"Emek hareketi gericiliği, otoriterliğin baskısı altında, demokratik sendikal anlayış dibe vurmuş durumda"
Petrol-İş yönetiminin AKP’ye yakın eğilimin eline geçmesi sonucu atılan örgütlenme uzmanı Nuran Gülenç ile konuştuk:
Alınteri: Ne zamandan beri Petrol İş Sendikası’nda çalışıyordunuz? Hangi gerekçeyle işten atıldınız?
Nuran Gülenç: 1 Şubat 2014 tarihinden atıldığım tarihe kadar örgütlenme uzmanı olarak çalışıyordum. Son yaşanan genel kuruldan sonra seçilen yeni yönetim, örgütlenme stratejilerinde yaptıkları değişiklik nedeniyle benim pozisyonumda bir çalışana ihtiyaçları kalmadığı yazılı gerekçesiyle beni işten çıkarttı.
Ancak bunu basit bir iş reorganizasyonu olarak görmek mümkün değil.. İşten atıldığım yer sendika olunca, böylesi bir gerekçe ile işten atılmak komik bir gerekçe oluyor. Yeni yönetimin sendikal anlayışı ile sendikal anlayışım arasındaki fark, bu alanda çalışsan bir kadın oluşum, en önemlisi de sınıfın çıkarlarına ters düşen kararlara sessiz kalmayışım bu işten çıkarılmamın zeminini oluşturdu.
Alınteri: Sendikadaki yönetim değişikliğinden sonra ne gibi baskılar yaşadınız?
Nuran Gülenç: Aslında seçim sonrası bir şey yaşayacak kadar süre geçmedi. Genel kurulun hemen sonrasında işten atılma kararım alındı. Bunda en önemli etken, daha önceki yönetimde genel sekreter görevi yapan AKP’ye yakınlığıyla bilinen Ali Ufuk Yaşar’la yaşadığım çalışma pratiğimdir. İki yıl boyunca, alan örgütlenme uzmanı olarak çalışmaya başladığımda, şimdi genel başkan olan Ali Ufuk Yaşar’ın mobbingine maruz kaldım. Ben görevim gereği genel eğitim ve teşkilatlanma sekreteri olan Nimetullah Sözen’e bağlı bir çalışanken, çalışmalarım sırasında Ali Ufuk Yaşar’ın diğer yöneticilerin kararlarını hiçe sayan müdahalelerine maruz kaldım. Sendikada geçirdiğim zamanlarda benimle kontak kurmayıp, ben ne zaman iş için alana çıksan telefonla aranıp taciz edildim. Şubelere ondan habersiz gitmemem konusunda uyarıldım, örgütlenme yöntemlerimin yanlış olduğu vurgulandı.
Ki ben o zamanki yönetim kurulu çoğunluğunun onayladığı örgütlenme programı üzerinden hareket ediyordum. Örneğin Standard Profil EGE işyerinde işçilere baskı yapan şefler, müdürler hakkında sendikanın yapmış olduğu suç duyurusu, diğer yöneticiler yok sayılarak geri çektirildi. Seçimi kazandıktan sonraki ilk iş günündeki ilk talimatı adı geçen işyeri hakkındaki bir diğer davayla ilgili olarak, bölgedeki avukatın davaya katılmaması talimatını vermek oldu. Yine çoğunluk aldığımız bir başka işyerinde bakanlık başvurusu bekletildi. Görevim gereği bakanlık çalışanlarıyla irtibata geçmem gerekir. Bunu bana yasakladı ve daha buna benzer pekçok olaya maruz kaldım. Petrol-İş Sendikası’nda, uzmanların başkanlar kuruluna katılması bir gelenekken, kadın dergisi editörü arkadaşımla şimdiki genel başkanın talimatıyla “Bu kadınlar burada ne arıyor?” kaba müdahalesiyle toplantıdan çıkartıldık. Bu ve benzeri pekçok şey yaşadım, bu muamelelere karşı rahatsızlığımı, tepkimi dile getirdiğim için bunları yaşadım.
