Ortadoğu’da “iyi emperyalist” Rusya

Ortadoğu'da, Rusya’nın emperyalist oyunlarda daha atak boy göstermesine açık-örtük sempati sesleri çoğaldı

DÜNYA
Cumartesi, 26 Eylül 2015 (10 yıl 11 ay önce)

Helin Adar



 



Emperyalist kapitalizmin yaşadığı bütünsel ve derin kriz, petrol ve doğalgaz kaynaklarının bulunduğu bölgeler ve taşıma güzergahları üzerindeki hegemonya ve güç mücadelelerine de bütün şiddetiyle yansıyor. Emperyalistler arasında var olan rekabet ve hegemonya savaşına yeni denklemler ekleniyor. Krizin derinliği rekabetin kızıştığı bölgelerin arka planında yaşanan “iç savaşlar” vekalet savaşları da farklı düzlemlere taşınmak isteniyor. Ortadoğu, özelde Suriye üzerindeki emperyalist kapışma daha bir kızışıyor. Bilindiği gibi Esad rejiminin yürüttüğü vekalet savaşının arkasındaki el Rusya’nın daha dolayımsız ve açık “IŞİD’e karşı koalisyonda ben de varım” demesi, sahada askeri varlığını tahkim etmesi ve Suriye Ordusu’nun savaş kapasitesini arttırması yaşandı, yaşanıyor.



 



Bu panoramada “Yeni” olan emperyalistlerin iyice kaotikleşen ve içinden çıkamadıkları bölgeye kendi çıkarları, kendi egemenlik savaşları doğrultusunda “çözüm“ arayışları. Rusya’nın bu “oyun kuruculukta“ Ukrayna cephesinden sonra Suriye’de de daha atak ve açık rol oynamaya kalkışması.



 



Anormal olan ise Rusya’nın emperyalist oyunlarda daha atak bir tavır içine girerek boy göstermesine açık örtük sempati seslerinin çoğalması. Bölgedeki “çözüm arayışlarında” “umut” olarak gösterilmesi. -hem de “Sol” adına “sol” gazetelerdeki yorumlarda. Başka bir boyutta başka bir tarihi kesitte yaşıyormuşçasına bunu açıktan savunanlar belki fazlaca ciddiye alınmayabilirdi. Fakat Rusya’nın bölgeye daha açıktan müdahalesini “Satranç ustası Ruslar”, “Oyun kurucu olarak sahadalar”, “Oyun değiştirici” şeklinde tezahürat yapanların sayısı az değil.



 



Emperyalistler arası yeni denklemlerin sözüm ona yorumunda Rusya’nın ataklarını “Bir umut” olarak gösterme, hele hele Stalin’in 2. Dünya Savaşı’nın başlarında uyguladığı taktiklerle benzeştirme değerlendirmelerini görünce insan “Ne dediklerini bilmiyor bunlar” duygusunu yaşamaktan kaçamıyor. Bu bir de bölgedeki işçi ve emekçiler, ezilen halklar, adı konulmamış bir “Paylaşılmış dünyanın yeniden paylaşımı” savaşının tüm acılarının yükünü taşıdığı, çıkış yolu aradıkları bir dönemde yapılıyorsa siyasal suçu ve vebali daha da ağırlaşmaktadır. Üstelik Rojava gibi her santimetresi kanla savunulan, IŞİD çetelerini asıl durduran ve geriletenin bu direniş olduğunu dost da düşman da kabul ediyorken, bölgede demokratik ve halkçı özelliklere sahip bir model varken, umut olarak “Rusya” sunuluyorsa buna bilinçli ya da bilinçsiz halkların kendi gücüne güvenmeme dahası güvensizleştirme demek yanlış olmayacaktır.



 



ABD ve koalisyon güçleri karşısında atağa geçen Rusya’ya gülücük atma, Rusya’nın da bölgesel güç mücadelesinde IŞİD’i bitirecek tek güç olduğu gibi siyasal yorumlar, Rusya’nın da Ukrayna cephesinden sonra Suriye cephesinde en az ABD ya da diğer ülkeler kadar emperyalist hesaplarının peşinde olduğu gerçeğini ne değiştiriyor ne de gizliyor.



