Hakların bahşedilmeyeceği bilincine ulaşmış işçi sınıfı, onları burjuvaziden dişe diş bir mücadeleyle söke söke alır
Sınıf mücadelesi içerisinde işbirlikçilik ve uzlaşmacılık, her daim işçi sınıfının başının belası olmuştur. İşçi sınıfının yanında görünüp, ruhunu burjuvaziye satmış, sınıfın ihtiyaç, özlem ve taleplerini emek düşmanlarına peşkeş çekenlere kılavuzluk eden tipler ne yazık ki bu topraklarda hep bol olmuştur.
Eskinin Dev-Yol’cusu şimdilerin Aydınlıkçısı, uzun yıllar Türk-İş’te genel başkan danışmanı olarak çalışmış Yıldırım Koç bunlardan birisi. Kendisi, ömrünü işçi sınıfı içerisinde devrimci olana, bu ruha sahip olan eğilimlere düşmanlığın teorik altyapısı için çalışmaya harcayanlardandır.
“Hak verilmez alınır mı?” başlıklı yazısında “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır!” gibi devrimci şiarları, “Sınıf mücadelesinin karmaşıklığını kavrayamayanların ürettiği” sloganlar olarak yaftalıyor.
Bu slogan büyük TEKEL direnişi sürecinde, direnişçi işçilerin kendi deneyimlerinden süzüp çıkardığı sezgilerle sahiplenip, Ankara sokaklarında güçlü bir biçimde haykırdıkları, direnişin ruhunu yansıtan etkili ve devrimci sloganlardan birisiydi. O günden bu yana da işçi sınıfı ve emekçilerin hak alma mücadelesinde ve direnişlerde bayraklaşan bir slogan olarak yaygın bir biçimde kullanılıyor.
TEKEL işçileri 2010 yılında haklarının ancak mücadeleyle alınacağına, zaferin sokakta kazanılacağına kendilerini inandırmış, direniş ve eylemlerini bunun içerdiği anlamlar üzerinden militan bir biçimde yürütmüşlerdi. Devletle birlikte işbirlikçi Türk-İş yönetimini de köşeye sıkıştıran, soğuğa, devlet terörüne rağmen başkentte çadırları mesken edinen direniş, sokakta kendisini aşan bir nitelik kazanınca, işçilerin örgütlü olduğu Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel tarafından satıldı.
Sokakta öncüleşen işçiler direnişin satılmasını, çadırların sökülmesini engelleyemediler. Fakat büyük TEKEL direnişi işçi sınıfı mücadelesinin tarihsel belleğinde asla silinmeyecek derin izler bıraktı.
Bugün eğer Tek Gıda-İş bu yazıyı sahiplenip sitesinde yayınlıyorsa, bunda bu arka planın etkisinin de olduğu açıktır. “Sınıf mücadelesinin karmaşıklığı içerisinde” derdini bu kadar yalın ve net ifade edebilen bu devrimci slogana düşmanlığı besleyen temel şeyse, sloganın içerdiği bilincin işçi sınıfı içerisinde kökleşmesidir.
Bu baylar çok iyi bilirler ki burjuvazi işçi sınıfının haklarını tepsiyle sunmazlar. Ancak işçi sınıfı tarafından köşeye sıkıştırıldıklarında belli adımlar atarlar. Hakların kendilerine bahşedilmeyeceği bilincine ulaşmış işçi sınıfı, onları burjuvaziden dişe diş bir mücadeleyle söke söke alırlar. Bu sloganda dile gelen “zafer sokakta kazanılır” vurgusu da sınıfın birleşik gücünü militan biçimlerde konuşturarak sonuç alacağına işaret eder. Buradaki “sokak” vurgusu bir simgedir. Bu vurgu grev, genel grev, fabrika işgali gibi birçok direniş biçimini kapsar.
‘Emek-sermaye karşıtlığı’ ve bu çelişki üzerinden mevzilenen güçlerin savaşında burjuvazinin çanak yalayıcılığına soyunmuş tiplerin korkusu ve düşmanlığı buradan beslenmektedir.
Korkun! Bu irade ve bilinç er ya da geç işçi sınıfı içerisinde güç kazanacak. İşte o zaman Koç gibileri reddettikleri “Güç ve sokak mücadelesi”nin ne kadar “özdeş” olduğunu görecekler. İşçi sınıfı ve onun mücadelesi içerisindeki tescilli hainler tarafından, devrimci mücadele fikrine karşı hezeyanların sınıfa şırınga edilmek istenmesine karşı mücadeleden asla taviz verilmemelidir.
[Alınteri’nin 1 Aralık 2015 tarihli DSB köşesinden alınmıştır]