‘Kendi davası için dövüşmeyen, dövüşür düşmanın davası için’ dizeleri, yaşanan durumu çok net tanımlıyor
Türkiye’de kapitalistleşme süreci ve işçi sınıfının ortaya çıkışı tarihsel olarak gecikmeli olmuştur. Dolayısıyla bu durum, burjuva düzeyde de olsa kendi gelişim seyri içerisinde toplumsal devrim deneyimi yaşamayan işçi sınıfı ve emek hareketinde köklü bir demokratik bilincin gelişmesini örselemiştir.
Gericilik birikiminin işçi sınıfı ve emekçiler içinde de bu kadar etkili ve yaygın olmasının tarihsel nedenlerinden birisidir bu. Kendisi dışındaki her şeye karşıt Sünni Türk-İslam saikleriyle şekillendirilen toplumsal doku, önce Ermeni ve Rum gibi gayrimüslim halkların kırımı üzerine örülmüş; Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından bu kırım ve düşmanlık, Kürt halkını da içine alıp derinleşerek ilerlemiştir. “Tek din, tek dil, tek millet” kafatasçı anlayışının bu kadar etkili olmasının tarihsel arka planında bu gerçekliklerin önemli bir etkisi vardır.
Bugün işçi sınıfı ve emekçiler içerisinde bile geniş kesimlerin, iktidarlaşma sürecinde bu tarihsel-toplumsal gericilik birikimine yaslanan AKP’nin arkasında mevzilenmiş olmasında bu şekillenişin payı büyüktür.
‘İşçi sınıfının kendisi için sınıf olamaması’ durumu, yaratılan toplumsal kamplaşma doğrultusundaki yapay saflaşmalarda onun sınıf düşmanlarının peşinden sürüklenmesini getiriyor. ‘Kendi davası için dövüşmeyen, dövüşür düşmanın davası için’ dizeleri, yaşanan durumu çok net tanımlıyor.
İşçi sınıfı içindeki devrimci çalışmanın mevcut durumu (cılızlığı), karşı devrimci güçlerin çeşitli araç ve olanaklarla bu alanda yarattığı etkiyi kırmaya yetmeyecektir. Dolayısıyla işe, işçi sınıfı içerisinde devrimci çalışmanın kapsamını büyüterek başlamaya ihtiyaç var. Bunun için sınıfın kaynama noktalarında, ‘kazanma iradesini’ açığa çıkarıp geliştirmeye yüklenmenin yanında, sınıf içerisinde devrimci faaliyetin derinleştirilmesini de içerecek biçimde güç biriktirmeye yoğunlaşmak gerekir.
Güç biriktirmenin yolu, sadece dalgalanmalar sırasında hareketlenmekle sağlanamayacaktır. Stratejik sektör ve fabrikalara öncelik veren uzun vadeli planlara dayalı inatçı, istikrarlı ve sürekli bir ilişkileniş çizgisini yakalamak şarttır.
Diğer yandan işçi sınıfının sınıf düşmanlarının ardına dizilmesinin önünü almaya dönük propaganda faaliyetleri ve yöntemleri çeşitlendirilmelidir. Başka birçok şeyin yanında yeni yıl için gündeme getirilen asgari ücret tartışması bu kapsamda değerlendirilebilecek başlıklardan biri olarak düşünülebilir. Taşeronluk sistemi, sendikasız ve güvencesiz çalıştırma, iş güvenliğinin hiçe sayılması sürekli hedefte olmalıdır. Burjuvazinin yanı sıra AKP’nin de gerçek yüzünün görülmesini kolaylaştıracak “Savaşa değil, emekçiye bütçe!”, “İnsanca yaşanacak asgari ücret!”, “6 saatlik işgünü, 8 saatlik ücret!”, “Herkese iş, herkese çalışma hakkı!” gibi talepler etkin bir biçimde gündemleştirilmelidir.
İşçi kitlelerinin, ‘ekmek davası‘nın gerçekte siyasal bir dava ve iktidar mücadelesi olduğunu kavramasının uzun ve zahmetli bir süreç gerektirdiği unutulmamalıdır.
[Alınteri’nin 17 Kasım 2015 tarihli 13. sayısının DSB köşesinden alınmıştır]