 



Emperyalistler arası tepişmelerin, çatlakların derinleşmesinin objektif olarak bölge halklarının mücadelesine yaraması başka bir şeydir; bir emperyalist bloka karşı (Başını ABD’nin çektiği, Türkiye, S. Arabistan, Katar dörtlüsü) başka bir emperyalist ülkeyi “umut” olarak göstermek, bölge halklarında yanılsama yaratacak yaklaşımlar başka bir şey. Kaldı ki, Rusya’nın boylu boyunca bölgeye daha dolayımsız dalmak istemesinin, emperyalistler arası çatlakların derinleşmesinin bölge emekçilerinin, halklarının yararlanacağı bir denge ortaya çıkartıp çıkarmayacağını söylemek için henüz erkendir. Durum buyken Rusya’ya biçilen bu olumlu rol neyin nesidir?!



 





 



Esad gitse de kalsa da



 



Emperyalistler ve bölge devletleri arasındaki diplomatik paslaşmalar “Esad gitsin mi kalsın mı” noktasında toplaşıyor gibi yansıtılmaktadır. Oysa bölgede “oyun kurucu” emperyalist ülkelerin herbiri kendi denetimlerinde kuracakları bölgesel hegemonya ve istikrarı sağlayacak unsurlar, bunu sağlayacak işbirlikçi kukla rejimler peşindeler. Kendilerinin besledikleri savaş çetelerinin denetiminde karşılaştıkları güçlükler, istikrarsızlık ve kontrol edememe hali, onları aralarındaki dalaşta geçici de olsa çeşitli dengeler kurma çabasına zorlamaktadır. Yeniden “düzenleme sürecine” zorlamaktadır. Bunun taşlarını döşeyecekleri askeri siyasi şantajlar yapmaya zorlamaktadır. İran’la yapılan son anlaşma bunun bir ifadesiydi. Bu durum, hasmı emperyalist ülkeler karşısında güçlü bir pozisyon kazanmak isteyen Rusya’nın Suriye politikasında atağa geçmesine de yansıdı. Göçmen akınına uğrayan AB emperyalistlerinin “Esad gitmeli” söylemini değiştirmelerine de... Fakat aralarındaki çelişki ve rekabetin derinliği, bu dengelerin hızla bozulmasına da neden olabilecek nitelikte.



 



ABD’nin şu anda Ortadoğu’da yeni düzenlemeler için elindeki en önemli koz “IŞİD ile mücadele” ve hava saldırıları. Bugüne dek Esad gerici rejimine her türlü desteği sunan Rusya’nın bu kez dolayımsız tatbikatlar, askeri yığınaklar ile Suriye’deki askeri varlığını güçlendirmesi çelişkileri ve esneme noktaları arayışlarını yeniden masaya getirdi. Rusya ile ABD arasındaki görüşmeler devam ediyor. ABD, IŞİD’e karşı savaşta Rusya’nın “önemine” dikkat çekerken, Esad rejiminin “çözümün değil sorunun parçası” olduğu tezinde ısrar ediyor. Erdoğan’ın Rusya ziyareti ve ardından tükürdüğünü yalayan bir tarzda “Geçiş döneminde Esad kalabilir” söylemi yine aynı kapsamdadır.



 



Rusya da sahaya daha dolayımsız daldığını ve dalacağını inkar etmiyor zaten. Üstüste yenilgiler alan Suriye Ordusu ve Esad bir daha ülkenin tamamına hakim olamayacak olsa bile kilit önemdeki kıyı hattını tutmaya girişiyor. Sovyet döneminden beri var olan Tartus Limanı’nı güçlendiriyor, Doğu Akdeniz’de tatbikata girişiyor. Suriye’yle 1980’deki dostluk anlaşmasını canlandırıp Lazkiye’nin güneyinde Ceble’deki havaalanını hava üssüne dönüştürüyor. Rus hava üssünde Rus görev gücü için prefabrik barakalar, mobil hava savunma sistemleri kuruyor. Rusya’nın Ortadoğu’daki son hamleleri, bu “düzenlenme sürecinin” henüz sonuçlarının kestirilmesi zor olduğu yeni döneme işaret ediyor.



 



Avrupalı emperyalistlerin de arkasında durduğu “Esad gidecek” söylemi ise yerini başka söylemlere bıraktı. Suriye’de “rejim değişikliğinin sığınmacıları” Avrupa’ya akarken, İngiltere ilk kez çözüme yardım edecekse geçiş döneminde Esad’ın iktidarda kalmasını kabulleneceğini dile getirdi, Fransa’dan benzer sesler var. Avusturya Esad’ın IŞİD’le savaşta yer almasının, İspanya ise Esad’la müzakerenin şart olduğunu açıkça söyledi. Suriye’de taşlar yeniden düzenlenmek istenirken bu görüş öne çıkmaya başladı.



 





 



“İki faşistin savaş olanakları daraldı mı?”





