Emeğin haklarını büyütmek için

İşçi sınıfı ve emek hareketi açısından, “barışçıl eylem” ve “yasal yol” saplantısı hükmünü yitirmiştir

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 4 Kasım 2015 (10 yıl 11 ay önce)

İşçi sınıfı ve bir bütün olarak emek hareketi açısından, “barışçıl eylem” ve bu zemin üzerinden yükselen “yasal yol” saplantısı hükmünü yitirmiştir. Bu doğrultuda hareket eden kendini oyalama pratiklerinin yol alma ve kazanma şansı yoktur.



 



İşçi sınıfının ekonomik ve siyasal haklarının güvencesi olan grev hakkının dahi çok rahat ve pervasız bir biçimde gaspedilip yasaklandığı, en küçük hak alma mücadelesinin yasaklar zinciriyle engellendiği, patron-devlet işbirliğiyle her türlü baskı ve şiddetin uygulandığı koşullarda “yasal” olana doğru daraltılan bir mücadele pratiği, en başta kendisini etkisiz ve geçersiz kılmış olur.



 



12 Eylül askeri faşist anayasasının yürürlükte olduğu, çeşitli kararnamelerin ve iç güvenlik paketi gibi yasallaştırmaların yaşam bulduğu yerde, işçi sınıfı ve emekçilerin haklarını koruyan yasaların varlığından söz etmek dangalaklık olur. 7 Haziran seçim sonuçlarının açığa çıkardığı gibi, parmak indirip kaldırmaya bile izin verilmeyen bir atmosferde işçi sınıfının sığınabileceği yasalardan bahsetmek açık bir aymazlık ve çarpıtmadır.



 



Burjuvazi ve onun devletini yasaları istediği biçimde ve yönde kullanmaktan ancak fiili-meşru militan mücadele hattı alıkoyabilir. Ankara Katliamı’nda ölümsüzleşen Serdar Ben yoldaşın İMC TV’de katıldığı bir programda, inşaat işçilerinin örgütlenmesini anlatırken altını net bir biçimde çizdiği gibi; “Kendi yasamızı, kendi hükmümüzü yeniden yazmamız gereken bir süreç yaşıyoruz.”



 



Madem burjuvazi ve uşakları kendi koydukları yasaları hatta anayasayı bile pervasızca çiğniyor, spor kulübü başkanı ya da parti yöneticisi kılığındaki mafya bozuntuları bildiklerini okuma hakkını kendilerinde görüyorlar biz işçiler neden, niye korkalım? Dolayısıyla kendi hukukumuzu kendimiz kesip, kendi kurallarımızı neden biz de kendi gücümüze dayanarak sınıf düşmanlarımıza dayatmayalım.



 



Bu yüzden yaşamın diğer alanlarıyla birlikte, işçi sınıfı ve emek hareketi üzerinden burjuvazinin ihtiyaçlarına göre tahkim edilen yasaları da kuşatma altına alan bir hak alma mücadelesinin örülmesi önemli bir eşik olacaktır.



 



İşçi sınıfının geniş bölüklerinin sendikasız, örgütsüz olduğu gerçeği de gözönünde bulundurulduğunda böylesi bir mücadele hattının örülmesi oldukça zahmetli bir uğraş olarak önümüzde duruyor. Fakat aynı zamanda devrimci olan da bu zorun aşılmasına yüklenmektir.



 







Davamız yalnızca ekmek davası değil



 



Yaşanan ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal çöküntü ve iç savaş koşullarında işçi sınıfı içerisinde ortaya çıkabilecek sıçramalı gelişmelerin yönünü belirleyecek olan sınıf içerisinde yürütülen devrimci faaliyetin çapı olacaktır. Bu faaliyet, kendini -o ya da bu biçimde- süren direnişlerle ilişkilenme çabasıyla sınırlamadan, o direnişlerin ‘dar alanda kısa paslaşmalar’ biçiminde kendini tekrar eden yönlerini de aşmasını sağlayacak bir kapsamda yürütülmek durumundadır.



 



Bir yandan sınıfın yakıcı sorunları olan sendikasızlaştırma, işten atma, ücret gaspı gibi saldırılara karşı patlak veren direnişlerin kazanma iradesiyle yürütülmesi için seferber olurken, diğer yandan kölelik koşullarına mahkum edilen sınıfın geniş bölükleri içerisinde yaratılan toplumsal kutuplaşmanın, emeğin haklarını genişletme mücadelesiyle aşılmasına yüklenilmelidir.



 



Burada “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” esprisinin ruhuna uygun bir mücadelenin örgütlenmesi önemlidir. Bu yönelim sınıfın bilincini dumura uğratan, kendisini bir sınıf olarak tanımlamaktan alıkoyan “Benim kavgam ekmek kavgası” darlığını aşmanın da yolunu gösterecektir.



 



Eşitlik, özgürlük, kardeşlik demeyen bir “ekmek davası”, egemenlerin kışkırtmasıyla farklı etnik ve inanç kimliklerine sahip işçi sınıfının birbirini boğazlamasını getirebiliyor. Kendi boğazından geçen lokmanın artmasının yolunun, sınıf kardeşinin boğazından geçen lokmanın azalmasından geçtiğini sanabiliyor. Dünyada ve yaşadığımız coğrafyada bunun sayısız örneklerine tanık olduk, olmaya devam ediyoruz.



 



Bu tabloyu, zorla yaptırılan 1 Kasım tekrar seçim sonuçlarının daha da derinleştireceği açıktır.



 



Keskinleştirilen toplumsal kamplaşmaya karşı “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” temelinde, işçi havzalarında, fabrikalarda, emekçi semtlerinde işçi sınıfı ve emekçilerin ekonomik, siyasal, sosyal haklarının genişletilmesi mücadelesinin anlamlı örneklerinin yaratılması için yüklenilmelidir. Bu yönelime itilim kazanıdırıldığında, bunun “yasal” sınırları yaran militan işçi hareketinin tohumlarının ekilmesine de önemli katkısı olacaktır.



 



[Alınteri’nin Kasım 2015 tarihli sayısının DSB köşesinde yayınlandı]