Alınteri: Yeni yönetimin kadınlara bakış açısı nasıldı?
Nuran Gülenç: AKP-MHP’li yönetimin başkanlığında bir yönetim var. Mesela ben çıkarılma sürecimde, benimle yapılan görüşmelerden örnek vereyim; benim işe alınmamda Ali Ufuk Yaşar ve genel sekreter Ahmet Kabaca örgütlenmede bir kadın uzaman olmayacağını düşünüyorlarmış. Yani örgütlenme alanı kadınların çalışabileceği bir alan değilmiş. Bu kadına yönelik bir ayrımcılıktır. Sonuçta kadınları kategorize ediyorlar, kadın bilincine sahip, feminist kadınları etraflarında istemiyorlar. Bu hem benimle kurdukları ilişkide, hem de sendikalarda tek olan kadın dergimizin editörü Necla Akgökçe’ye karşı tutumlarından ya da Elif arkadaşımın görmezden gelinmesi, yok sayılması tutumundan anlamak mümkün.
İşini iyi bilen birikimli kadınlar yerine kendilerine biat eden, her dediklerini onaylayacak kadın istiyorlar etraflarında. Bu bakış açısı Petrol-İş’in kadın-erkek eşitliğini sendikada inşa etmeye yönelik mücadeleci, kadın çalışma hattını da ortadan kaldırır. Sendika sadece kadın konusunda değil, pekçok konuda geleneksel mücadele anlayışının tam tersi bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Bu önümüzdeki günlerde sadece kadın çalışmalarında değil, diğer tüm alanlarda etkisini gösterecektir, bekleyelim ve görelim.
Alınteri: Sendikanın yeni yönetimiyle eski yönetimin sendikal anlayışları arasından ne gibi farklar gözlediniz?
Nuran Gülenç: Daha önce söylediklerimi özetlersek, mücadeleci bir sendikal anlayıştan uzlaşmacı bir sendikal anlayışa geçişten söz etmek mümkün. Bir önceki genel kurulda bu iki anlayışın oluşturduğu bir yönetim vardı. Ve bu iki anlayışın çatışmalarını her alanda görmek mümkündü. En keskin yaşandığı alan da doğal olarak örgütlenme alanı oldu. Sonuçta sizin örgütlenme pratiğiniz sendikal anlayışınızın aynasıdır.
Alınteri: Türkiye’deki mevcut sendikal yapılar ve anlayışlar sizce nasıl değiştirilebilir? Bunun için neler yapılmalı?
Nuran Gülenç: Bunu sadece sendikanın kendi dinamiklerinden beklemek zor. Sendika toplumun bir parçası, toplum olarak zor günler, altüst oluşlar yaşıyoruz. Emek hareketi gericiliği, otoriterliğin baskısı altında, demokratik sendikal anlayış dibe vurmuş durumda, bu gidişten kurtulmak öyle kolay olmayacak gibi geliyor bana. Bunun için sosyalistlere ciddi görevler düşüyor. Emeği merkezine alan, işçilerin, emekçilerin hayatlarına dokunan politikalar, söylemler geliştirmek zorunda. Dışarıdan bu toparlama yaşanmadıkça, sendika içindeki dinamikleri güçlendirmedikçe bu zor. Bugün kadın işçileri örgütlenmesi merkezine almayan politika geliştirmeyen, sendikaları zorlamayan bir anlayışın bir değişim ve dönüşüm yaşaması imkansız. Bugün emek hereketi kıskacına almış olan anlayış güçünü iktidardan alıyor. Ve oldukça çüretkarlar, en az onlar kadar çüretkar olabilmeliyiz. Çünkü biz haklıyız, doğru yerdeyiz ve emeğin evrensel ilkelerine inanıyoruz..
Alınteri: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Nuran Gülenç: Teşekkür ederim.