Ortaya çıkan durumun bölge halklarına olanaklar sunduğu abartısını abese vardıran cenahın prototiplerinden biri Murat Karadeniz’dir. O Rusya’yı “Gezegendeki herkesin umudu” olarak savunan, açık konuşanlardan. Fakat kendisi başka bir gezegende yaşıyor gibi. Yazarın Rusya’ya iltifatlarıyla başlayan yorumları insanın aklına ilk olarak şu soru getiriyor: Yazar hangi dönemde yaşıyor, hangi Ortadoğu’dan, hangi Rusya’dan bahsediyor?! 1945′lerdeki Sosyalist Sovyetler Birliği’nden mi yoksa günümüz emperyalist Rusya’sından mı? Rojava direnişi ve devriminin değil, kendi çıkarları gereği Esad gerici rejiminin arkasında duran ve her türlü silah yardımı yapan Rusya’dan mı söz ediliyor?!



 



Yazar Rusya’nın açık hamlelerinin her iki faşistin savaş olanaklarını -Erdoğan ve Netanyahu- daralttığını söyleyerek başlıyor, Rusya’nın Ortadoğu’daki ataklarını 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcındaki sosyalist SSCB’nin izlediği taktiklerle aynılaştıran kelalaka yorumlardan çıkıyor. Buna iki farklı tarihsel dönem arasında kaba paralellik kurma filan da denemez. Resmen başka bir boyutta başka bir gezegende yaşamak denir:




Ancak Rusya’nın bu karşı hamlesinin Ortadoğu’yu kat be kat aşan başka bir anlamı daha var; Rusya, bu hamleyle, Napolyon ve Hitler’den sonra bir 3. saldırıyı daha, NATO saldırısını, kendi topraklarında, ‘göğsünde yumuşattıktan sonra’ karşılamayacağını da ortaya koymuş oldu. Ukrayna’da çizilen cepheye Suriye’yi de dahil etti. Hiç tartışmasız dünya savaşına giden yolda -bkz 2. Dünya Savaşı öncesi Japonya’ya konulan ambargolar- belirgin bir adım olarak kabul edilmesi gereken ambargoların da kendi üstünde hiçbir yaptırım gücü olmadığını dosta düşmana deklare etmiş oldu.




"Birçok Batılı tarihçi Stalin’i, II. Dünya Savaşı öncesi Hitler’le yaptığı saldırmazlık anlaşması nedeniyle eleştirir (Savaştan günler önce Berlin dönüşünde uçaktan elinde Hitler’le yaptığı saldırmazlık anlaşmasını sallayarak inen İngiltere başbakanı Chamberlain’i görmezden gelerek). S.S.C.B. savaşı mümkün olduğunca geciktirmek zorunda olduğunu iyi biliyordu, bu sayede Sovyet ağır sanayiini, savaştan önce Uralların arkasına taşımayı başardı” dedikten sonra asıl baklayı ağzından çıkartıyor:




Şimdi Putin, yine bir dünya savaşından önce, S.S.C.B.’nin dağılmasından sonra gerçekten dağılmış olan silah sanayiini, Rus ordusunu ve yeni Rus milliyetçiliğini… Kızıl Ordu’nun zaferleriyle soslandırarak, Rus halkını tekrar bir araya getirmeyi başarmış gibi gözüküyor. Bu toparlanma açıkçası dünya gezegeninde yaşayan herkes için bir umut… (S 300: İstikrarın füzeleri, Murat Karadeniz, 17 Eylül 2015, sendika.org)




 





 



Oysa eğer Stalin yoldaş, emperyalist paylaşım savaşı, sosyalizm lafları ağza alınacaksa, günümüze de ışık tutan Stalin yoldaşın eserlerinde “Eşitsiz ve sıçramalı gelişim” çözümlemesi anılmalıydı:




Dünya ekonomisinin gelişmesi, emperyalist grupların pazar uğruna, hammadde uğruna, eski nüfuz alanlarının genişletilmesi uğruna çılgınca, ölümüne ya da kalımına verdikleri bir mücadele koşulları altında yürür. Bu gelişme eşit değil ilerlemiş güçlerin pazarlardan sürülmesi ve yeni güçlerin ön plana çıkması biçiminde sıçramalı bir şekilde gerçekleşir… Artık paylaşılmış olan dünyanın periyodik olarak yeniden paylaşılması böylece mutlak bir zorunluluk haline gelir; bu yeniden paylaşımlar bundan dolayı ancak şiddet yoluyla, şu ya da bu emperyalist grubun iktidarının şiddet yoluyla sınanmasıyla gerçekleştirilebilir. (Stalin, Eserler 8. cilt)