İşçi barakaları hiçbir söze gerek bırakmayacak kadar açık bir şekilde işçilerin barınma koşullarını anlatmaya yetiyor
İstanbul’un Anadolu yakasında bulunan Barbaros Mahallesi'ndeyiz. Mahallenin neredeyse bütün gecekondularının duvarları “Bu bina kentsel dönüşüm projesi kapsamında bilmem ne inşaat firmasına aittir” yazılı irili ufaklı tabelalarla dolu. Kafanızı kaldırıp baktığınızda, yolun karşısında insanın başını döndüren dev büyüklükteki lüks plazalarla burun buruna gelirsiniz... Bu devasa binaları yapan inşaat işçileri plazaların gölgesinin vurduğu 4 katlı bir binada en insanlık dışı koşullarda barınıyorlar.
İşçi dostlarımızın kaldığı daracık odaya yöneliyoruz. Sekiz inşaat işçisinin neredeyse hava dahi alamadığı odada sohbete başlıyoruz. Bize barınma koşullarının ne kadar kötü olduğunu anlatmaya çalışıyorlar hep bir ağızdan. Oysa hiç gerek yok! İşçi barakaları hiçbir söze gerek bırakmayacak kadar açık bir şekilde işçilerin barınma koşullarını anlatmaya yetiyor. Avrupa’nın ikinci büyük ve lüks rezidanslarından olan Emaar'da işçilerin barındığı dışı bina görünümündeki, fakat içi baraka koşullarını andıran 4 katlı bu yapı bize inşaat işçisinin barınma koşullarının genel hatlarını veriyor.
Binada farklı taşeronlara ait yaklaşık 100 inşaat işçisi kalıyor. Neredeyse 20-25 metre karelik odalara 8-9 işçi yerleştirilmiş. Yasal olarak işçi başına 4.5 metrekarelik yer ayrılması gerekirken işçiler üst üste yerleştirilerek hava dahi alamadıkları bir ortam yaratılmış. 20-25 işçinin kaldığı her katta bir duş ve iki tane de tuvalet bulunuyor. İşçi arkadaşlar duş ve tuvalet kuyruklarının nasıl sorun yarattığını anlatarak bu durumun insani olmadığını vurguluyorar.
Kimi odalar, daha fazla işçi sığdırmak için kartonpiyerlerle derme çatma bölünmüş. Havalandırma yok! İşçi arkadaşlar küçücük odalarda tıka basa kalmanın en kötü yanının hava alıp vermekte güçlük çekilmesi ve dayanılmaz kokular olduğunu söylüyorlar. Özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde bu koku ve havasızlık nedeniyle camları açtıklarını fakat bu seferde üşütüp rahatsızlanarak yatak döşek yattıklarından yakınıyorlar.
11 Mart 2012'de Esenyurt’ta derme çatma barakalarda insanlık dışı koşullarda kalan on bir inşaat işçisinin feci şekilde yanarak ölmesinin ardından kamuoyunun gündemine bir nebzede olsa girmeyi “başaran” inşaat işçisinin barınma koşulları bugün hala yakıcılığını ne yazık ki koruyor.
[Alınteri’nin 1 Şubat 2016 tarihli 18. sayısından alınmıştır]