdına 25/2’den diye yazılmış. Bizi işten attıktan sonra içerdekilere, bunu baskı aracı olarak kullanıyorlar. İçerdeki adamlara; "Bak onları işten attık işsizlik maaşı bile alamıyorlar" diyerek baskı uygulamaya çalışıyorlar. Ama içeride sendikaya üye olan arkadaşlarımızın üzerinde istedikleri etki oluşmadı, oluşmayacak da.



 



Bir başka şey ise bu fabrikaya ilk girişte iki aylık deneme süresi vardır. O iki aylık süreyi geçersen kadroya alınıyorsun. Sendikalaşma süreci başladıktan sonra şefler, iki ayı dolduranlar için; "Sendikaya üye olmayacağına namusun ve şerefin üzerine söz verirsen kadroya geçersin yoksa geçemezsin" diye baskı uygulama başladılar. Buna benzer birçok şey yaşadık. Ama direnişe devam etmekte kararlıyız. Bayramdan sonra da işe iade davasını açıp yasal süreci başlatacağız. Tüm emek dostlarını direnişimize destek olmaya davet ediyoruz.